Geçtiğimiz günlerde Çin’in, Gobi Çölü’nün yayılmasını engellemek için 100 milyardan fazla ağaç diktiği haberleri geldi. Aslında bu Gobi Çölü’nden ibaret olmayan ve 1978 yılında başlayan çölleşme ile mücadele projesinin bir parçası. 2050 yılında tamamlanması düşünülen Üç Kuzey Koruma Orman Kuşağı ya da Büyük Yeşil Program ile birlikte kum fırtınaları ve rüzgâr erozyonunun azaltılması, tarım alanlarının korunması, mikroklimanın yumuşaması, karbon tutma kapasitesinin arttırılması ve kırsal kalkınmanın arttırılması amaçlanıyor.
Çin hükümeti devam edegelen bu projenin orman örtüsünü yüzde 5.05’ten yüzde 13.84’e çıkarttığını, böylece yaklaşık olarak 30 milyon hektarlık bir tarım alanının da kurtarıldığını ifade ediyor. Artan orman örtüsünün rüzgâr kırıcı etkisiyle bir mikroklima oluştuğu ve bunun toprak verimliliğini de yükselttiği üzerinde duruluyor.
Ağaçlandırma ile ortaya çıkan kazanımlardan birinin de kum fırtınalarının azalması olduğu söyleniyor. Örneğin Jartal Tuz Gölü projesinde, göle taşınan kum miktarının 1,275,000 m3’ten 367,000 m3’e düşmesi projenin olumlu çıktılarından bir diğeri olarak gösteriliyor.
Peki bu proje sürdürülebilir mi ya da her şey böyle güllük gülistanlık mı?
Sürdürülebilirlik konusunda ilk üzerinde durulması gereken konu su meselesidir. Bu projenin devamlılığı önemli miktarda su gerektiriyor. Yapılan çalışmalar Gobi alanında yıllık yağış 35-45 mm iken dikili orman alanlarının yıllık tüketiminin 800-1600 mm civarlarında olduğunu gösteriyor. Bu durum ağaçlandırmanın verimli şekilde devam edip edemeyeceği konusunda bir soru işareti yaratıyor. Aynı zamanda da adı geçen ağaçlandırma projesinin su dengesini ciddi şekilde bozduğu tespiti de kaygıları arttıran başka bir boyut olarak karşımıza çıkıyor.
Kum fırtınaları her zaman kötü mü?
Evet, kum fırtınalarının insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri aşikâr. Sadece insan sağlığı da değil, tarım, ulaştırma, hayvancılık gibi birçok sektörü yoğun şekilde etkiliyor. Ancak, aşırı kum fırtınalarının oluşmasının insan eylemleri sonucunda bozulan ekosistem nedeniyle gerçekleştiğini unutmamak gerekiyor.
Bunun dışında örneğin Sahra çölünden her yıl yaklaşık 182 milyon ton toz Amazon Havzası’na çöküyor ve bölgeye fosfor sağlıyor. Ayrıca, toz ve kum taşınımı sadece Amazon bölgesine değil, okyanuslara da besin taşıyor. Bu da okyanus ekosisteminin dengesi açısından son derece kritik.
Dolayısıyla yukarıdaki örnekte yer alan ilişki, Gobi Çölü ve bulunduğu bölge için de geçerlidir. Çin’in yürüttüğü ağaçlandırma projesi sonucunda kum fırtınalarının azalmasının ekosistem açısından olumsuz sonuçlar doğurabileceği de unutulmamalı.
Doğrusal olmayan sonuçlar: Gobi’den küresel sisteme
Çin’in Büyük Yeşil Program’ını iyi niyetli bir müdahale olarak görmek mümkün. Ancak bu müdahalenin öngörülemeyen sonuçlar doğurup doğurmayacağı sorusunu, karmaşık sistemlerin perspektifi olan kaos teorisi üzerinden değerlendirmek farklı bir bakış açısı kazandıracaktır.
Kaos teorisine göre, sistemin unsurları doğrusal olmayan bir şekilde birbirleri ile etkileşim halindedir. Bu etkileşim bileşenlerin birbirine bağlı olduğu sonucunu doğurur. Bağlı olan bu unsurlardaki en ufak bir değişim de tüm sistemin davranışını kökten değiştirebilir. Kaotik bir sistemde dolanıklık olarak tanımlayabileceğimiz bu ilişki başlangıç şartlarına hassas bağlılığı ortaya çıkartır ki bu da kaos literatüründe kelebek etkisi olarak tanımlanıyor.
Bu minvalde, konumuza dönecek olursak Çin’in ağaçlandırma projesi yerel bir müdahale olarak görülebilir, ancak bu yerel müdahale hiç beklenmedik sonuçlar doğurabilir. Örneğin karbon tutulumunun artması iklim değişikliği ile mücadele açısından olumlu olsa da su kaynaklarını azaltarak farklı bir kırılganlık oluşturabilir. Ayrıca çöllerin ağaçlandırılması bölgedeki biyoçeşitliliği bozabilir.
Çöllerdeki toz fırtınalarının engellenmesi hem okyanusların hem de ormanların ekosistemini bozabilir. En büyük karbon yutakları olarak kabul edilen ormanlar ve okyanusların ekosisteminin bozulması asitlenme ve besin zincirini kırabilir. Bu da biyoçeşitlilik kaybına neden olur.
Orman ve okyanus ekosistemi bozulursa depolanmış karbon atmosfere yeniden salınabilir. Sonuç olarak iklime olumlu etki edeceği düşünülen yerel müdahale iklim değişikliğini körüklemiş olur. Bu birbiri ile ilişki içinde gerçekleşen domino etkisi deniz seviyesinin artmasından gıda güvenliğine kadar yaygın bir etkiye yol açabilir.
Buna ek olarak, ağaçlandırma nemliliği ve buharlaşmayı arttırır, ancak bu yağmurun aynı bölgeye düşmesi garanti değildir, yağışların çok uzaklara düşmesi ve buradaki ekosistemi değiştirmesi söz konusu. Başka bir deyişle, yerel başarı gibi görünen bir müdahale başka bir alanda su stresine ya da ekosistem baskısına neden olabilir.
Sonuç olarak, bu noktada soru, Çin’in bu politikasının küresel iklim sistemi açısından ne sonuçlar doğuracağıdır. Çünkü, Gobi ağaçlandırma projesi, yerel müdahalelerin doğrusal başarı anlatılarıyla açıklanamayacağını bizlere göstermektedir. Yerel müdahale seçici, bilimsel ve hem yerel hem de küresel ekolojiye uygun olmalı.




