1. HABERLER

  2. ELEKTRİK

  3. Serhadlıoğlu: Elektrik depolama figüran değil ana karakter

Serhadlıoğlu: Elektrik depolama figüran değil ana karakter

Enerji ve Çevre Uzmanı Yalım S. Serhadlıoğlu, “figüran değil ana karakter” dediği elektrik depolama tesislerinin, şarj ve deşarj için çifte şebeke bedeli ödemesine son verilerek, frekans da dengeleyen sanal santraller olarak piyasaya katılmalarını önerdi.

Serhadlıoğlu: Elektrik depolama figüran değil ana karakter

MEHMET KARA - ÖZEL RÖPORTAJ

Depolama çözümleri, son dönemde elektrik sektörünün yatırımlar cephesindeki en popüler alanlarından biri haline geldi. Bu alanda devreye alınan yatırımların sayısı iki elin parmaklarını henüz geçmese de bu böyle. Öyle ya, yüzbinlerce megavatlık/megavatsaatlik (MW/MWh) depolamalı elektrik üretim projesi için başvuru alındı ve bunun yaklaşık 33 bin 500 MW/MWh’lik kısmına ön izin verildi. 

Peki 2022 yılında başvuruları alınıp izinleri verilmesine rağmen şu ana kadar neden sadece bir tek sıfırdan lisanslı depolamalı elektrik üretim projesi şebekeye bağlanabildi? Yoksa depolama işi çok mu abartıldı? Veya çok mu erken harekete geçildi, zamanı henüz gelmemiş miydi bu projelerin? Soru çok. Bunlardan bazılarını, konuyu yakından takip eden bir isme sorup cevap aradık. Cevaplanmamış sorular ise yeni röportajlara kalsın diyelim ve sizleri Türkiye’nin ilk saha tipi güneş enerji santrali ile ilk elektrik depolama tesisinin kurulumunda kilit roller de üstlenen, Enerji ve Çevre Yönetimi Uzmanı Yalım Serdar Serhadlıoğlu’nun, Enerji Günlüğü’nün sorularını verdiği cevaplarla başbaşa bırakalım. Buyrun...

Şebeke ölçeğinde elektrik depolama gerçekten bir ihtiyaç mı?

yalim-serdar-serhadlioglu-yz-illustrasyon.jpegBu sorunun net olarak tek bir cevabı var, o da kesinlikle evet. Depolamanın bir güneş enerji santrali (GES) yatırımının alternatifi değil, fiziksel bir zorunluluk haline geldiğini anlamamız gerekiyor. Neden mi? Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın 2035 için açıkladığı 120 GW rüzgâr ve güneş kurulu güç hedefi, bataryasız bir ulusal şebekede teknik olarak imkânsızdır. Çünkü, güneşin batışıyla oluşan ani enerji açığını klasik santrallerimizin rampa hızlarıyla kapatabilmemiz mümkün değil. Ayrıca unutulmaması gereken bir şey daha var, o da Türkiye, ENTSO-E senkron sistemine yani Avrupa’ya bağlı bir şebeke. Fosil santrallerimizin devreden çıkmasıyla şebekemizde azalan fiziksel atalet, bataryalar üzerinden “sentetik atalet” ile desteklenmek zorunda. Demin belirttiğim gibi, Avrupa Birliği’nin Elektrik Piyasası Tasarımı (EMD) 2022 reformları, fosil dışı esneklik kapasitesini sadece AB içinde değil bağlı tüm ülkeler için yasal bir yükümlülük haline getirmiş durumda. Bu nedenle depolama, AB hattına bağlı şebekemizin sınır ötesi ticaretinin de olmazsa olmazıdır.

