1. YAZARLAR

  2. Ali Arif AKTÜRK

  3. Uzmanından enerji politikası önerileri - II
Ali Arif AKTÜRK

Ali Arif AKTÜRK

Yazarın Tüm Yazıları >

Uzmanından enerji politikası önerileri - II

Değerli okuyucular, 

İlk yazımda devam edeceğimden bahsederek yazıyı bağlamıştım. Ancak yazının ikinci ve belki de üçüncü kısmını yazmadan önce annemi hastaneye yoğun bakıma kaldırdım, entübe vaziyette. Birkaç gündür sürekli onunla ilgilendiğimden yazıya odaklanamadım. Bugün bir arkadaşımın arayıp da yazının devamını sormasını müteakip, stresimi ve kafamı da dağıtmak için bilgisayarın başına oturdum ve yazının devamını yazmaya çalışacağım.

Bildiğiniz gibi başta FED olmak üzere Merkez Bankalarının parasal genişleme sonucu piyasaları paraya boğması neticesinde emtia fiyatlarında çok ciddi artışlar oldu. Bir nev’i FED tüm dünya uluslarına enflasyon ihraç etti. Bunun yanı sıra bizde de son bir kaç ayda yaşanan hızlı devalüasyon ile Türk Lirasının değer kaybetmesi çok yüksek enflasyonu ve fiyat artışlarını da beraberinde getirdi.

Petrol fiyatlarının ve özellikle de doğalgaz fiyatlarının astronomik artışı Türkiye’nin doğalgaz faturasını kabarttı. Bunun yanı sıra 2021 de yaşanan kuraklık, ekonominin pandemi sonrasında hızlı büyümesi elektrik üretiminde doğalgazın payını da arttırdı. Hal böyle olunca da özellikle nihai tüketicilere olmak üzere elektrik ve doğalgaz fiyatlarına astronomik oranlarda artış baskısı da yaşanmaya başladı.

Zaten geçtiğimiz 20 yılda dönemine göre değişmekle birlikte özellikle doğalgaz fiyatlarında farklı oranlarda çapraz sübvansiyon ve BOTAŞ’ın bilançosundan sübvansiyon yaşanmaktaydı. Bu fiyat baskılama olayı aynı zamanda özel sektör tarafından ithal edilen gaz için de zaman zaman sorunlar yarattı ve siyasi irade özel sektörün piyasada rekabet edebilmesi için özel sektörü tedarikçisine baskı için de yine bazı dönemlerde kullandı. Ve böylesi kısa vadeli ve dünyadaki ekonomik şartlara göre değişen öngörülemez bir fiyatlandırma politikası ile günümüze gelindi. Bunca süre sonra şimdi elektrikte ve doğalgazda kademeli fiyat da düşünülmeye başlandı. Özellikle düşük tüketim profilinde daha düşük fiyatlandırma yapıp hem dar gelirliye biraz nefes alma imkanı sağlamak, hem de tüketim verimliliğini sağlamak hedefleniyor.

Önce sübvansiyonu kimin yapması gerektiğine karar vermek gerekiyor. Eğer biz Elektrik Piyasası Kanunu ve Doğalgaz Piyasası Kanunu ile piyasa mekanizmasına geçtiysek, bu ürünlerin birer emtia olduğunu kabul edip EPİAŞ’ı da kurduysak ve yine eğer bu ürünlerin üretimini, ticaretini EPDK tarafından lisans verdiğimiz tüzel kişiliklere yaptırıyorsak (kamu ya da özel sektör fark etmez) sübvansiyonun sahipleri piyasa oyuncuları, KİT’ler değildir.

Sübvansiyonun tek sorumlusu ekonomik politikalara, vergi politikalarına yön veren siyasi iradedir ve bunun da kaynağı ve karşılığı vergi politikalarıdır. Bunun sonucunda da sübvansiyonun kaynağı yer yıl TBMM’ye sunulan ve oradan onaylanan bütçe kanunudur. Zaten bu konu TBMM tarafından, halkın temsilcileri tarafından onaylanıyorsa kimsenin de bir şey deme hakkı olmaz.

