KONUK YAZAR: ALTAN DENİZSEL(*)
Biyogaz sektörü artık elektrik üretmek istemiyor. YEKDEM kapsamından çıkan, yani 13.3 Dolar/Cent destek fiyatından elektrik satamayan biyogaz tesisleri kapanmaya doğru gidiyor. Oysa yeni bir yaklaşımla işletilmeleri halinde ülkenin bu santral filosu, hem enerjide dışa bağımlılığın azaltılmasında hem de sürdürülebilirlik ve net sıfır hedeflerine ulaşmada bir kaldıraç işlevi görecektir.
Nasıl mı? Anlatmaya çalışalım. Önce Avrupa’dan birkaç bilgi notu: Almanya biyogaz tesisleri açısından dünyanın 1 numaralı ülkesi. Çeşitli büyüklüklerde yaklaşık 10.000 adet biyogaz tesisi bulunan ülkede son 10 senedir yeni kurulan biyogaz tesisleri ile YEKDEM’den yararlanma süreleri dolan biyogaz tesisleri artık biyogazı dönüştürerek (upgrade ederek) BIOMETHANE-GREEN GAS, BIOLNG ve BIOFOODGRADE KARBON DİOKSİT üretiyor.
Türkiye’ye gelirsek… Ülkemizde 2010’ların başından itibaren devletin verdiği 13.3 USD/Cent teşvikle 200 civarında ıslak fermantasyon ve çöp gazı tesisi kuruldu. 2022 yılından beri YEKDEM süresi dolanlar serbest piyasaya düşüyor. Bu tesislerin elektkrik sattığı serbest piyasada fiyatlar sürekli gerileme halinde. Söz konusu biyogaz tesislerinin, bugünkü fiyat seviyelerinden elektrik satarak yaşaması artık mümkün değil.
ELEKTRİK SANTRALİ MUAMELESİ
Biyogaz tesislerinin bir elektrik üretim tesisi olmadığını senelerden beri anlatamadık. Doğaya zarar veren metan gazı bu sistemin BYPRODUCT’ıdır. Ve buradan da elektrik üretim teşviği verilerek tüm bu tesisler çöp gazı da dahil olmak üzere geliştirilmiş ve yaygınlaşmıştır.
Islak fermantasyon tesisleri haricinde tüm yenilenebilir enerji tesislerinin tek çıktısı elektrik. Ve bu tesislerin elektrik üretimine devam edebilmeleri için muhatap oldukları tek kurum Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı.
Biyogaz sektörü ise üç sektöre direkt hizmet veriyor. Atıkları toplayarak veya toplanan atıkları kullanarak biyogaz üretiyor ve bunu elektriğe çeviriyor. Fermantasyona tabi tutulan organik atıklardan da organik gübre üretiyor.
Sonuçta en az üz bakanlık (Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Tarım ve Orman Bakanlığı ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı) için önem arz etmesi gereken bu sektörün tek bir genel destek mekanizması, yani YEKDEM üzerinden yönetilmesi büyük bir eksiklik.
“Bir koyundan birden fazla post çıkmaz” diyen atasözünün bu sektör için doğru olmadığı ortaya çıktı. Bu sektör metan üretir, bunu ister elektrik üretiminde kullanır, isterse doğalgaza çevirebilir. Upgrade edilen biyogazı BIOLNG’ye çevirebilir, organik atıklar organik gübreye çevrilir, sıvı fraksiyon hem gübre olarak kullanılır hem de istenirse içinden amonyak sıyrılarak ithalat azaltılır. Amonyum sülfat ve amonyum nitrat üretilir, atık ısıdan faydalanılarak kurutma yapılır ve mekan ısıtılır, sıvı fraksiyondaki amonyak alındıktan sonra kalan sıvı, tarımsal sulamada kullanılabilir.
Artık Avrupa’da eski usul çöp gömme ile oluşan landfill kurulumuna izin verilmiyor. Bunun yerine bölgesel şehirler ve kasabalar çapında kuru fermentasyon sistemleri kurularak ilk önce atığın gazı alınıyor. Kalan kısmın ayrıştırılması sonucunda kompost elde ediliyor ve en son kalan malzeme de briket haline getirilerek yakma tesislerinde elektrik ve ısıya çevriliyor.
Bir atıktan kaç post çıktığını görmek için alim olmaya gerek yok. İşlemler ortada iken bu sektör niye göz ardı edilir anlamak mümkün değil.
Günde 500.000 ton büyükbaş atığı, 40.000 ton tavuk atığı, 86.000 ton evsel çöp, sera atığı, gıda işleme fabrikası atığı, hal atığı, yemek atığı, mezbaha atığı ve daha binlerce ton diğer atıkların olduğu ülkemizde tüm bu atıkları günlük işleme kapasitesi kurulamamıştır. Bu atıkların birçoğu hâlâ gelişi güzel atılırken ekonomik fayda sağlanamıyor.
Ülkemiz senede yaklaşık 50 miyar metreküp doğalgaz ithal ediyor. Çok az bir miktarda, yaklaşık 3 miyar metreküplük yerli doğalgaz üretimi mevcut. Oysa biz, gazı yeraltından çıkarmak yerine, üretmek istiyoruz.
Şu andaki kurulu kapasite ile yaklaşık 5 milyar metreküp doğalgaz üretimi mümkün. Bunu yaptığımızda, şu anda yabancıya ödenen milyonlarca dolar Türk üreticisine dönecektir. Böylece ekonomi yönetimimiz, o kadar yüksek miktarda dolar bulmak için kapı kapı dolaşmaktan kurtulacak.
Tekrar üretim işine dönersek, biz fosil kaynaklı olmayan bir doğalgaz, yani BIOMETHANE ve BIOLNG üretmek istiyoruz. Bu gaza tüm dünya GREENGAS diyor ve bu gazı kullanarak karbon ayak izlerini azaltmak istiyorlar.
Ülkemizin başka bir avantajı ise doğudan batıya uzanan ve Avrupa’yı besleyen doğal gaz hatlarının Türkiye’den geçmesidir. Bu hatlara basılacak yeşil gazın sertifikası bile ülkemize büyük değer kazandırır.
Biyogazı üretirken sadece tesisin kendi iç tüketimini karşılayacak miktarda elektrik ve ısı üreteceğiz. Dolayısıyla kojenerasyon sektörüne yani ithalata ödediğimiz milyonlarca drolarlık harcama tutarımız da düşecek ve cari açığın azalmasına fayda sağlanacak.
Bu tesislerde, gıda sektöründe girdi olarak kullanılan karbondioksiti ikame edecğek foodgrade karbondioksit de üretilecek. Böylece yer altından fosil olarak çıkarılan gazın düşürülmesiyle karbon salımı da azaltılacak.
Kısacası organik atıkları bir şekilde doğru yöntemlerle ve doğru katkı maddeleri ile acil olarak doğalgaza çevirmek ya da biyogaz olarak üretim proseslerinde kullanmak gerekiyor.
Bu arada, endüstriyel biyogaz tesisleri için ayrı destek mekanizmaları, çiftlik tipi sistemler için ayrı teşvik mekanizmaları oluşturmakta fayda var. Biyogaz sektörünün önünü açmak için ilk etapta çiftlik tipi biyogazlara önem verilmeli. Onların ürettikleri elektrik için özel YEKDEM fiyatları uygulanmalı. Devlet bu sektöre yeterince hibe sağlıyor ama bu tesislerin kurulum işlemleri de büyük ölçekliler ile hemen hemen aynı. Yani 50 kWh ile 6000 kWh arasında yazışma, belge alma, ibraz etme farkı yok. Ve bu durum işleri çok uzatıyor.
Devlet hibe verirken biraz seçici olursa, hayvancılık sektörü de sınıf atlar. Çiftliklerin kaba yemini üretmesi elzemdir. Bu nedenle ihtiyaç duyacağı kaba yemi üretecek kendi veya kiralık arazileri olmayan çiftliklerin biyogaz tesisi projelerine hibe verilmemeli. Bu sistem sayesinde fermente edilmiş gübre yeniden tarım topraklarına ulaşarak kimyasal gübre üretimini azaltır.
Başka bir operasyon ise doğal gaz götürülemeyecek köylere biyogaz tesisi kurularak bu biyogazın ısıtmada ve mutfakta kullanılmasıdır. Bu sayede yüzlerce kilometrelik boru döşeme maliyetleri, kamulaştırma bedelleri ortadan kalkar, mahkemeler ve itiraz süreçleri ile uğraşılmaz. Kırsalda istihdam artar, köyden kente göç azalır, tarımsal üretim artar.
Biyogaz tesislerinin diğer bir etkisi de hayvan ve insan refahını arttırması. Her gün düzenli biyogaz tesislerine giden atıkların çevreyi, yer altı ve yer üstü suları kirletmesi sıfırlanır. Uçucu ve diğer haşerelerin üremesi azalır.
Ahırlarda metan ve amonyak kokusu azaldığı için hayvanlar daha sağlıklı olur ve süt üretimleri artar. Köylerde ve diğer yerlerde etrafa atılan ve yaşayanlar için koku ve diğer rahatsızlık veren etmenler azalır.
Daha sayamayacağım ancak tarım ve çevre uzmanlarının ortaya koyacağı birçok gerçeğin göz ardı edilmemesi gerekir. Çıkan gazdan sadece aritmetik çarpana göre kaç kWh elektrik hesabı yapılması yanlıştır. Arkasındaki en önemli gerçek geometrik çarpanların ortaya konmasıdır.
Bu nedenle daha fazla vakit geçirmeden bu konunun masaya yatırılarak değerlendirilmesi ülke için elzem bir olaydır. Biyogazdan ayrıca hidrojen ve biomethanol üretilerek uçak ve gemi yakıtına dönüştürülebilir. Yerli ve milli sanayi sadece savunma sanayisine destekle oluşturulmaz, katma değeri yüksek başka ürünlerin de Türkiye’de üretilmesi gerekiyor.
(*) Biyogazder Yönetim Kurulu Başkanı




