MEHMET KARA | ÖZEL RÖPORTAJ
Türkiye elektrik depolamayı, hem enerji dönüşümünün hem de beklenen ekonomik büyümenin ana taşıyıcı kolonlarından biri olarak benimsemiş görünüyor. Zira, 2022 yılında 30 bin megavat/megavatsaat (MW/MWh) kapasiteli depolamalı elektrik üretim tesisi lisanslandı. Henüz tek bir tesis devreye girmiş olmasına rağmen sektörün en çok konuşulan konu başlığı elektrik depolama. Bu alanda proje ve girişimci sayısı artınca, sektörel örgütlenme de peşinden geldi. Enerji Depolama Endüstrileri Derneği EDEDER de, “Türkiye’yi bölgenin batarya üssü haline getirmek için çalışıyoruz” sloganı ile faaliyet gösteren bir sektörel dernek. EDEDER Başkan Yardımcısı Ramazan Kaya, Enerji Günlüğü'nün sorularını cevapladı.
Türkiye’de şebeke ölçeğinde elektrik depolama gerçekten bir ihtiyaç mı? Neden?
Bugün geldiğimiz noktada şebeke ölçekli elektrik depolamayı bir ihtiyaç olarak değil, enerji dönüşümünün ön koşulu olarak tanımlamak gerekiyor. Türkiye yenilenebilir kurulu gücünü çok hızlı arttıran ülkelerden biri. Ancak güneş ve rüzgâr gibi kesintili kaynakların sistemdeki payı büyüdükçe, üretim ile tüketim arasındaki zamansal uyumsuzluk daha görünür hale geliyor. Bu durum sadece arz güvenliği değil, iletim sisteminin işletme kararlılığı açısından da yeni riskler doğuruyor.
Depolama sistemleri artık iletim altyapısının tamamlayıcı unsuru değil, ayrılmaz bir parçası. Çünkü bu tesisler, şebekede frekans stabilizasyonu, pik talep yönetimi, yenilenebilir enerjinin sisteme entegrasyonu, şebeke esnekliği, iletim yatırımlarının optimizasyonu gibi fonksiyonlarıyla da görev üstlenebiliyor. Yani trafo merkezleri ve iletim hatları ne kadar stratejik ise önümüzdeki dönemde depolama varlıkları da o ölçüde stratejik hale gelecek.
Elektrik depolama yatırımları için mevzuat eksiği var mı? Varsa, bunlar nelerdir?
Türkiye elektrik depolama alanına yönelik düzenlemeler konusunda son derece proaktif adımlar attı. Depolamalı üretim lisanslarının açılması, dünya ölçeğinde dikkat çeken bir model oldu. Ancak sektörün sürdürülebilir büyümesi için ikinci faz hızlandırıcı regülasyonlar, örneğin izin mekanizmasında yapılacak düzenlemeler yatırımları hızlandırabilir. Özellikle, yan hizmetler piyasasının daha aktif hale getirilmesi, kapasite mekanizmasına depolamanın dahil edilmesi, arbitraj gelir modelinin regülasyonu, şebeke kullanım tarifelerinin sadeleştirilmesi, bağımsız depolama lisans yapısının oluşturulması önümüzdeki yatırım dalgasını doğrudan etkileyecek başlıkların başında geliyor. Finans kuruluşları açısından bakıldığında da regülasyon netliği, finansmana erişim anlamına geliyor.
Depolama tesislerini kimler kurabilir?
Mevcut çerçevede en uygulanabilir model depolamalı üretim lisansı yapısıdır. Bugün yatırımcı profiline baktığımızda, yenilenebilir enerji üreticileri, hibrit santral geliştiricileri, yeni nesil enerji yatırımcıları, farklı sektörlerdeki, özellikle inşaat ve tekstil sektörü yatırımcıları ön plana çıkıyor. İletim ve dağıtım şirketleri tarafında ise depolama yatırımları, daha çok sistem işletme optimizasyonu ve pilot uygulamalar kapsamında değerlendiriliyor. Orta vadede şebeke işletmecilerinin de aktif depolama yatırımcısı haline gelmesi kaçınılmaz olacaktır...
Büyük ölçekli tüketiciler lisans almadan depolama kurabilir mi?
Bence talep tarafı depolama projeleri, enerji dönüşümünün ikinci büyük yatırım dalgasını oluşturacak. Organize Sanayi Bölgeleri, ağır sanayi tesisleri, veri merkezleri gibi yüksek tüketimli yapılar; enerji maliyetlerini optimize etmek, pik güç bedellerini düşürmek ve enerji arz güvenliğini artırmak amacıyla depolama yatırımlarına yöneliyor. Bu arada, şebekeye satış yapılmadığı sürece, tüketim içi depolama çözümleri, lisans yükümlülüğü olmadan geliştirilebiliyor. Bu alanın önümüzdeki yıllarda çok hızlı büyümesini bekliyoruz.
Depolamalı üretim tesisi kurmak şart mı? Sadece depolama fizibıl mi?
