Enerji Günlüğü - Yenilenebilir enerji sektörü, dijitalleşme ve yapay zeka teknolojileriyle hızlı bir dönüşüm yaşıyor. Rüzgar enerji santrallerinde verimliliği artırmak ve işletme maliyetlerini düşürmek amacıyla geliştirilen akıllı sensör sistemleri, rüzgar türbinlerini adeta "gören ve hisseden" yapılara dönüştürüyor. Türkiye Rüzgar Enerjisi Birliği (TÜREB) Denetim Kurulu Üyesi ve Get.On.Port Enerji Teknolojileri Kurucu Genel Müdürü Tuna Güven; rüzgar santrallerinde yapay zeka destekli denetim sistemlerini, kanat hasarları ve buzlanma gibi sektörel sorunlara getirilen yeni çözümleri Enerji Günlüğü’ne anlattı. Güven, gelecekte sektörü kökten değiştirecek "kendi kendini dengeleyen filo" teknolojilerini de değerlendirdi.
Rüzgar türbinlerine yerleştirilen bu yeni nesil sensörler ve yapay zeka sistemleri tam olarak ne işe yarıyor?
Tuna Güven: Yapay zeka son dönemde çok ciddi bir ivme yakaladı. Türbinlerin farklı noktalarına ek sensörler yerleştirdiğinizde, bu sistemler adeta görmeyen bir insanın o bölgeyi görmesi gibi bir etki yaratıyor. Bu sayede türbinler gerçek manada daha verimli ve işletme maliyetleri çok daha düşük bir şekilde çalışabiliyor. Türkiye'de türbinlerin durma sebeplerinin ve bakım masrafların en büyük kaynaklarından biri kanat (blade) sorunlarıdır. Türbin yaşları büyüdükçe yıldırım düşmesi gibi çevresel etkenlerle kanat hasarları büyüyor. İşte bu noktada yapay zeka destekli "kanat denetimi" (blade inspection) teknolojileri devreye girerek hasarları önceden tespit ediyor ve büyük maliyetlerin önüne geçiyor.
Türkiye'deki rüzgar santrallerinin coğrafi konumları düşünüldüğünde, bu teknolojiler başka hangi sorunlara çözüm üretiyor?
Ülkemizdeki rüzgar santrallerinin kurulu olduğu rakımlar adım adım arttıkça, buzlanma konusu çok büyük bir gündem maddesi haline geldi. Dünyada, özellikle kuzey ülkelerinde yıllardır kullanılan bu sensör teknolojileri artık Türkiye'de de yaygınlaşıyor. Sensörler, buzlanma şartlarında bile türbinlerin durmadan, en verimli şekilde çalışmaya devam etmesini sağlıyor ve elde edilen verileri doğrudan türbinin kontrol ünitesine, yani yönetim algoritmasına aktarıyor.
Bu akıllı sistemler kolayca monte edilebilen "tak-çalıştır" yapılar mı, yoksa daha karmaşık bir entegrasyon mu gerektiriyor?
Bu sistemler genel olarak santralin SCADA (merkezi denetleme ve veri toplama) sistemine sinyal gönderebilen yapılar. Ancak burada sürücü koltuğunda her zaman türbin üreticisinin kendisi yer alıyor. Türbinin kontrol ünitesine sinyal göndermek zor değil, fakat o veriyi alıp karar verme algoritmalarının içinde kullanmak tamamen türbin üreticisinin onayında ve uhdesindedir. Çünkü türbinin bütünlüğünden ve üretiminden onlar sorumlu. Elektrik fiyatlarındaki dalgalanmalar ve artan işletme maliyetleri nedeniyle artık üretilen her bir kilovat saat elektrik dünkünden çok daha değerli. Bu yüzden santral sahipleri de bu teknolojileri fon aktararak ciddi şekilde destekliyor.
Rüzgar enerjisi tarafında yakın gelecekte sektörü tamamen değiştirecek, heyecan verici gelişmeler var mı?
Yapay zeka bu alanda çok şeyi değiştirecek. Artık türbinlerin tek tek, bağımsız hareket ettiği dönem kapanıyor. Santraldeki türbinlerin tekil bazda değil, "fleet" (filo) yani bütün santral bazında ortak hareket edebildiği teknolojiler geliyor. Hatta adım adım bu veriler santraller arasında da iletilerek ülkesel bir boyut kazanacak. Kendi kendini dengeleyen, rüzgara göre doğru yönde duran, diğer türbinin hareketine veya başka bir kaynaktan aldığı veriye göre hava durumunu ya da buzlanmayı çok önceden öngörüp kendi tedbirini alan akıllı filo sistemlerinden bahsediyoruz. Bu sistemler aslında geliştirildi ve önümüzdeki dönemde günlük hayatımıza tamamen girmiş olacaklar.
Bu dijitalleşmenin türbinlerin fiziksel boyutlarına ve gelişimine etkisi nedir?
Yapay zeka ve dijitalleşme; simülasyon sistemleri ve "dijital ikiz" (digital twin) teknolojileri malzeme mühendisliğini de çok hızlandırdı. Bir türbinin daha prototipini bile üretmeden dijital ortamda tüm denemelerini yapabiliyorsunuz. Bu da 5 MW ve üzeri "dev türbinlerin" piyasaya girişini çok hızlandırdı. Artık Türkiye'de 7 MW'lık türbinleri görmeye başladık. 2008'li yıllarda Türkiye’deki en yüksek kapasiteli türbin 3 MW civarındaydı. Bugün ise en ufak bir esintiyi bile ziyan etmeyen, onu enerjiye çeviren çok daha büyük ve verimli türbinleri sahada görüyoruz.
Kurucusu olduğunuz Get.On.Port.Enerji Teknolojileri olarak siz bu sürecin neresindesiniz? Neler yapıyorsunuz?
Get.On.Port olarak büyüme, enerji ve teknoloji olmak üzere üç ana alanda faaliyet gösteriyoruz. İşin özünde, rüzgar santrali sahiplerine terzi usulü çözümler üretiyoruz. Santrallerin daha verimli işletilmesi ve maliyetlerin düşürülmesi konusunda Entek, Akfen Yenilenebilir Enerji ve Senkron Dijital gibi büyük gruplara hizmet veriyoruz. Özellikle bataryalı rüzgar santrallerinin dizayn edilmesi, saha ve fabrika test prosedürlerinin yazılması ve yürütülmesi süreçlerini yönetiyoruz. Teknoloji tarafında ise bahsettiğimiz bu yeni nesil sensör sistemlerinin ve pazara yeni girmekte olan "demir-iyon" batarya teknolojilerinin temsilciliklerini yürütüyoruz. Temel amacımız, yatırımcıların karlılıklarını koruyarak operasyonlarını en verimli şekilde büyütmelerini sağlamak.
Haberin kaynağı videoyu görüntülemek için tıklayın
Mehmet DAYIOĞLU - ENERJİ GÜNLÜĞÜ




