1. YAZARLAR

  2. Dr. Nejat TAMZOK

  3. Enerji bağımlılığında 25 yıllık patinaj
Dr. Nejat TAMZOK

Dr. Nejat TAMZOK

Yazarın Tüm Yazıları >

Enerji bağımlılığında 25 yıllık patinaj

Orta Doğu’daki savaşla birlikte, enerji piyasaları adeta yangın yerine döndü.

Brent petrolün varil fiyatı sadece 12 günde %40’dan fazla artarak 100 doların üzerine çıktı. Avrupa’da doğalgaz fiyatları %70’e yakın artarken, uluslararası piyasalarda termal kömür %30’u aşan yükselişler kaydetti. Üstelik savaşın ne kadar süreceğini, fiyatların daha nerelere savrulacağını da henüz kestiremiyoruz.

Böyle olunca, bugün ülkemizde sanayicisinden pazarcısına, esnafından emeklisine kadar herkes "Yarın ne olacak?" kaygısıyla kara kara düşünmekte.

Neden mi? Çünkü Türkiye, fiyatları artmakta olan bu ürünlerin ithalatında dünyada sayılı ülkeler arasında. Toplam enerji ihtiyacımızın yaklaşık %70’ini dışarıdan alıyoruz. Petrolde %85, doğal gazda %95 ve kömürde %60’lara varan bu bağımlılık, eninde sonunda gelip vatandaşın cebine, mutfağına yansıyor.

Eğer fiyatlar bu düzeylerde kalmaya devam ederse, 2026 yılında enerji ithalatımızın 80 milyar doların üzerine çıkması ve cari açığın da tavan yapması muhtemeldir. Bu tablonun kaçınılmaz sonucu ise hayat pahalılığıdır ve bu sarmalda en büyük yükü yine dar gelirli kesim sırtlanmak zorunda kalacaktır. 

enerji-bagimliliginda-25-yil.jpgİyi ama enerjide ithalat bağımlılığımız 25 sene önce de bugünkünden çok farklı değildi. Aradan geçen koca bir çeyrek asır; "yerli ve milli" söylemleri, Karadeniz gazı ve Gabar petrolü müjdeleri bu denklemi neden değiştiremedi? Neden hâlâ aynı noktada patinaj yapıyoruz?

Bana göre yanıt, üretebildiğimiz ya da ithal etmek zorunda kaldığımız enerjiyi nasıl harcadığımızda saklı. Türkiye, bu 25 yılda demir-çelik ve çimento gibi "enerji oburu" sektörlere dayalı sanayi yapısını ne yazık ki dönüştüremedi. İnovasyonun, yüksek teknolojinin ve düşük enerji yoğunluklu üretimin başat olduğu yeni nesil bir ekonomik modele geçiş, sadece siyasetçilerin söylemlerinde ya da bürokratların temennilerinde kaldı. Tasarruf ve verimlilik yerine savurganlığın yüceltildiği bir toplumsal yapıdan pek fazla şikâyetçi olunmadı. Güneşten rüzgâra, depolama teknolojilerinden biyoenerjiye kadar stratejik alanlar dillerden düşürülmese de aslında ihmal edildi.

Enerjide arz güvenliği meselesi hafife alınmamalıdır. Enerji bağımsızlığının aynı zamanda ekonomik bağımsızlığın ve daha da ötesi ulusal güvenliğin en kritik sütunlarından biri olduğu bir gerçektir. Her şey düzgün giderken arka planda saklı olan riskler anlaşılmayabilir. Ancak, “Dünya’nın bin bir türlü hali olduğu” akılda tutulmalı, bağımlılığın hangi zaman diliminde hangi olumsuzluklara yola açacağının belli olmayacağı ve ciddi ulusal güvenlik zafiyetlerine yol açabileceği unutulmamalıdır. Üstelik fosil yakıtlar kadar yakın zamanda Rusya tarafından işletilmeye başlanması beklenen Akkuyu Nükleer Santrali de bu kapsamdadır. Tablonun içerisine Akkuyu’nun da dâhil olması ile bu sorun daha da belirgin hâle gelecektir.

Neticede, eğer enerjide gerçek bir başarı hikâyesinden bahsedeceksek, sloganları bir kenara bırakıp yüksek ithalat bağımlılığının önüne geçebilmemiz gerekir. Maalesef son 25 yılda bu başarılamamıştır.

Önceki ve Sonraki Yazılar