Öncesinde de hayaller kuruluyordu ama Esad rejiminin Aralık 2024'te düşüşünden itibaren ülkemizdeki müteahhitler “Suriye’yi yeniden ayağa kaldırmak için hazır olduklarını” daha yüksek sesle dile getirmeye başladılar. Yurtdışı deneyimleri ve güçlü üretim altyapılarının yanı sıra coğrafi yakınlık nedeniyle ortaya çıkacak maliyet avantajı da düşünüldüğünde, firmalarımız, oraya gidip biraz para kazanma konusunda oldukça hevesliler. Neticede müteahhitlerimiz hazır. Peki ya Suriye?
Suriye’nin içinde bulunduğu ağır krizin temelleri 16 yıl önce Tunus’ta başlayıp Orta Doğu ve Kuzey Afrika’ya yayılan halk ayaklanmalarının 2011 başında Suriye’ye sıçraması ile atıldı. Reform talepleriyle başlayan barışçıl gösterilere Esad yönetiminin sert askerî müdahalesi, ülkeyi küresel ve bölgesel güçlerin de müdahil olduğu yıkıcı bir iç savaşa sürükledi.
İÇ SAVAŞIN BİLANÇOSU: TOPLUMSAL VE FİZİKİ YIKIM
İç savaş, yüzyılın en ağır insani krizlerinden birine dönüştü. Çatışmalarda 600 binden fazla insan hayatını kaybetti; modern tarihin en büyük göç dalgalarından biri yaşandı. Yaklaşık 7 milyon kişi Suriye içinde yer değiştirmek zorunda kalırken, 6 milyondan fazla Suriyeli başta Türkiye, Lübnan, Ürdün ve Irak olmak üzere başka ülkelere sığındı.
Ocak 2025'te Ahmed eş-Şara’nın cumhurbaşkanlığı görevini üstlenmesiyle felaket yılları sona ermiş görünüyor. Ancak, 13 yılı aşkın süren çatışmalar, geride hem derin bir toplumsal travma hem de büyük ölçüde tahrip olmuş kentler bıraktı. Yalnızca yerleşim alanları değil; enerji tesisleri, limanlar ve karayolları dâhil ülke altyapısının en az üçte biri ağır hasar gördü.
Dünya Bankası’nın Ekim 2025'te yayımladığı rapora göre, Suriye’nin yeniden inşası için gereken kaynak ortalama 216 milyar dolar olarak tahmin edilirken, bu tutarın 345 milyar dolara kadar yükselebileceği hesaplanıyor. Ancak bu paranın küçük bir kısmını bile Suriye’nin tek başına sağlayabilmesi mümkün değil.
Savaş öncesi 2011’de 67,5 milyar dolar olan Suriye’nin nominal Gayrisafi Yurtiçi Hasıla (GSYİH) tutarı 2024’te neredeyse üçte birine gerileyerek 21,4 milyar dolara kadar düştü. Ülkenin bir yıllık toplam milli geliri, yeniden inşa faturasının onda birine bile ulaşamıyor. Suriye halkı iç savaş süresince her yıl biraz daha fakirleşti; kişi başına gelir 2010’dan 2024’e %70’e yakın bir oranda küçüldü.
Çatışmalar ve yaptırımlar ithalata bağımlılığı arttırdı, döviz rezervlerinin tükenmesine ve mali kaynakların ciddi şekilde erimesine yol açtı. Merkez Bankası rezervleri, ithalatı sadece bir ay süreyle bile finanse edemeyecek seviyeye indi. 2010’da GSYİH’nın yaklaşık %11’ine karşılık gelen yatırım harcamaları ise bugün neredeyse sıfırlandı.
Kısacası, bu koşullarda Suriye'nin yeniden inşanın maliyetlerine katlanabilmesi mümkün değil.
VAAT YAĞMURU VE SAHADAKİ GERÇEKLER
Esad rejiminin devrilmesinin hemen ardından, ülkenin yeniden inşası için küresel ve bölgesel aktörlerden sayısız açıklama geldi. Uluslararası basında milyar dolarlık paketler ve görkemli projeler havada uçuştu: Yeni hükümet başkanlık sarayına yerleşir yerleşmez, Avrupa Birliği Mart 2025’te Brüksel’de “Suriye'nin Yanındayız” Konferansı’nı düzenledi. Uluslararası bağışçılar burada Suriye ve komşu ülkeler için 4,2 milyar Euro hibe ve 1,6 milyar Euro kredi olmak üzere toplam 5,8 milyar Euro tutarında bir destek paketi taahhüt etti. Ocak 2026'da ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve Avrupa Konseyi Başkanı António Costa, Şam'da Cumhurbaşkanı eş-Şara ile bir araya gelerek 620 milyon Euro’luk ek bir mali destek paketini duyurdu.
Mayıs 2025’te Suriye Enerji Bakanlığı ile Türkiye, Katar ve ABD’li firmalardan oluşan bir konsorsiyum arasında 5 bin megavatlık enerji yatırımı için 7 milyar dolarlık bir işbirliği anlaşması imzalandı. Temmuz 2025’teki Şam Yatırım Forumu’nda Suudi Arabistan 6,4 milyar dolarlık bir planı duyururken; Suriye Yatırım Otoritesi toplam 14 milyar dolarlık mutabakat zaptı imzaladı. Bunlar arasında Türk firmalarının yer aldığı konsorsiyumlar da bulunuyor.