Bugünkü piyasa kurgusu içinde finansal fizibilitesi en güçlü model depolamalı üretim tesisleri. Çünkü, bağlantı hakkı üretim üzerinden tanımlanıyor. Gelir kalemleri çeşitleniyor, finansman bulunabilirliği artıyor. Salt depolama yatırımlarının yaygınlaşması ise ikinci faz piyasa tasarımlarına bağlı. Kapasite piyasası, yan hizmet gelirleri ve esneklik piyasaları devreye girdikçe bağımsız depolama yatırımlarının da hızlanacağını öngörüyoruz.
Mevcut lisansların büyüklüğü ve kaynak dağılımı nedir?
Depolamalı üretim lisanslarına olan yatırımcı ilgisi son derece yüksek. Depolamalı elektrik üretim projelerine 33.500 MW’lik bağlantı kapasitesi tahsis edildi. Yüksek talebi yansıtan bu tablo, sektörün de depolamayı artık opsiyonel değil zorunlu bir yatırım kalemi olarak gördüğünü gösteriyor. 2025 yılının son çeyreğinde ise ilk depolamalı güneş santrali işletmeye alındı. Uzun süredir işletmede bulunan bir rüzgâr santrali de, ilave edilen depolama tesisi ile (ilk depolamalı RES) ünvanını aldı.
Peki depolama yatırımları için teknoloji tercihi ne durumda?
Elektrik depolama yatırımlarındaki teknoloji tercihi konusunda gayet açık bir tablo var. Teknoloji tercihinde net bir konsolidasyon var. LFP batarya teknolojisi açık ara önde. Güvenlik, çevrim ömrü ve şebeke uygulamalarına uygunluğu nedeniyle şebeke ölçekli projelerde bu teknoloji standart tercih haline gelmiş durumda.
Faaliyete geçmiş depolama kapasitesi ne seviyede?
Bugün Türkiye’de işletmede olan şebeke ölçekli depolama kapasitesi henüz sınırlı. İlk depolamalı projelerden, Eskişehir Sivrihisar’daki OZE İnşaat’a ait 29 MW AC gücündeki proje 2025 yılının son döneminde hayata geçirildi. Hibrit ve sanayi bazlı depolamalı yatırımlar da devreye alınmaya başlandı. Mevcut kurulumlar daha çok, pilot projeler, hibrit santral içi sistemler, endüstriyel tesis uygulamaları ölçeğinde diyebiliriz. Ancak lisanslanmış kapasite ile devreye alınabilmiş kapasite arasındaki büyür fark, önümüzdeki 2-3 yıl içinde hızla kapanacak.
Sizce bu yıl kaç megavatsaatlik bir depolama yatırımı devreye girer?
Sahadaki anahtar teslim mühendislik çalışmaları, bu konudaki mobilizasyon, ekipman siparişleri ve finansman kapanışlarına baktığımızda; bu yıl ilk büyük ölçekli depolama projelerinin devreye girişini göreceğiz. Bu yıl 2000 MW’lik depolamalı üretim projesinin devreye alınacağını düşünüyoruz. İzin süreçlerinin hızlanmasından sonra yüzlerce megavatsaat seviyesinde kurulumlar başlayacak. Ancak asıl ivmenin ise 2027 sonrası, gigavat ölçekli devreye almalarla gerçekleşeceğini öngörüyoruz.
Depolama tesisi kurmanın maliyeti nasıl seyrediyor?
Elektrik depolama tesisi kurulum maliyetleri son 10 yılda çok ciddi bir düşüş gösterdi. 2015–2018 döneminde şebeke ölçekli bir lityum-iyon batarya depolama tesisinin toplam kurulum maliyeti (EPC dahil) ortalama 900–1.200 USD/kWh seviyelerindeydi. 2020 sonrasında ise hızlı bir gerileme sürecine girildi. Proje ölçeği, hücre kimyası (LFP / NMC), güç-enerji oranı (C-rate), arazi ve şebeke bağlantı maliyetlerine bağlı olarak değişmekle birlikte, şebeke ölçekli depolama yatırımlarında toplam kurulum maliyetleri bugün 150-250 USD/kWh aralığına kadar gerilemiş durumda. Küresel ölçekte açıklanan devasa yatırımlar, Çin, ABD ve Avrupa’daki yerli üretim teşvikleri ve ham madde tedarik zincirinin çeşitlenmesi nedeniyle elektrik depolama tesisi kurma maliyetlerindeki düşüşün devam etmesi bekleniyor. 2027-2028 yıllarında birim başına kurulum maliyetlerinin 100-200 USD/kWh aralığına ineceği tahmin ediliyor. Ancak lityum fiyatlarındaki dalgalanmalar, jeopolitik tedarik riskleri ve yerli içerik regülasyonları gibi faktörler maliyetlerde geçici artışlara, dolayısıyla kısa vadeli dalgalanmalara yol açabiliyor.
Mehmet KARA - Enerji Günlüğü / ANKARA