Nihai tüketiciye kademeli fiyatlandırma uygulamasında yapılması gereken tek şey kademelendirmenin vergi oranları üzerinden yapılmasıdır. Bir örnek vermek gerekirse diyelim ki elektrikte kademelendirme yaptık. Her fatura döneminde;

150 kWh’e kadar %1 KDV

150-300 kWh %8 KDV

300-2000 kWh %18 KDV

1000 kWh ve üzeri %20 KDV

Kademeler üzerinde tartışılabilir ancak böylesi bir kademelendirme de belki ilk aşamada Bütçeden çıkacak kaynak;

46 milyon abone x 150 x Elektrik fiyatı x (0,18-0,01) şeklinde kabaca hesaplanır. (Buradaki varsayımım hemen her abonenin asgari 150 kwh tüketeceği varsayımı ile) Diğer kademelerde de eldeki verilere göre hesaplama yapılabilir.

Bu kademelerde yapılan KDV indirimlerinin bir kısmı (belki de hepsi) 1000 kWh’in üzerindeki tüketime yapılacak KDV artışından karşılanabilir. Aradaki fark negatif ise bu da zaten genel bütçeden karşılanır. Zaten KDV sadece nihai tüketicileri ilgilendirdiği ve aradaki ticaret erbaplarının mahsuplaşma yapmasından dolayı etkilenmeyecekleri de ayrı bir durumdur. Ama elektriğin emtia bedeli piyasa yapısını bozmayacak şekilde uygulanmalıdır.

Doğalgaz da şu andaki fiyatlandırma yapısı ise kesinlikle sürdürülemez bir durumdadır. Çapraz sübvansiyonun boyutu inanılmaz seviyelere ulaşmış ve doğalgazda konut aboneleri ile sanayi ve elektrik üretimi amaçlı kullananlar arasındaki fiyat makası çok büyük seviyelere ulaşmıştır. Ayrıca konutlarda böylesi baskılanan tek bir fiyat yapısı da ithal doğalgazın tüketiminde tasarruf yapmayı engellemektedir. Yukarıda elektrik örneği için anlattığım KDV farklılaştırması doğalgaz için de uygulanmalıdır. Bunun yanında BOTAŞ konut, sanayi, elektrik gibi farklı bir fiyat politikası uygulamaktan vazgeçmeli onun yerine STANDART bir esneklikteki bir doğalgaz kontratına UDN’da teslim edecekmiş gibi tek bir satış fiyatı açıklamalıdır. Doğrudan müşterisine yaptığı satışlarda iletim, dağıtım bedellerini de faturasına eklemelidir. Bu tek bir satış fiyatı da;

Ağırlıklı Ortalama Alım Fiyatı (Uzun vadeli kontratların fiyatlarından, spot LNG hariç) x (1+ risk primi) olacak şekilde olmalıdır. Bu fiyat alım anlaşmalarındaki şartların ortak paydasını yansıtan standart bir kontratta;

Günlük Sözleşme Miktarı = Yıllık Sözleşme Miktarı / 0,9

Gibi bir esneklikteki kontratın gaz fiyatı olmalıdır.

Günlük Sözleşme Miktarı bilindiği üzere gazın teslimat esnekliğini, bunun için gereken depolama ihtiyacını ve özellikle kış ve pik dönemlerindeki spot LNG alımlarını da belirleyeceği için her bir esneklik artışına belli bir yüzde oranında zamlı tarife uygulayabilir. Mesela;

Yıllık Sözleşme Miktarı / 0,85  %15 zamlı

Yıllık Sözleşme Miktarı / 0,80  %20 zamlı

Yıllık Sözleşme Miktarı / 0,75  %30 zamlı

Yıllık Sözleşme Miktarı / 0,70  %35 zamlı

Yıllık Sözleşme Miktarı / 0,60  %40 zamlı

Yıllık Sözleşme Miktarı / 0,50  %50 zamlı

şeklinde uygulanabilir.

