TAP, Balkanlar’da Türkiye`nin önünü açtı

Enerji Günlüğü - Trans Adriyatik Doğalgaz Boru Hattı Projesi (TAP) Türkiye Temsilcisi Cenk Pala, Trans Anadolu Gaz Boru Hattı TANAP’la Türkiye’nin batısına...

TAP, Balkanlar’da Türkiye`nin önünü açtı

Enerji Günlüğü - Trans Adriyatik Doğalgaz Boru Hattı Projesi (TAP) Türkiye Temsilcisi Cenk Pala, Trans Anadolu Gaz Boru Hattı TANAP’la Türkiye’nin batısına ulaşacak gazı Avrupa içlerine kadar taşıyacak proje olarak TAP’ın seçilmesi sürecini Enerji Günlüğü’ne değerlendirdi. Mimarları arasında yer aldığı Nabucco West’e rağmen ortaya çıkan bu tercihin nasıl ortaya çıktığını ve ilerisi için ne anlama geldiğini TAP Türkiye Temsilcisi Cenk Pala’ya sorduk. 

NabuccoWest’e karşı tercih edilen TAP’ın Türkiye temsilcisisiniz ama siz Nabucco’nun ortaya çıkarılışında da rol almışsınız…

Evet, pek çok projede olduğu gibi Nabucco'yu yaratan ekipte yer aldım. 2001 yılında BTC'den daire başkanı olarak BOTAŞ'a geçince, Avrupa Birliği'ne dönük neyi hedefleyelim diye düşündük. O dönemdeki BOTAŞ Genel Müdürü Gökhan Bildacı’nın öncülüğünde bir çalışma başlattık. Biliyoruz ki Türkiye'nin stratejik konumu önemli. Bunun ete kemiğe bürünmesi lazım. Hesap yaptık, Türkiye üzerinden Avrupa'ya yılda 85-100 milyar m3 doğalgaz gidebilirdi.

Nereden bulunacaktı bu kadar gaz?

Başlangıçta, aklımızda Türkmen gazı vardı. Sonra her ne kadar durmuş olsa da Irak gaz boru hattı projemiz vardı. Bir gün Irak’tan da Avrupa’ya gaz götürülecekti. Türkmen, İran, Irak ve doğudaki tüm diğer ülkeler... Hedef Hazar ve Ortadoğu, Türkmenistan, Kazakistan, Özbekistan'dan gaz almaktı. Diğer tüm doğu ülkeleri sonradan gündeme geldi. O zaman Azeri gazı henüz bu boyutta ortada yoktu. Şah Deniz sahasında petrol aranırken gaz bulundu, böylece Azerbaycan sadece petrol değil aynı zamanda gaz ihracatçısı haline de gelmiş oldu...

Avrupa Birliği ne diyordu bu işe?

Avrupa Birliği'nin gazda dışa bağımlılığı artacaktı. Ancak konuyla pek alakaları yoktu. Bu yüzden de Türkiye derdini anlatana kadar göbeği çatladı. Ne zaman ki Ukrayna-Rusya gaz savaşları başladı ondan sonra uyandılar. AB'nin ithal edeceği gazın hiç olmazsa yüzde 15'i Türkiye üzerinden geçebilir diye hesaplıyorduk. Bu arada Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattının, yanına ikizi yani doğal gaz hattı yapılacaktı. Hazar gazının taşınması için... Bir düşüncemiz de, AB’nin enerji güvenliğinde kritik rol üstlenen bir Türkiye’nin, AB müzakerelerinde elinde ciddi bir enerji kozu yaratabilmekti.

Güney Gaz Koridoru şekilleniyordu yani...

Evet, çalışmaları yaparken baktık ki Güney Koridoru’nu oluşturmak üzere Yunanlılar'la gaz konusunda hiç bir ilerleme kaydedilemiyor. Yunanistan doğalgaz şirketi DEPA, BOTAŞ ile mutabakat zaptını bir türlü imzalamıyor. Anladık ki, bu sürecin hızlanması için yeni bir Avrupa güzergahı daha yaratmak gerekiyor. Bu yüzden Bulgaristan üzerinden gidecek ve sonradan Nabucco olarak adlandırılacak projeyi teklif ettik. Amacımız iki ülkeyi tokuşturmak değildi, bu hatların her biri Türkiye sınırından itibaren biri kuzeye, biri de güneye olmak üzere gaz taşıyacaktı.