Suudi Arabistan, Şubat 2026’da havacılık, enerji, gayrimenkul ve telekomünikasyon sektörlerini kapsayan milyarlarca dolarlık ek bir yatırım paketi daha açıkladı. Haziran 2026’da Kuveyt merkezli Zain Group, 25 yıl süreli mobil telekomünikasyon lisansını 747 milyon dolarlık teklifiyle almaya hak kazandı. Kasım 2025’te Pekin’de gerçekleşen temaslarda Çin yönetimi, insani yardım ve altyapı gereksinimleri için 380 milyon yuanlık (yaklaşık 52 milyon dolar) bir yardım paketi taahhüt ederken Suriye’yi Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında desteklemeye hazır olduğunu yineledi.
Ancak bu görkemli imza törenleri ve milyar dolarlık yatırım protokolleri büyük ölçüde kâğıt üzerinde kaldı. Neredeyse her ay Suriye’nin inşasıyla ilgili bir anlaşma duyurulmasına karşın, aslında henüz dişe dokunur bir para akışı olmadı. Açıklanan taahhütlerin büyük çoğunluğu, hukuki bağlayıcılığı olmayan niyet belgelerinden ibaretti. 2025 yılı başından itibaren duyurulan vaatlerin toplamı neredeyse 40 milyar doları aşmış olmasına rağmen, bugüne kadar fiilen harcandığı doğrulanabilen tutar sadece 1 milyar dolar civarında.
Diğer taraftan, Suriye’de bugün uluslararası piyasalarla entegre bir bankacılık sistemi ya da iyi işleyen bir yargı düzeni bulunduğunu söylemek de zor. Karar alma süreçleri cumhurbaşkanlığının kontrolündeki az sayıda kurumda yoğunlaşmış ve şeffaflıktan uzak. Etnik ve siyasal bölünmelerin, güvenlik risklerinin ve sığınmacı krizinin sürdüğü bir ortamda; mülkiyet haklarını koruyan bağımsız bir yargı mekanizması, şeffaf bir idari yapı ve makroekonomik öngörülebilirlik tesis edilmeden yukarıda sıralanan taahhütlerin hayata geçirilmesi zor görünüyor. Dolayısıyla, bu tablo, yeniden inşa sürecinde yer almak isteyen ülkemiz girişimcilerinin de heveslerini kursaklarında bırakıyor.
SINIRLI DOĞAL KAYNAKLAR, AVANTAJLI COĞRAFİ KONUM
Suriye’nin kasası boş olduğu gibi, elinde sermaye çekmek için masaya sürebileceği zengin doğal kaynaklar da yok. Kanıtlanmış petrol rezervleri sadece 2,5 milyar varil düzeyinde. Bu rakam, dünya rezervlerinin binde 1,5’ine, Orta Doğu rezervlerinin ise sadece binde 3’üne karşılık geliyor. Mevcut üretim kapasitesi diğer Orta Doğu ülkeleriyle karşılaştırıldığında ihmal edilebilir düzeyde. Öte yandan, kayda değer bir doğal gaz rezervi ve fosfat yatakları dışında ihracat potansiyeli taşıyan bir mineral zenginliği bulunmuyor. Üstelik Suriye, su kaynakları bakımından da şanssız bir ülke ve dünyada en fazla su sıkıntısı çeken ülkeler arasında.
Doğal kaynak ve finansman yetersizliği karşısında Suriye’nin elindeki en kritik stratejik varlık ise coğrafi konumu. Doğu Akdeniz’in kilit noktasında yer alan ülke; Hürmüz Boğazı ve Bâbülmendep gibi jeopolitik riskleri yüksek deniz geçişlerini baypas ederek Asya ile Avrupa arasındaki kara, demir yolu ve boru hattı trafiğini üstlenme potansiyeline sahip. Şam, kendisini mal ve enerji transiti için güvenli bir lojistik merkeze dönüştürebildiği ölçüde ekonomik toparlanma için gereken kaynağı da üretebilir.
Bu alandaki en somut girişimlerden biri geçtiğimiz günlerde gündeme geldi: ABD, Irak ve Suriye; İran’ın Hürmüz üzerindeki baskısını kırmak ve Irak petrolüne alternatif bir çıkış rotası yaratmak amacıyla 800 kilometrelik tarihi Kerkük-Banyas Petrol Boru Hattı’nı – tüm jeopolitik risklerine rağmen– yeniden faaliyete geçirmeyi planladıklarını açıkladı. Projeye göre; Kerkük-Humus güzergâhını takip ederek Banyas ve Tartus’a ulaşacak olan günlük 2 milyon varil taşıma kapasitesine sahip yeni bir boru hattının hizmet dışı kalan eski hattın yerine inşa edilmesi öngörülüyor.
Suriye’nin yeniden inşası, şüphesiz, Doğu Akdeniz ve Orta Doğu’daki siyasi ve ekonomik nüfuz haritasını yeniden çizecek stratejik bir süreç. Bunun için kimler finansman sağlarsa, ülkenin gelecekteki bağımlılık haritasını da onlar çizecektir. Bölgede süregelen koridor rekabeti de göz önüne alındığında, küresel ve bölgesel güçlerin Şam'ı kendi yörüngelerine bağlamak ve ticaret rotalarının çizimini kendi çıkarlarına göre yönlendirmek için yeniden inşa sürecini sonuna kadar kullanmak isteyecekleri açık.
Sonuç olarak, Suriye’yi yeniden ayağa kaldırmak için bekleyen müteahhitlerimizin bu ülkedeki işlerinin kolay olacağını söylemek oldukça zor.




