1. YAZARLAR

  2. Dr. Nejat TAMZOK

  3. Enerji arz güvenliği tamam; peki ya "geçim güvenliği"?
Dr. Nejat TAMZOK

Dr. Nejat TAMZOK

Yazarın Tüm Yazıları >

Enerji arz güvenliği tamam; peki ya "geçim güvenliği"?

Orta Doğu’daki çatışmalar bir ayı geride bırakırken, enerji piyasalarındaki yangın devam ediyor. Küresel petrol arzının yaklaşık %20'sinin geçtiği Hürmüz Boğazı'ndaki trafik büyük ölçüde aksamış durumda. Petrol fiyatları yılbaşından bu yana varil başına neredeyse 50 dolar civarında artarken; doğal gaz ve kömür fiyatlarında da ciddi yükselişler söz konusu. Bu tablo karşısında, enerji ithalatçısı ülkeler üzerindeki baskı her geçen gün daha da derinleşiyor.

10 MADDELİK ACİL EYLEM PLANI

Tam da bu noktada, 1973 petrol krizinin hemen ardından enerji şoklarına karşı çare geliştirme misyonuyla “Batı Bloku” tarafından kurulan Uluslararası Enerji Ajansı (UEA), zor durumdaki hükümetlerin önüne bir önlemler paketi koydu. Ajansın hazırladığı son rapor, ülkelerin bu süreci en az hasarla atlatabilmeleri için 10 maddelik bir tasarruf listesini içeriyor. Söz konusu listede şunlar var:

- Evden çalışmanın mümkün olduğunca teşvik edilmesi.

- Otoyollardaki hız sınırlarının en az 10 km/saat düşürülmesi.

- Bireysel araç kullanımını caydıracak önlemler alınarak toplu taşımanın teşvik edilmesi.

- Şehirlerde özel araçların trafiğe çıkışının belirli günlerde plaka numaralarına göre kısıtlanması.

- Vatandaşlar arasında araç paylaşım modellerinin desteklenmesi.

- Yakıt verimliliğini artıran sürüş tekniklerine ilişkin toplumsal farkındalığın artırılması.

- LPG kullanımının ulaşım sektöründen uzaklaştırılması.

- Havayoluyla seyahat talebinin azaltılmasına yönelik tedbirlerin alınması.

- Elektrikli ocaklar gibi modern ve alternatif pişirme çözümlerine geçişin desteklenmesi.

- Petrokimya tesislerinde hammadde geçiş esnekliğinin ve operasyonel verimliliğin denetlenmesi.

DÜNYANIN ZORUNLU ÖNCELİĞİ: ENERJİ TASARRUFU

Raporda, bu önlemlere ilişkin çeşitli ülkelerdeki uygulamalara da yer verilmiş: Örneğin, Filipinler ve Pakistan kamu çalışanları için çalışma haftasını dört güne indirirken, Sri Lanka kamu kurumlarını Çarşamba günleri kapatma yoluna gitmiş. Laos, Tayland ve Vietnam uzaktan çalışmayı aktif olarak teşvik ederken, Pakistan karayollarında hız sınırlarını düşürmüş. Tayland Mısır, Pakistan ve Vietnam gibi birçok ülkede ise kamu görevlilerinin iş amaçlı havayolu seyahatleri sınırlandırılmış.

Ancak asıl dikkat çekici nokta ise şu: Pek çok ülke, fırtınanın kopmasını beklemeden, yani kriz kapıya dayanmadan önce Ajansın sıraladığı önlemleri zaten devreye almaya başlamış. Örneğin birçok Avrupa ülkesi, 2022 enerji krizine yanıt olarak başlattığı evden çalışmayı teşvik kampanyalarını sürdürüyor.

Araçların pazar günleri trafiğe çıkışının yasaklanması, tek-çift plaka uygulamaları ve toplu taşımanın ücretsiz ya da sembolik ücretlerle halka sunulması gibi uygulamalar dünyanın pek çok şehrinde artık yerleşik birer kamu politikasına dönüşmüş durumda.