Peki bu konu diğer ülkelere doğru nasıl yayıldı?

Sonrasında Romanya, Bulgaristan ve Avusturya'yı kapsayan bir seyahat yaptık. OMV şirketi yetkilileri o zamantam olarak niye geldiğimizi anlayamadılar. “3. Viyana seferine çıktık ama bu sefer gaz seferi olacak diye” espri yaptık. 24 Mayıs 2002'de OMV'yi Ankara'ya çağırdık. BOTAŞ olarak, Hazar gazının Baumgarten’a taşınması için işbirliği anlaşması imzaladık. Ardından, İstanbul’da yapılan CERA toplantısında ilk etapta 25 Haziran 2002'de, Türkiye, Romanya ve Bulgaristan üçlüsünün devlet şirketleri olarak bir işbirliği zaptı imzaladık. Hemen ertesi gün, Avusturya’dan OMV ve Macaristan’dan MOL de niyet beyanı niteliğindeki bu anlaşmaya dahil oldular. Beş şirketi kapsayan asıl anlaşma 11 Ekim 2002’de Viyana’da imzalandı. 11 Ekim benim evlilik yıldönümüm. Başka faktörler de yardım etti ancak 11 Ekim’de ısrar ederek akrostiş yapmış oldum. Emek ve fikir hırsızlarına karşı bir nevi önlem yani... Nabucco'nun ortaya çıkışının kısa hikayesi bu. Hikayeyi benim kalemimden okumak isteyenler google’dan bulabilirler (Cenk Pala-Nabucco’nun Yol Hikayesi). Bu arada, yaklaşık 2 yıldır kapımızı çalmayan Yunanlılar, 24 Mart 2002’de, yani bizim seyahatten sadece 1 ay sonra, Türkiye üzerinden Yunanistan’a gaz satışı konusunda işbirliğini hedefleyen ilk Mutabakat Zaptı’nı imzaladılar. Bir taşla iki kuş vurmuş olduk böylece.

Peki neden adı Nabucco?

Anlaşmanın imzalanmasından bir gece önce, asıl metin üzerinde anlaşıp hep birlikte son imzalar atılmadan öne parafladık. OMV’den Gallistl hepimize birer bilet dağıttı, hep birlikte Amadeus filminin de çekildiği merkezdeki meşhur operaya gittik. Ertesi gün, imza töreninden sonra, ‘proje ismi çok uzun, kısa bir isim, göbek adı bulalım’ önerisi yaptım. Ben Natural Gas kelimelerinin baş harfleri ve anlaşmayı imzalayan 5 ülkeyi temsil etsin diye NG5 önerdim. Transgaz’dan Stefan Georgiu, “şu an klasik müzik şehrindeyiz, dün gece Verdi’nin Nabucco operasını izledik hep birlikte, illa teknik bir isim mi olmalı niye Nabucco adını koymuyoruz?” dedi, hepimizin hoşuna giden öneri oy birliği ile kabul edildi.

