Türkiye’nin 15 Ağustos 2026 tarihinde Ege Denizi kıyılarının Kuzey ve Güney kesimlerinde yer alan iki bölgeyi Deniz Milli Park ilan etti: Fethiye-Kaş Deniz Milli Parkı ile Kuzey Ege Deniz Milli Parkı’ndan söz ediyoruz.
Daha önce yaklaşık 50 Milli Park bulunan Türkiye'nin, ilk kez Deniz Milli Parkı ilan ettiğini belirtelim. Ancak bunlar, bir anda alınmış kararlar değil, daha önce başlamış bir sürecin son halkası. Yani yeni Milli Park kararları kademeli olarak inşa edildi. Nisan 2025'te Deniz Mekânsal Planlama Haritası ilan edildi. Bu planlama ile enerji, ulaşım, balıkçılık, turizm, kablo, boru hatları, savunma ve çevre koruma gibi farklı faaliyetlerin nerede, ne zaman, hangi çerçevede yapılacağı belirlendi.
12 Haziran 2025’te bu haritalar UNESCO bünyesindeki Hükümetlerarası Oşinografi Komisyonu’na (UNESCO-IOC) bildirildi. Bu işlem ile Türkiye, Deniz Mekansal Planlama Haritasını uluslararası bir platformda görünür kılmış oldu. Ardından 2 Ağustos 2025 tarihinde bu iki alan (Fethiye-Kaş ve Kuzey Ege) Türkiye’nin Ulusal Deniz Mekansal Planlama Haritası’na işlendi. Son olarak Ağustos 2026’da da yukarıda belirtilen iki alanda Milli Park ilanı gerçekleşti.
İşte bu kararlar, özellikle Doğu Akdeniz çerçevesine dair jeopolitik tartışmaları beraberinde getirdi. Yunanistan Dışişleri Bakanlığı da bir açıklama yayınladı.
Özellikle Fethiye-Kaş Milli Parkı ilanı ile belirlenen alanın Meis kıyılarına kadar gelmesi Türkiye’ye yeni deniz yetki alanı tahsis edilmesi şeklinde yorumlandı.
Ancak burada durum biraz farklı. Öncelikle, bir yerin Milli Park ilan edilmesi ve UNESCO-IOC’ya kaydettirilmesi tek başına egemenlik doğurmaz ya da MEB/Kıta sahanlığı alanı anlamına gelmez.
Peki Türkiye bu iki milli park kararı neden aldı? Ankara, yeni Milli Park ilanlarına konu bu iki alanı, koruma-kullanma dengesi çerçevesinde, bilimsel esaslarla yönetmeyi hedefliyor. Bu bağlamda, Akdeniz foku ve deniz kaplumbağaları gibi hassas türlerin yaşam alanlarının, deniz çayırlarının, balıkların üreme sahalarının ve kırılgan dip ekosistemlerinin korunması; kontrolsüz turizm, kirlilik, düzensiz demirleme ve tahrip edici avcılık yöntemleri üzerindeki baskının azaltılması amaçlanıyor.
Şimdi akla gelebilecek soru şu: Madem bu kararlar MEB/Kıta Sahanlığı egemenliği doğurmuyor, jeopolitik açıdan neden farklı bir anlam taşısın?
Uluslararası hukuk açısından bakıldığı zaman aslında milli park ilan edilen alan zaten Türkiye’nin BM’ye ilettiği kıta sahanlığı içerisinde bulunuyor. Yani, Türkiye’nin zaten kendi deniz yetki alanı çerçevesinde çevresel bir koruma ve yönetme kararı aldığını söylemek mümkün.
O halde bunca tartışma neden? Aslında konu, Yunanistan’ın Meis konusundaki argümanından dolayı tartışma yaratıyor. Yunanistan argümanını 1982 Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin “Adaların Rejimi” altında mealen “adaların da karalar gibi deniz yetki alanı belirleme hakkı vardır” ifadesini içeren 121’inci maddesine dayandırıyor. Yunanistan, bu argüman ile Meis adasından da münhasır ekonomik bölge oluşturarak Türkiye’yi Akdeniz Körfezi’ne sıkıştırmaya çalışıyor.
Yunanistan, söz konusu 121. maddeye dayanarak Meis’in de deniz yetki alanı üretebileceğini savunurken Türkiye Meis gibi Anadolu kıyısına çok yakın, Yunan ana karasına çok uzak küçük bir adaya sınır belirlemede tam etki verilmesini hakkaniyete aykırı buluyor. Bu bağlamda Ankara, Meis adasının boyutu, kıyı uzunluğu, anakaranın denize üstünlüğü ve diğer hakkaniyet ilkeleri düşünüldüğünde karasuları kadar deniz yetki alanına sahip olabileceğini savunuyor.
İşte Türkiye’nin Fethiye-Kaş Milli Parkı kararı tam da bu noktada jeopolitik açıdan önem arz ediyor. Milli park kararları hukuki tartışmalarda Türkiye’nin pozisyonunu belgeleyen ve pekiştiren hamleler olarak değerlendirilmeli. Başka bir deyişle, Fethiye-Kaş Deniz Milli Parkı, deniz yetki alanı “kazandıran” bir işlemden ziyade Türkiye’nin yetki ve hak iddiasını çevresel yönetim vasıtasıyla görünür kılan bir araç diyebiliriz.




