1. YAZARLAR

  2. Mehmet KARA

  3. Enerji fiyatı tavan tanır mı? 
Mehmet KARA

Mehmet KARA

Yazarın Tüm Yazıları >

Enerji fiyatı tavan tanır mı? 

Türkiye enerji sektöründe 2001 sonrası başlayan liberalizasyon fırtınası, 2013 yılında elektrik dağıtım hizmetlerinin özelleştirilmesiyle birlikte yeni bir aşamaya gelmişti. Çünkü o tarihten itibaren elektrik mal ve hizmet üretim ve ticareti ile uğraşan ekonomi aktörleri açısından sabit fiyatlı bir kamu hizmeti olmaktan çıkma yoluna girmişti. Belirli miktarın üzerinde elektrik tüketen söz konusu aktörlere devlet sabit bir fiyat tarifesi sunmak yerine onları piyasadan tarifenin altında fiyatlardan elektrik almaya yönlendirmeye başlamıştı.

Gelgelelim takvimler 2017 yılını gösterdiğinde bu iş baş ağrıtmaya başlamıştı. Çünkü getirilen yeni sistemin gereği elektrik fiyatları maliyet bazlı oluşmalıydı ama bir yandan maliyetler, bir yandan da tüketim talebi artıyordu. Dolayısıyla fiyatlar yükseliyordu. Fiyatlardaki artış, serbest piyasada elektrik alıp satanların gösterge kqbul ettiği tarifelerde yapılması gereken artışları zorunlu kılıyordu. Tabii bir diğer gösterge olan ve piyasa takas fiyatı (PTF) olarak bilinen spot elektrik fiyatlarıydı. Ondaki yükseliş de bir türlü önlenemiyordu. Ancak sadece belirli dönemlerde spot fiyata tavan getirildiği oluyordu. 

İşte 2017 yılına gelindiğinde maliyetler, fiyata tavan koyularak atlatılabilir olmanın ötesine geçmeye başladı. Ancak olaya ekonomi yönetimi açısından bakıldığında fiyatların artmaması gerekiyordu. Çünkü bir ampul yakanından, devasa tesisleri çalıştıranına kadar ülkedeki herkesin tükettiği enerji ürenlerinin fiyatların siyasi tercihleri etkilemesi kaçınılmazdı. O halde ne yapılmalıydı? 

Önce elektrik üreticilerine ödenen fiyatları aşağı çekmenin yolları arandı. Bir dönem (hatta hala) Türkiye’nin enerjide dışa bağımlılıktan kurtuluşunun formülü olarak gösterilen yenilenebilir enerji kaynaklarını destekleme mekanizması kapsamında yatırım yapmış girişimcilere verilmiş teşviklerin süresi bitmeden geri alınması bile tartışılır olmuştu. Hatta sistem kullanım bedelleri 10 kata varacak şekilde arttırılarak kısmen yapıldı da aslında bu.

Ancak, kimi girişimcilere ağır darbe vursa da genel olarak yıkıcı bir etkisi olmadığı söylenebilir. Ardından elektrik üreticilerinin gelirlerini düşürecek başka adımlar atılmasına çalışıldı ama yine de işler rayından çıkmadı. 2021 yılından itibaren tüm dünyada kömür ve doğalgaz fiyatlarında yaşanan sert yükselişler ise elektrik fiyatlarını baskı altında tutmayı daha da zorlaştırdı. Yine de enerji yönetimi fiyatları sınırlayacak belirli önlemler mekanizmalar ortaya koymaya mecbur hissetti kendini. 

Türkiye’de faizler uzun süre bastı altında tutuldu. Hatta piyasa aktörleri tersini savunsa da faizler aşağı çekildi. Ancak son kabinenin göreve başlamasıyla bu anlayış bir kenara bırakıldı, gösterge faizler arttırıldı. Peki elektrik sektöründe de maliyet bazlı fiyatlama ve fiyatların dalgalanmaya bırakılması anlayışına dönülür mü?

Bu hafta, elektrikte gösterge kabul edilen PTF’ye getirilen üst sınır bir miktar yukarı çekildi. Bunu bir anlayış değişikliğinin ya da yeni dönem anlayışına uyumun bir işareti saymak mümkün mü? Tek başına bu karar bir gösterge sayılmaz. Bakalım gelecek günler ne gösterecek. 

Tabii bu arada kurlarda yaşanan artışların, elektrik üretim maliyetlerini yukarı çekeceğini söylemek için müneccim olmaya gerek yok. Zira ithal kömür ile doğalgazın elektrik üretimindeki payı hala ciddi seviyelerde. Peki kurlarda yaşanan artışın ithal kömür ve doğalgaz santrallerinin maliyetini yukarı çekmesi kaçınılmaz olduğuna göre, spot piyasada koyulan tava fiyatın buna ne kadar dayanması beklenebilir ki? 2600 TL'den 2700 TL'ye yükseltmek durumu kurtarır mı? 

Önceki ve Sonraki Yazılar