Tabii bu oranlar hep farazi verilmiştir. Uygulanacak oranların, konu üzerinde ciddi şekilde çalışılarak belirlenmesi gerekmektedir. Oranlar ve kademeler daha da çeşitlendirilebilir. Burada en çok artış konutlarda olacaktır. Çünkü konut tüketimlerinin dağılımı kışın fazla gaz tüketip, yazın daha az tüketim şeklindedir. Ama kışın alınan spot gazın da önemli bir bölümü konut ihtiyacını karşılamakta kullanılmaktadır. Yine depolamanın marjinal maliyetinin çok önemli bir kısmı konut tüketimleri içindir.

Yukarıda düşük tüketime düşük KDV önerimle de bu yüksek konut gaz fiyatlarının bir kısmı en azından tasarruflu tüketici için telafi edilebilir. Bunun yanında birazdan aşağıda önereceğim başka doğrudan destek programı ile dar gelirli doğalgaz tüketicisine destek verilebilir. Aksi takdirde bugünkü sistem ile Boğaz’daki yalıda doğalgaz tüketen ile Sultanbeyli’deki dar gelirliye aynı fiyattan gaz satmış oluruz. Eğer emtianın gerçek maliyetini pazarda yaratabilirsek EPİAŞ ve vadeli kaldıraçlı finansal ürünleri de geliştirebiliriz. Şayet mevcut şekilde yola devam edersek EPİAŞ’ın doğalgaz tarafı gelişemez, güdük kalır.

Türkiye'de dört kişilik bir ailenin yıllık ortalama doğal gaz tüketiminin yaklaşık 1600 metreküp olduğunu varsayalım. Bunun 600 m3’ü mutfak sıcak su, 1000 m3’ü ise ısınma olsa, yaklaşık 50 m3 ayda mutfak ve sıcak su, beş ayda ısınma için tüketiyor olsa 200 m3’de ısınma için harcar. (Hepsi varsayımsal yazıyorum)

Dar gelirliye Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı kış döneminde 150 m3 karşılığı her ay isme yazılı mavi kart, mavi çek ya da adını siz koyun, verse ve bu dar gelirli abone faturasını dağıtım şirketine öderken bu karta denk gelen miktarı faturadan mahsuplaşır. Kalan kısım var ise onu da kendi cebinden nakit olarak öder. Dağıtım şirketleri ise ay sonunda toplanılan bu mavi kartların bedellerini BOTAŞ’a ödedikleri gaz bedellerinden mahsuplaşırlar. Bu mavi kartların toplam bedelleri ise genel bütçeye konulmuş olan kaynaktan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından BOTAŞ’a ödenir.

İlk bakışta biraz ağır iş yükü ortaya çıkaracak gibi görünse de aslında bilgisayar sistemlerinin çok geliştiği günümüzde bu çok rahat yapılır. Yok eğer bu kadar kapsamlı bir yapıya gerek yok diyorsanız, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı kendisinin belirlediği dar gelirlilere 150 m3 doğalgazın bedelini nakdi olarak öder.

Daha yazacak çok şey var ama benim bu yazdıklarım naçizane öneriler. Bu yazıdan çıkarılması gereken tek sonuç sübvansiyonlar piyasa oyuncuları (Kamu özel fark etmez) üzerinden değil, genel bütçe üzerinden yapılmasıdır. Aksi takdirde piyasa mekanizmasını, KİT dengesini bozup, verimsizliği desteklemiş oluyoruz.

Şimdi okuyanlar belki de bir atasözümüzü hatırlayarak“bekara karı boşatmak kolaydır”uzaktan ahkam kesiyor diyebilir. Belki de haklıdır. Ama şu da bir gerçek ki, bu dönemde BOTAŞ Genel Müdürünün işi gerçekten çok zor. Ama unutulmaması gereken bir husus, sübvansiyon doğrudan genel bütçeden yapılmaz ise KİT’lerin bilançolarına sermaye enjekte edilerek yapılmaya devam edilirse sürdürülebilirliği, şeffaflığı sorgulanır hale geliyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar