28 Şubat tarihinde ABD ve İsrail’in İran’a saldırmasıyla başlayan savaş 16. gününde tüm şiddetiyle devam ediyor. Savaşta askeri olarak dezavantajlı görülen İran bir yandan bölge ülkelerindeki ABD üslerini ve enerji tesislerini hedef alarak savaşı olabildiğince yayma stratejisi takip ederken aynı zamanda da enerji kartını öne sürerek Hürmüz Boğazı’nı fiilen kapattı.
İran'ın yeni dini lideri Mücteba Hamaney, Hürmüz Boğazının kapatılmasının düşmana karşı bir baskı aracı olarak devam ettirilmesi gereken bir strateji olduğunu belirtiyor. Yine İran Devrim Muhafızları’nın “Hürmüz’den bir litre petrol bile geçmeyecek, varil başına 200 $ bekleyin” söylemi İran’ın savaş stratejisini ortaya koyar nitelikte.
Hem savaşın etkisi hem de dünya petrol ve LNG ticaretinin yaklaşık %20’lik kısmını karşılayan Hürmüz Boğazı’nın kapatılması ilk elden enerji fiyatlarına yansıdı. Son olarak ham petrolün varil fiyatının 100$ seviyesini aşması sadece bölgesel açıdan değil küresel manada da önemli sonuçlar doğuruyor.
Savaş öncesinde küresel sıvı yakıtlarda bu yıl günde 3 milyon varilden daha çok arz fazlası beklenirken, bugünkü şartlarda günlük yaklaşık olarak 20 milyon varil arz açığı ortaya çıktığı belirtiliyor. LNG piyasalarında da durum farklı değil.
İran’ın henüz savaşın başında ABD ve İsrail saldırılarına karşılık olarak Katar’ın Ras Laffan ve Mesaieed tesislerini vurması ve akabinde Katar’ın üretimi durdurması küresel LNG arzının yaklaşık %20’sini bir anda ortadan kaldırdı. Bu durum Asya’dan Afrika’ya Avrupa’dan Latin Amerika’ya küresel enerji piyasalarını olumsuz etkiledi. Avrupa doğalgaz fiyatları bir gün içinde %35’lik artış yaşarken, bugün ise %60’tan fazla yükselişle yaklaşık 50 Euro/MWh (savaş öncesi 30 Euro/MWh) düzeylerine geldi.
İran’ın enerji savaşı stratejisinin yankıları sadece enerji fiyatlarını ve enerji güvenliğini etkilemiyor, hem bölgesel hem küresel tepkiler ardı ardına gelmeye devam ediyor. ABD ve İsrail’in saldırıları ve İran’ın buna karşı misillemeleri ile Hürmüz hamlesinin yansımalarına öncelikle savaşan taraflar açısından bakarsak İran Dış İşleri Bakanı Abbas Araghchi’nin “Hürmüz Boğazı açıktır, ancak düşmanlarımıza, bu alçak saldırıyı gerçekleştirenlere kapalıdır” söylemi İran’ın boğaz politikasının detayını ortaya koyuyor. Buna karşılık Körfez ülkeleri ve Arap basınındaki genel tepki “bu bizim savaşımız değil, ama bedelini biz ödüyoruz” sözüyle özetlenebilir.
Körfez ülkeleri bu çerçevede hem İran’a hem de ABD’ye tepkili. Körfez ülkeleri İran’ı saldırıların egemenlik ihlali olduğu gerekçesiyle kınarken, ABD’ye ise Körfez ülkelerine danışmadan bölgeyi savaşa sürüklediği ve bölge ülkelerini koruyamadığı gerekçesiyle tepki gösteriyor. ABD basını Trump’ın, NATO’nun çok kötü bir geleceğe hazırlanması gerektiği ifadesini gündeme getirirken, ortalama benzin fiyatlarının savaş öncesi 2,98 $ düzeylerinden yaklaşık 3,58$ seviyelerine çıkmasını ve resesyon riskinin %50’yi aştığını başlıklara taşıyor.
İsrail basını ise bir yandan kamuoyu desteği ve İran’a karşı İsraillilerin desteğinin ne kadar olduğunu açıklayan anketler yayınladı. Buna göre savaşı İsraillilerin %82’si, ABD kamuoyunun ise %36’sı destekliyor. Bu durumu da ABD- İsrail ayrışması büyüyor başlığıyla manşetlere taşıyorlar. Haaretz ise savaşa en ciddi eleştiriyi yapan belki de tek İsrail gazetesi. Haaretz “İsrail-ABD’nin İran’a karşı fırsatçı savaşı yıkıcı bir emsal oluşturuyor” söylemiyle tepkisini dile getirdi.
Savaş masasının dışındakiler ne düşünüyor diye bakarsak da Avrupa’da iki konu gündemde. Bunlardan bir tanesi artan enerji fiyatları ve enerjiye erişimin kısıtlanması, ikinci konu da Trump’ın NATO’yu işin içine çekmek istemesi. Hem AB kurumları hem de üye ülkeleri böyle bir savaşın içinde olmayı istemiyor. AB Dış Politika Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas “hiç kimse bu savaşa aktif olarak girmek istemiyor” diyerek Avrupa’nın görüşünü özetliyor.
Asya basını ise savaşın ve Hürmüz boğazında yaşananların etkisinin dünyada hiçbir yerde Asya kadar belirgin olmadığını ifade ediyor. Hatta NBC News “Asya şimdiden büyük değişiklikler yapıyor: Merdivenlerden çıkın, evden çalışın” başlığıyla savaşın bölgeye hem enerji hem de ekonomik olarak önemli sonuçlar doğurduğunu belirtiyor. Rus basını ise enerji fiyatlarının yükselmesiyle savaşın Rus ekonomisine iyi geldiğini gündeme getiriyor. Hürmüz’ün kapanmasından en çok etkilenen ülkelerin Rus enerji kaynaklarına daha çok yönelecekleri öngörüleri başlıklara taşınırken, Hürmüz boğazının mayınlanması konusunda da “Hürmüz’ü mayınlamak kolay, temizlemek zor” yorumu yapılıyor. Rus basınında Kyiv Post Rusya’yı eleştirerek Rusya’nın müttefiklerini koruyamadığını öne çıkarttı. Kyiv Post bu durumu “Venezuella’yı koruyamadık, İran’ı koruyamadık, Küba’nın da şansı yok; Rusya yine sessiz” sözleriyle duyurdu.
Sonuç olarak, İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatma çabası askerî açıdan dezavantajlı konumunu küresel ekonomik baskıya dönüştürerek gidermeye çalışan bir strateji olarak kısa vadede etkili görünüyor. Ancak bu stratejinin sürdürülebilirliği hem İran'ın kendi ekonomik-askerî dayanıklılığıyla hem de karşısında oluşacak uluslararası koalisyonun kapsamıyla sınırlı.
Savaşın en çarpıcı paradoksu, ABD'nin başlattığı operasyonun en büyük ekonomik kazananının masa dışındaki Rusya olması, en büyük kaybedenlerinin ise savaşa taraf olmayan Asya, Afrika ve Avrupa ekonomileri olması gibi görünüyor. Enerji fiyatlarındaki artış gıda güvenliğinden enflasyona, NATO içi ayrışmalardan küresel tedarik zinciri kırılganlığına kadar domino etkisi yaratarak krizin salt bölgesel değil, küresel bir nitelik taşıdığını ortaya koymakta.
Sonuç olarak İran-ABD-İsrail savaşı, 21. yüzyılda enerjinin hâlâ en güçlü jeopolitik silah olduğunu ve Hürmüz gibi dar boğazların küresel düzenin en kırılgan noktaları olmaya devam ettiğini bir kez daha kanıtlıyor.



