Enerji Günlüğü - Danimarka merkezli biyoteknoloji şirketi Novonesis’in Türkiye Müdürü Pınar Tunçkol, şirketin Türkiye’deki faaliyetlerini ve enerji alanındaki çalışmalarını anlattı. Türkiye’nin enerjide dışa bağımlılığının yüzde 75 civarında olduğunu belirten Tunçkol, bu açığın yerli kaynaklarla özellikle biyoenerjiyle kapatılabileceğini söyledi.
Sürdürülebilir havacılık yakıtlarında Türk Hava Yolları’na teknoloji partnerliği yaptıklarını belirten Tunçkol, şirketin dünya genelinde 40’tan fazla Ar-Ge ve aplikasyon laboratuvarı bulunduğunu ve cironun yaklaşık yüzde 11’ini Ar-Ge’ye ayırdıklarını aktardı. Türkiye’de kullanılmayan yaklaşık 45 milyon ton biyokütlenin enerji yatırımlarında değerlendirilebileceğine dikkat çeken Tunçkol, Avrupa’da yüzde 5-10 seviyesinde olan biyoyakıt karıştırma oranının Türkiye’de yüzde 1,5’a kadar gerilediğini belirterek, mevcut regülasyonların bu alanı yeterince desteklemediğini vurguladı.
BİYOENERJİ REGÜLASYONLA DESTEKLENMELİ
Türkiye’nin enerjide dışa bağımlılığının yaklaşık olarak %75 olduğunu belirten Tunçkol, “Bunu ancak Türkiye’de yetişen ve var olan kaynaklarla çözebiliriz. Biyoenerji burada ön plana çıkıyor. Rüzgar, güneş ve hidroenerjiye ek olarak mevcut biyokütlenin daha iyi kullanılması lazım” dedi.
Fosil yakıtların içine karıştırılan biyoyakıtlara ilişkin karıştırma kurallarına da değinen Tunçkol, “Avrupa’da yüzde 5 ile yüzde 10 arasında bir karıştırma kuralı varken, Türkiye’de bu oran yüzde 5’lerden yüzde 1,5’lara kadar geriledi. Bu taraf biraz ağır işliyor” ifadelerini kullandı.
Bazı ülkelerde enerji sektöründe kullanılan enzim miktarının gıda sektöründekinden bile fazla olduğunu belirten Tunçkol, bunun söz konusu ülkelerin biyoenerjiyi destekleyici regülasyonlara sahip olmasından kaynaklandığını, Türkiye’deki regülasyonların ise henüz bu pazarı güçlendirecek seviyeye ulaşmadığını sözlerine ekledi.
TÜRKİYE BİYOYAKIT ADAPTASYONUNDA YAVAŞ KALIYOR
Son yıllarda gündeme gelen biyoyakıtların dünyada birçok ülkede sürdürülebilir enerji kaynağı olarak kullanıldığını belirten Tunçkol, “Türkiye bu anlamda adaptasyonda Hindistan, Brezilya veya ABD gibi ülkelere göre biraz daha yavaş gidiyor. Bu ülkeler regülasyonlarla biyogaz, biyodizel ve özellikle hava ve deniz taşımacılığında kullanılan yakıtlarda ciddi anlamda biyoenerjiyi kullanıyor” şeklinde konuştu.
Türkiye’nin tarımsal faaliyetlerinin ve potansiyelinin bu geçişi elverişli hale getirebileceğini belirten Tunçkol, ülkede halihazırda etanol üretimi yapıldığını ancak kullanım düzeyinin düşük kaldığını sözlerine ekledi.
BİYOÇÖZÜMLERİN POTANSİYELİ 4 MİLYAR EURO
Biyoçözümlerin Türkiye için ekonomik büyüklüğüne dikkat çeken Tunçkol, “Biyoçözümlerin Türkiye için yaklaşık 4 milyar euro bir potansiyeli var. 2035’te bunun 3 katına çıkacağını öngörüyoruz. Bu büyümedeki en büyük katkı tarımdan gelecek” ifadelerini kullandı.
Türkiye’de şu anda yaklaşık 45 milyon ton kullanılmayan biyokütle bulunduğunu ve bu biyokütlenin enerji yatırımlarında değerlendirilebileceğini belirten Tunçkol, etanol üretimi sırasında ortaya çıkan DDGS gibi yan ürünlerin, Türkiye’nin en büyük ithalat kalemlerinden biri olan soya gibi hayvan yemi ithalatını azaltabileceğini, bunun da 10-15 milyar euro civarında bir katma değer yaratabileceğini kaydetti.
THY İLE SÜRDÜRÜLEBİLİR YAKIT KONUSUNDA İŞ BİRLİĞİ
Sürdürülebilir Havacılık Yakıtları konusunda Türk Hava Yolları’nın (THY) çeşitli girişimler yürüttüğünü belirten Tunçkol, “Biz de onlara teknoloji partneri olarak uygulamaları anlatmaya çalışıyoruz. Dünyada şu an kullanılmış atık yağların (UCO) toplanması ön planda. Türkiye’de de bazı rafinerilerin ve enerji firmalarının buna yatırım yaptığını görüyoruz” cümleleriyle süreci anlattı.
Sürdürülebilir havacılık yakıtı üretiminde jet yakıtının depolanmasına ilişkin şu an olumsuz bir geri bildirim bulunmadığını belirten Tunçkol, temel sorunun ithal bir girdi olan atık yağa erişimin sınırlı olması olduğunu, bazı firmaların Türkiye’de farklı bitkilerden yakıt üretimi için çalışma yürüttüğünü, ülkenin tarım zenginliği sayesinde bu yakıtı ileride ihraç edebilecek bir noktaya gelmesinin de mümkün olduğunu kaydetti.
Yalnızca atık yağa bağımlı kalmanın risklerini anlatan, Tunçkol, “Sadece atık yağlara bağımlı kalmak, yarın bir gün hammadde kısıtı ve fiyat dalgalanmaları yaratabilir. Bu yüzden bakış açısını geniş tutup, ülkenin ürettiği bitkilerin bu süreçlerde kullanılması için Ar-Ge çalışmalarıyla alternatif yollar üretilmesi lazım” dedi.
COP31 BİYOÇÖZÜMLER İÇİN VİTRİN OLABİLİR
Türkiye’nin ev sahipliği yapacağı COP31’in, ülkenin enerji güvenliği, yerli kapasite ve yeşil sanayi dönüşümünü birlikte ele alan yaklaşımını uluslararası ölçekte anlatabileceği önemli platformlardan biri olarak değerlendirildiği belirten Tunçkol, sürdürülebilir havacılık yakıtının, Türkiye’nin tarımsal ve biyolojik kaynaklarını yüksek katma değerli ürünlere dönüştürme, yerli üretimi artırma ve bölgesel bir enerji- sanayi merkezi oluşturma potansiyelinin somut örneklerinden biri olarak öne çıktığı da anlattı.
CİRONUN YÜZDE 11 AR-GE’YE
Şirketin biyolojik çözümlerle dünyanın, özellikle de ekonomik sorunlarına çözüm üretmeyi önceliklendirdiğini belirten Tunçkol, “Bizim kaynağımız, temelimiz bilimden ve doğadan geliyor. Ar-Ge departmanımız bu anlamda çok ön planda. Dünyada 40’tan fazla lokasyonda Ar-Ge ve aplikasyon laboratuvarımız var ve bu laboratuvarlarda bölgesel çözümler geliştiriyoruz” dedi.
İstanbul bir aplikasyon laboratuvarlarının bulunduğunu ve Türkiye’deki üreticilerin talepleri doğrultusunda özel çözümler geliştirdiklerini kaydeden Tunçkol, 2018’den bu yana laboratuvarlara ve ekibe sürekli yatırım yaptıklarını, Türkiye’nin coğrafi konumu ve ihracat potansiyelinin buradaki önemi de dikkati çekti.
Erdem Duru- Enerji Günlüğü / İSTANBUL