Ayrıca, Madrid’den Los Angeles’a kadar pek çok metropolde, paylaşımlı araç kullanımını teşvik eden uygulamalar devreye alınmış. Birçok gelişmiş ya da gelişen ülke, ekonomik sürüş tekniklerini doğrudan eğitim müfredatının bir parçası haline getirmiş; sürücülere bu alanda ücretsiz eğitimler verilmeye başlanmış. Endüstriyel tarafta ise işletmelerin enerji sarfiyatlarını mercek altına alan ve ücretsiz verimlilik denetimleri gerçekleştiren destek merkezleri kurulmuş.

Kısacası, dünya genelinde birçok ülke, vatandaşlarını ve ekonomilerini artan yakıt fiyatlarının olumsuz etkilerinden korumak için çoktan enerji tasarruf önlemlerini hayata geçirmiş.

Ya Türkiye?

TÜRKİYE'NİN "YUMUŞAK KARNI" VE “GEÇİM GÜVENLİĞİ”

En zengin ülkeler dâhil küresel ölçekte bu denli yoğun bir politika refleksi gözlemlenirken, siz hiç yukarıdakilere benzer önlemlerin ülkemizdeki kamu otoriteleri tarafından dile getirildiğini, kampanyalar başlatıldığını filan hiç duydunuz mu?

Öyle ya, Türkiye, tükettiği enerjinin %70’ini; petrolün %85’ini, doğal gazın %95’ini ve kömürün %60’ını dövizle satın alan bir ülke. Yani, enerji ithalatı, ekonomimizin "yumuşak karnı" olmayı sürdürüyor. Daha geçenlerde, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı bir konuşmasında petrol fiyatlarındaki her 1 dolarlık artışın Türkiye’ye 400 milyon dolar maliyet getirdiğini açıklamadı mı? Dolayısıyla, kapımızdaki faturanın ağırlığını hesaplamak hiç de zor değil.

Aynı konuşmasında, Sayın Bakan, enerji arz güvenliğinde bir sıkıntı olmadığını ve vatandaşlar açısından bir risk bulunmadığını da vurguladı. Doğrudur; fiziksel olarak enerjiye ulaşıyoruz, vanalar açık, akaryakıt istasyonlarında yakıt var. Ancak vatandaşın "arz güvenliği" sorunu olmasa da çok daha yakıcı bir "geçim güvenliği" sorunu var. Tasarruf paketi de zaten arz güvenliğini sağlamak için değil, vatandaşın geçim güvenliği için lazım.

SONUÇ: KRİZİN MALİYETİ KİMİN OMUZUNA YÜKLENECEK?

Bir türlü dizginlenemeyen enflasyonun enerji fiyatları arttıkça iyice kontrolden çıktığı, hayat pahalılığının her evi vurduğu bir dönemde; "Enerji krizinin maliyetini vatandaşa yansıtmayacağız" söyleminin de mantıklı bir izahı yok. Yansımaz olur mu; kime yansıyacak? Bu maliyetler; eninde sonunda en ağır şekilde ve orantısız biçimde dar gelirli kesimlerin tepesine binecek öncelikle. Dolayısıyla, tükettiğimiz enerjiyi ne kadar azaltabilirsek vatandaşın sıkıntısı da o kadar hafifleyecek.

Öyleyse, şu soruyu sormak zorundayız: Dünyanın en büyük enerji ithalatçılarından biri olmamıza rağmen, enerji faturamızı biraz olsun aşağı çekebilecek tedbirlerin hâlâ gündeme alınmamasının gerekçesi ne olabilir?

Bana sorarsanız; Türkiye, bir yandan enerji tasarrufunu azami düzeyde sağlayacak etkili bir önlemler paketini diğer yandan en savunmasız haneleri bu fırtınadan koruyacak destek mekanizmalarını acilen devreye almalıdır.

Aksi takdirde, enerjideki bu yüksek maliyetli bağımlılığın faturasını toplumca çok daha ağır bedellerle ödemeye devam edeceğiz. 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar