Dünya petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 30’unun geçiş güzergâhı olan Hürmüz Boğazı, küresel enerji güvenliğinin en kritik noktalarından biri kabul edilir. ABD-İsrail ve İran arasında patlak veren savaşla birlikte buradaki trafik durma noktasına geldi. Bu durum Orta Doğu coğrafyasındaki alternatif tedarik yolları arayışlarını hızlandırdı, küresel ve bölgesel güçler arasındaki stratejik rekabeti de iyice keskinleştirdi.
Bu jeopolitik satranç tahtasının en hareketli ve iddialı oyuncularından biri de kuşkusuz Türkiye. Ankara, Doğu ile Batı arasındaki eşsiz coğrafi konumunu bir enerji ve lojistik merkez olarak tescillemek amacıyla son dönemde kritik hamleler yapıyor.
KALKINMA YOLU VİZYONU VE TÜRKİYE’NİN YOL HARİTASI
Ankara’nın bu alandaki en kapsamlı girişimlerinin başında, Irak tarihinin en büyük altyapı hamlelerinden biri olarak kabul edilen Kalkınma Yolu Projesi’ne ilişkin yürüttüğü çalışmalar geliyor. Irak’ın Basra Körfezi kıyısındaki El Faw Limanı’nı demiryolu ve otoyolu ağlarıyla Avrupa’ya bağlamayı hedefleyen bu dev projenin; hem Körfez petrol ve doğal gazının taşınacağı stratejik bir enerji koridoru, hem kıtalararası lojistik bir rota, hem de dijital bir veri otobanı olarak inşa edilmesi planlanıyor.
Türkiye’nin yürüttüğü yoğun diplomasiyle belirli bir aşamaya getirilen projede; Türkiye, Irak, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri arasında dörtlü bir Mutabakat Zaptı da imzalanmış durumda. Ancak hattın Anadolu üzerinden Avrupa pazarlarına entegrasyonuna ilişkin Türkiye’nin girişimleri sürse de projenin nihai güzergâhı üzerindeki belirsizlikler henüz tamamen ortadan kalkmış değil.
Son dönemde yaşanan iki kritik gelişme, Kalkınma Yolu’nun geleceğine ilişkin denklemi daha da karmaşık hale getirdi: Bunlardan ilki, 53 yıllık Irak-Türkiye Ham Petrol Boru Hattı (ITP) Anlaşması’nın yenilenme sürecinde yaşanan tıkanıklık; ikincisi ise Washington ile Bağdat arasındaki temasların ardından ABD Başkanı Donald Trump’ın yaptığı açıklamalar oldu.
IRAK-TÜRKİYE BORU HATTI VE HUKUKİ SORUNLAR
Kamuoyunda Kerkük-Yumurtalık Boru Hattı olarak da bilinen Irak-Türkiye Ham Petrol Boru Hattı, 1973 yılında Ankara ve Bağdat arasında imzalanan anlaşmayla Kerkük ve diğer sahalardaki petrolü Akdeniz’deki Adana-Ceyhan Terminali’ne ulaştırmak amacıyla inşa edilmişti. Ankara, uzun süredir bu hattın güneye, Basra’ya kadar uzatılarak Irak petrolünün Türkiye’nin Akdeniz kıyıları üzerinden küresel pazarlara sunulmasını ve böylece Hürmüz Boğazı’na olan küresel bağımlılığın hafifletilmesini savunuyordu.
Bununla birlikte, bu hattın önünde hem teknik hem de hukuki engeller bulunuyor: Türkiye’nin Güneydoğu Anadolu bölgesini kateden bu hattın günlük 1,5 - 1,6 milyon varil civarında olan nominal taşıma kapasitesi Hürmüz’den geçen günlük 20 - 22 milyon varillik devasa hacimle kıyaslandığında oldukça mütevazı kalıyor. Üstelik inşa edildiği tarihten bu yana hiçbir zaman tam kapasiteyle çalıştırılamayan ve tarihsel olarak ortalama yüzde 25-30 kapasiteyle taşıma yapabilen hat, iki ülke arasında uzun bir süredir dava konusu.
Anlaşmazlığın kökeni, 2014–2018 yılları arasında Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) ürettiği petrolü, Bağdat’taki merkezi hükümetin onayı olmaksızın Ceyhan üzerinden ihraç etmesine dayanıyor. Bağdat yönetimi, 1973 Anlaşması uyarınca petrolün yalnızca devlet şirketi SOMO’nun talimatıyla ihraç edilebileceğini belirterek Türkiye aleyhine uluslararası tahkime başvurmuş, Paris merkezli Uluslararası Ticaret Odası (ICC) Tahkim Heyeti, 2023 yılında davayı sonuçlandırarak Türkiye’yi net 1,471 milyar dolar tazminat ödemeye mahkûm etmişti. Paris İstinaf Mahkemesi’nin yakın tarihte Türkiye’nin iptal başvurusunu reddetmesiyle bu ceza hukuken kesinleşti.
Tazminatı ödemeyi reddeden Türkiye, kararın ardından anlaşmayı resmi bitiş tarihi olan 27 Temmuz 2026 itibarıyla uzatmayacağını bildirdi ve vanalar kapatıldı. Her ne kadar Eylül 2025'te varılan geçici bir uzlaşıyla petrol akışı yeniden başlasa da iki yılı aşkın duraksama Irak ve İKBY için milyarlarca dolarlık bir gelir kaybına yol açtı. Üstelik taraflar arasında 2018 sonrası dönemi kapsayan ikinci bir tahkim dosyası daha masada bekliyor.
ANKARA’NIN PAZARLIĞI: KALKINMA YOLU ENTEGRASYONU
Anlaşmanın süresi dolarken taraflar arasında başlayan müzakerelerde Ankara, yenileme için masaya stratejik bir şart koydu: Boru hattının Basra Körfezi'nden Türkiye'ye uzanacak olan Kalkınma Yolu Projesi ile tam entegre hale getirilmesi. Ankara; hattın sadece kuzeydeki Kerkük petrolleriyle sınırlı kalmayıp, güneydeki zengin Basra sahalarına kadar indirilmesini, diğer Körfez ülkelerinin de sisteme dahil edilmesini, kara ve demir yolu ağlarının yanında petrol ve doğalgaz boru hatlarıyla projenin bir bölgesel enerji koridoruna dönüştürülmesini önerdi. Buna karşın Bağdat yönetimi, kendisini uzun vadeli ve bağlayıcı yükümlülüklere sokmak yerine mevcut anlaşmanın bir yıl daha uzatılmasını tercih edecek gibi görünüyor.
Türkiye, Kalkınma Yolu için ciddi ve somut adımlar atmış olsa da bölgesel dinamiklerin projenin hızını kestiği anlaşılıyor. Nitekim Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın yakın tarihte yaptığı açıklamada vurguladığı gibi; bölge ülkeleri başlangıçta bu projeye büyük bir hevesle yaklaşmış olsalar da “daha sonra konuyu ilerletmede frene bastılar.” Bağdat’ın boru hattı pazarlıklarındaki tereddütlü tutumu da bu tespiti doğrular nitelikte.
IRAK’TAN SURİYE KARTI VE WASHINGTON ETKİSİ
Ankara ve Bağdat hattında pazarlıklar sürerken, Irak, Şam ve Washington ekseninden ezber bozan bir hamle geldi. Bölgesel kaynaklara yansıyan bilgilere göre ABD, Irak ve Suriye; İran’ın Hürmüz üzerindeki baskısını kırmak ve Irak petrolüne alternatif bir çıkış yaratmak amacıyla 800 kilometrelik tarihi Kerkük-Baniyas Boru Hattı’nı – tüm jeopolitik risklerine rağmen – yeniden faaliyete geçirmeyi planlıyor. Buna göre; Kerkük-Tenef-Humus güzergâhını takip ederek Baniyas ve Tartus’a ulaşacak olan günlük 2 milyon varil taşıma kapasitesine sahip yeni bir boru hattı hizmet dışı kalan eski hattın yerine inşa edilecek. Öte yandan, Irak Başbakanı el-Zaidi’nin Washington ziyareti öncesinde Irak hükümetinden yapılan açıklamada da Hürmüz Boğazı’nın kapanmasının olası etkilerini azaltmak amacıyla petrol ihracatı için alternatif güzergâhların masada olduğu ilan edildi.
Gözlerin çevrildiği Washington’da ise ABD Başkanı Donald Trump ile Irak Başbakanı Ali el-Zaidi arasındaki kritik görüşmenin ardından Trump, Irak ile “çok sayıda büyük çaplı yeni petrol anlaşmasının” yolda olduğunu açıklayarak bölgesel transit hatlarının yön değiştirebileceğinin güçlü sinyallerini verdi. Eş zamanlı olarak, ABD Dışişleri Bakanlığı da Irak petrolünü Suriye'nin Baniyas limanına taşımayı amaçlayan boru hattı projelerine resmi desteğini teyit etti.
Neticede, Kerkük–Baniyas Hattı, bir altyapı projesi olmanın ötesinde güçlü bir jeopolitik gösterge niteliğini de taşıyor. Başarıya ulaşırsa, bölgedeki koridor tasarımlarını değiştirebilir, Orta Doğu dengelerini yeniden şekillendirebilir.
KORİDORLADIRN KIRILGAN HARİTASI VE IMEC GÖLGESİ
Gelinen noktada, Kalkınma Yolu Projesi’nin dünya pazarlarıyla buluşma noktasının Türkiye üzerinden mi yoksa Suriye ya da başka bir güzergâh üzerinden mi şekilleneceği hâlâ belirsizliğini koruyor. Meselenin arka planında ise küresel bir koridor savaşı yatıyor: Kalkınma Yolu’nun, ABD’nin hamiliğini yaptığı ve şimdilik işlevsiz kalmış görünen İsrail odaklı Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru (IMEC) karşısında güçlü bir alternatif olarak yükselmesi, Washington’ın bu sürece seyirci kalmasını imkânsız hale getirdi.
Kriz öncesinde petrol üretiminin büyük kısmını güneydeki Basra Körfezi yoluyla ihraç eden Bağdat, Hürmüz’ün kapanmasıyla birlikte gözünü kuzeye çevirmek zorunda kaldı. Devlet bütçesinin yaklaşık yüzde 90’ını petrol gelirlerinin oluşturduğu Bağdat yönetimi için kuzeyden bir çıkış bulmak artık her zamankinden daha yaşamsal. Dolayısıyla, Irak’ın bu yolda güçlü ortaklıklar araması son derece doğal. Ancak konjonktürel ortaklıkların hızla kurulup yıkıldığı Orta Doğu coğrafyasında, kâğıt üzerinde çizilen enerji koridorlarının fiilen hangi noktalardan geçeceğini öngörebilmek, her zamanki gibi oldukça güç.




