Dün, insanlık tarihinin en korkunç çevre felaketlerinden biri olan Çernobil faciasının 40. yıldönümüydü
26 Nisan 1986 tarihinde yaşanan facianın merkezi, o dönem Sovyetler Birliği’ne bağlı olan Ukrayna’da, Pripyat kenti yakınlarındaki Çernobil Nükleer Santrali’ydi. Elektrik üretimi amacıyla 1977 yılında faaliyete başlayan ve her biri bin megavat gücündeki dört reaktöre sahip olan santralde yürütülen rutin bir güvenlik testi, o gece kontrolden çıktı.
Dördüncü reaktörde meydana gelen şiddetli patlamalarla birlikte gökyüzüne önce kızıl, ardından mavi bir alev yükseldi; kısa süre sonra santralin üzerini devasa bir mantar bulutu kapladı.
Patlama neticesinde, 1945 yılında Hiroşima’ya atılan atom bombasının 200 katı radyoaktif madde atmosfere karıştı.Radyoaktif bulutlar Sovyetler Birliği'nin batısından Avrupa'ya,Karadeniz üzerinden ise Türkiye'ye sürüklendi.
Denetim zafiyetinin ağır bedeli
Kazanın etkileri nedeniyle 10 milyonun üzerinde insan radyasyona maruz kaldı. Bazı araştırmalara göre yaklaşık 200 bin kişinin doğrudan ya da dolaylı ölümüne yol açan facia, bölgedeki kanser oranlarını artırırken yüz binlerce çocuğun sağlık sorunlarıyla dünyaya gelmesine neden oldu.
Pripyat kenti hayalet şehre dönüşürken, santral çevresindeki ormanlar yüksek radyasyonun etkisiyle kızıl renge bürünerek kurudu.
Sovyetler Birliği’ndeki yetkililer, yüksek radyasyon seviyeleri İsveç tarafından tespit edilene kadar, iki gün boyunca felaketi kamuoyuna açıklamadılar. Ama Çernobil, Fukuşima ile birlikte,tarihin en ağır iki nükleer felaketinden biri olarak kayıtlara geçti.
Felaketi takip eden günlerde, sızıntıyı kontrol altına almak için hayatlarını riske atan yüzlerce işçi sayesinde kaza bir ölçüde kontrol altına alınabildi; patlamaların santralin tamamına etki etmesi önlenebildi. Aksi durumda, çok daha büyük bir hasara yol açabilecek büyüklükte bir nükleer serpinti yaşanabilirdi. Kazaya rağmen santralin diğer üç reaktörü faaliyetine devam etti; son reaktör ancak 2000 yılında kapatılabildi.
Mihail Gorbaçov, yıllar sonra bu facianın "Sovyetler Birliği'nin çöküşünün gerçek nedeni" olduğuna inandığını yazacaktı.
İktid
arın tepkisi: Kameralar önünde çay
Facianın Türkiye'ye etkileri ise yıllarca tartışma konusu oldu. Özellikle Doğu Karadeniz'deki kanser vakalarıyla facia arasında kurulan bağ, dönemin yetkilileri tarafından reddedildi. Dönemin Sanayi ve Ticaret Bakanı Cahit Aral’ın, halka güven vermek adına kameralar önünde çay içmesi, hafızalara kazınan trajikomik bir kare olarak kaldı.
Bugün Türkiye, sınırları içindeki ilk nükleer santralin Mersin-Akkuyu’da Rusya Federasyonu tarafından tamamlanmasını beklerken; Ulusal Enerji Planı kapsamında 2053 yılına kadar neredeyse yedi Akkuyu Santrali büyüklüğünde devasa bir nükleer kapasiteyi devreye almayı hedefliyor. Bu ölçekteki bir gelecek vizyonunda Çernobil’den çıkarılacak en öncelikli ders; şeffaf denetim ve dürüst bilgilendirme mekanizmalarının işletilmesi, denetleyici kurumların özerkliğinin korunması ve bu yapılarda liyakate dayalı bir 'sorgulama kültürü' tesis edilmesinin nükleer güvenliği sağlayabilmek bakımından bir zorunluluk olduğudur.