Müstakil (standalone) depolama kurmak şart mı ve fizibıl mı?

elektrik-depolama-tesisi.jpegİlla çatınıza bir üretim tesisi kurmanız şart değil, müstakil depolama şu an hukuken mümkün, hatta doğru gelir modeli ile oldukça da fizibıl. EPDK Başkanı Mustafa Yılmaz’ın depolamayı şebekenin “frekans sigortası” olarak tanımlaması ve 2035 yılı için 35 bin megavatsaatlik (MWh) batarya kapasitesi hedefi koyması, bu vizyonu net biçimde ortaya koyuyor. Ancak müstakil bataryalar yalnızca “gece ucuzken şarj et, gündüz pahalıyken kullan” modeliyle kâr edemez. Avrupa’daki gibi gelir istifleme modeli uygulanmalı; yani bataryalar aynı anda sistem operatörüne (Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketi – TEİAŞ) frekans kontrol hizmeti satabilmeli, kapasite mekanizmasından ödeme alabilmeli ve yan hizmet piyasalarına tam olarak erişebilmeli. Bu yaklaşım, Türkiye’de depolamayı en fizibıl altyapı yatırımlarından biri haline getirecektir.

Sanayiciler şebekeden bağımsız depolama tesisi kurup işletebilir mi?

Sanayiciler, hukuken “off-grid” depolama kurabilirler; ancak “on-grid” ticari işletim, mevzuatın cezalandırıcı “bedelsiz katkı” kuralı nedeniyle fiilen engelleniyor. Neden derseniz, EPDK’nın sanayicinin üretim tesisi kurmadan sadece batarya ile şebekeye enerji satabilmesini “trafo kapasitesinin spekülatif işgali” olarak gördüğünü anlıyoruz. Bu nedenle 2026 itibarıyla limitleri aşarak şebekeye verilen enerji “YEKDEM’e bedelsiz katkı” sayılıyor. Oysa Avrupa’da tam tersi bir yaklaşım var: Sanayici şebeke sıkıştığında bataryasını sisteme boşaltırsa, PTF’nin üzerinde ekstra primlerle ödüllendiriliyor. Bizde ise tam tersine, cezalandırılıyor. Bu durum, AB EMD’nin “talep tarafı katılımı” ilkesine aykırı ve hızla düzeltilmesi kaçınılmaz.

depolamali-santral.jpgMevzuat eksiklikleri ve çözüm önerileri nelerdir?

Mevzuatımız elektrik depolamayı hala bir dengesizlik riski olarak kurguluyor. Oysa Avrupa Birliği’nin enerji piyasası tasarımına (EMD) göre baktığımızda depolama tesisi ne üretici, ne tüketici; ayrı bir esneklik varlığı. Bu nedenle depolama tesisi işletmecilerine yönelik bedelsiz katkı cezası kaldırılmalı. Sanayicinin sisteme sağladığı esneklik, cezalandırılmak yerine “PTF+esneklik primi” ile ödüllendirilmeli. Ayrıca çifte şebeke bedeli sorunu çözülmeli. Yani bataryaların hem şarj hem de deşarj için sistem kullanım bedeli ödemesi derhal kaldırılmalı. Bir de toplayıcı eşikleri düşürülmeli. Küçük ölçekli bataryaların sanal santral (VPP) olarak piyasaya sunulmasının önündeki yasal ve bürokratik engeller, AB standartlarına uygun şekilde ve bir an önce esnetilmeli.

Önerilerinizi dinledik, peki bu iş nihayetinde nereye doğru evrilecek?

Türkiye elektrik piyasası, Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı’nın yenilenebilir hedefleri ile EPDK’nın korumacı refleksleri arasında sıkışmış durumda. Ancak ENTSO-E senkronizasyonu ve Avrupa Birliği enerji piyasası tasarımına uyum zorunluluklarının, düzenleyici kurumumuzu yakın bir gelecekte cezalandırıcı yaklaşımdan ödüllendirici modele geçmeye mecbur bırakacağına inanıyorum. Yatırımcılar için en rasyonel strateji, uzun vadeli yatırım planlarını, bu kaçınılmaz Avrupa uyumu üzerine kurmaları olacaktır. Çünkü depolama yatırımları, Türkiye’nin enerji dönüşümünde basit bir figüran değil, belirleyici role sahip ana karakter olarak konumlanacak.

Mehmet KARA – Enerji Günlüğü