1. YAZARLAR

  2. Mehmet KARA

  3. Elektrik en iyi nasıl saklanır? Batarya mı hidrojen mi?
Mehmet KARA

Mehmet KARA

Yazarın Tüm Yazıları >

Elektrik en iyi nasıl saklanır? Batarya mı hidrojen mi?

Son yıllarda gündem ne olursa olsun, bir ucundan enerjiye bulaştığını söyleyebiliriz. Çevre kirliliğini önleme, denizleri koruma, iklim değişikliği ile mücadele gibi başlıkların mutlaka enerji ile ilişkisi var. 

Yerküre, insanlığın konfor arayışının faturasını solunamayan hava, içilip kullanılamayan su, ekilip biçilemeyen toprak olarak önümüze koyuyorsa, bunda en büyük pay sahibi enerji arama, üretim, taşıma ve kullanma faaliyetlerinindir. 

Gördüğünüz gibi, enerjinin getirisinden gerek gelir, gerek hizmet ve gerekse konfor olarak herkes eşit oranda yararlanmadığı halde, bu işin maliyeti herkese eşit şekilde ödettiriliyor. Öyle ya, herkes enerji zengini olmadığı gibi, konfor içinde de yüzmüyor ama herkes aynı havayı soluyor, aynı suya muhtaç, aynı topraktan beslenmek durumunda. 

 

O yüzden yenilenebilir enerji kaynaklarına öncelik vermek salt bir insanlık görevi değil, bir zorunluluk. Çünkü yerküre alarm veriyor. Nasıl vermesin, insanlık hava, su ve gıda ihtiyacını karşılayacak koşulları yok etmeyi başardı! 

Küresel ısınmaya yol açan karbon salımının ağırlıklı bölümü enerji faaliyetleri kaynaklı. Kömür, petrol ve doğalgaz gibi fosil kaynakların aranması, üretilmesi, taşınması, işlenmesi ve kullanılması süreçlerinde fiziki atıklar ve artıklar gibi zararlı çıktıların yanında atmosferin kaldırabileceğinin kat be kat üzerinde karbon salınması söz konusu. 

İnsan ırkı, kendi eliyle yarattığı yıkıma çare bulup yerkürenin yaşanabilir bir yer olarak kalmasını sağlama görevi ile karşı karşıya. Her ne kadar enerjinin nimetlerinden eşit şekilde yararlanmasa da, yol açtığı yıkımdan eşit şekilde etkilenen 8.5 milyar insandan söz ediyoruz. 

Çözüm daha az karbon salmaksa fosil yakıtlardan vazgeçmek şart. Bunu yapabilmek için mecbur kalmadıkça enerji tüketmemek, ille de tüketilecekse de yenilenebilir kaynakları tercih etmek gerekiyor. Hangi yenilenebilir kaynak sorusunun cevabı ise “çevreyi en az etkileyen kaynak” olarak özetleyebiliriz. Öyle ya, en temiz dediğiniz kaynağın bile arama, keşif, üretim ve taşınma aşamalarında mutlaka çevre üzerinde çeşitli etkileri oluyor. 

Hangi yenilenebilir kaynak sorusuna dönersek, en çok aldığımız cevap güneş ve rüzgâr. Ancak hem rüzgârın hem de güneşin kesintili kaynaklar olması bir sıkıntı. Yani insanların kesintisiz elektrik talebine karşılık, bu iki kaynaktan sadece rüzgar eserken ve/veya güneş ışırken elektrik elde edilebiliyor. 

Ve elektrik saklanması zor ve maliyetli bir ürün. Ancak aşırı büyümek ve sınır tanımaz kaynak tüketiminin yerküreyi getirdiği nokta, öyle ya da böyle, bu işi çözmeyi zorunlu kılıyor. Bu yüzden, yenilenebilir enerji kaynaklarına dair her ne söylenecekse, saklama çözümleri ile birlikte söylenmek durumunda. 

Ancak elektrik saklama teknolojileri gelişse de iklim değişikliği korkusu en azından şu aşamada bu alanda yatırım yapmak isteyenler üzerinde yeterli baskıyı oluşturmuyor. Aslında bunda şaşılacak bir durum yok. Zira piyasanın motivasyon kaynağının para kazanmak olduğunu söylemeye bile gerek yoktur herhalde. Yani bu iş özel girişimcilere, şirketlere bırakılırsa yol almak imkansız görünüyor. 

O halde devletlere ve Birleşmiş Milletler ile Avrupa Birliği gibi devletler üstü yapılara iş düşüyor. Devletler denilince kanun koyucular, yani parlamentolar, merkezi ve yerel yönetim organları, düzenleyici kurumlar akla geliyor. 

Türkiye’de elektrik yenilenebilir kaynaklara yönelik yatırımları destekleyen bir mevzuat altyapısı mevcut. Yani Kanun koyucu TBMM ile düzenleyici Kurum EPDK’nün getirdiği kurum ve kurallar yürürlükte. Ve işte bu düzenlemeler arasında elektrik saklamaya yatırımlarını kolaylaştıracak karar ve uygulamalar da yer alıyor. 

Başvurular açılınca, elektrik depolama yatırımı yapmak isteyenlerden yoğun bir talep geldi. 

Ancak ortada hayata geçirilmiş ticari ölçekte saklama tesisi yok henüz. Çünkü maliyetler yüksek. Üstelik teknoloji çok yeni ve denenip de başarılı olmuş örnek bulunmadığı için kısmen belirsizlik hakim. İstekli oyuncular ve sektördeki uzmanlar bu işin er ya da geç olacağını söylüyor. Bizce de öyle. Üç beş yıl öncesine kadar güneş ve rüzgâr yatırımları da çok maliyetli diye hayata geçirilmesi hayal gibi geliyordu pek çok kişiye ama bugün durum farklı. 

Ama her konuda olduğu gibi elektrik saklamada da alternatif teknolojiler var. Türkiye’deki yatırımcılar lityum bataryaları tercih eder görünüyor. Belki de tedarikçiler belirleyici olduğu için öyle görünüyor ama her seçeceğe hayat hakkı tanımak lazım. 

Ancak alternatif teknolojileri sadece batarya teknolojileri ile sınırlamamak lazım. Rüzgâra sen bekle, ihtiyacımız olunca es diyemeyeceğimize, güneşe de şimdilik ışıma, lazım olunca haber verelim talimatı gönderemeyeceğimize göre bu kaynaklardan elde edilecek enerjinin başka formlara dönüştürülüp saklanmasından söz ediyoruz. Örneğin yine hidrojen, son dönemin en önemli konu başlıkları arasında. Yenilenebilir kaynaklardan alınan elektrikle hidrojen elde edip, saklayarak dilediğimiz zaman yine elektriğe çevirip kullanmak da bataryalarda saklamanın yanında bir seçenek olarak değerlendirilebilir. Şimdi kanun koyucu, düzenleyici kurum ve idare işbirliği halinde bu konuda formüller geliştirebilir. Zaten hidrojen de pekçok araştırmacı tarafından geleceğin enerjisi olarak gösteriliyor. Mesela depolamalı elektrik üretim santrali kurmak isteyenlere, üreteceği elektriği bataryalar yerine hidrojene çevirip saklama kapısı da açık tutulabilir. 

Önceki ve Sonraki Yazılar