Proje daha sonra kısmi değişikliklere uğradı galiba…

Anlaşmadan sonra 2.5 yıl içinde projeyi mühendislik aşamasına getirdik. Bu arada çok büyük bir boru hattı olduğu için bunu birkaç aşamada yapalım diye düşündük. Aralık 2004'te bütün ortakları Türkiye'ye davet ettik. Bir sunum yaptık. Bu proje çok yüksek maliyetli, BOTAŞ'ın Türkiye içindeki kendi sisteminde de atıl kapasite var. Biz, (Ankara Ahiboz’u HUB yapacağız. Avrupa'dan gaz almak isteyenler, Ankara'dan başlayacak gaz boru hattından alsınlar, Ankara’dan doğusuna karışmasınlar, BOTAŞ’a taşıtma bedeli ödesinler, gerekli yatırımları BOTAŞ yapar) dedik. Ancak bu OMV ve MOL tarafından reddedildi. O tarihte projedeki tek AB üyesi ülke Avusturya idi, (biz bunu AB projesi olarak kayda geçirdik, finansman arayacağız, üretici ülke ile direk temasımız olması lazım) diyerek itiraz ettiler. Ancak, hattın Türkiye-Gürcistan sınırında başlayacak olması nedeniyle, (Ankara ile Tiflis arasında ne fark var) sorumuza cevap veremediler. Gürcistan da Türkiye de aynı, gaz ülkesi değil ki, Nabucco’da Azerbaycan’dan başlamıyor. Yıllar sonra, herhalde bu soruları hatırlayarak, Konsorsiyumun (kısaltın artık şu hattı) dediği bir dönemde, Azerbaycan’dan başlayan Nabucco XL hatta Nabucco XXL gibi daha uzun, garip projelerden söz etmeye başladılar.

Ama şimdi Nabucco bırakın Ankara'yı, Türkiye'nin batı sınırına kadar geriledi...

Evet, yıllar önce BOTAŞ’ın kısaltın dediği Nabucco projesi bir anda Türkiye sınırından başlar hale geldi. Türkiye kesimi iptal edildiği için orijinal Nabucco ile hiç bir ilgisi kalmadı. Türkiye, BOTAŞ’ın hisse sahibi olması nedeniyle, sadece Nabucco'yu desteklemeye devam etti.

Peki bu arada size ne oldu?

Özveriyle çalışan bizden önceki çok değerli büyüklerimiz gibi, 15 Eylül 2005 itibarıyla Nabucco Projesi’ndeki görevlerimden ayrıldım. Ancak, ilginçtir, Daire Başkanlığı görevimden alınmadım, 2008 yılında E.ON Ruhrgas şirketine geçene kadar görevime devam ettim. Bunlar, devlet işinde doğal, ben ne ilk ne de sonuncuyum. Sonuçta, 18 yıllık devlet memuriyeti hayatını noktalayıp, özel sektöre yelken açtım.

Şah Deniz Konsorsiyumu’nun Nabucco West’e tercih ettiği TAP’a gelirsek…

Aslında TAP projesinin ortaya çıkışı da yine 2002-2003 yıllarıdır. BOTAŞ olarak 8 Nisan 2003’te, Selanik'te, Yunanistan şirketi DEPA ile birlikte başlattığımız bir girişimin neticesinde, bugün TAP'ın da kapsamında yer alan Adriyatik ve Balkan ülkeleri ile protokol imzaladık. TAP’ın nüvesi DEPA-BOTAŞ arasındaki bir nevi görüş teatisi mektubudur aslında. Türkiye-Yunanistan bağlantısından sonra gaz güneyde İtalya'ya ve kuzeyde Balkan ülkelerine gidecekti. Tabii hiç kimse bunun ne olduğunu tam anlayamamıştı. İsviçreli EGL şirketi, BOTAŞ üzerinden ITGI ortakları DEPA ve EDISON ile görüşme zemini bulsa da, kimse Arnavutluk’tan geçen bir hat istemediği için (siyasi nedenlerle), EGL Adriyatik ülkeleri fikrini alıp geliştirdi; fizibiliteyi tamamladı. Bu konuda 2009 yılında Türkiye ve İsviçre Enerji bakanlıkları bir Mutabakat Zaptı bile imzaladılar. Ama sonra gerisi gelmedi.

Siz TAP ekibine ne zaman ve nasıl katıldınız?

Baku-Tiflis-Ceyhan projesi döneminden kendilerini tanıyordum. E.ON’da çalışırken, beni Ankara’da ziyaret ettiler. (Türkiye’yi çok önemsiyoruz,TAP’ı kimse ya bilmiyor ya da yanlış biliyor, Türkiye’deki algımız çok kötü, bize bu konuda danışmanlık yapar mısın) dediler. Bu fikri Mayıs 2010’da TAP’tan yüzde 15 pay alan E.ON Ruhrgas’a açtım. Onlar da onayladı ve böylece 2010'da TAP Türkiye Temsilciliği’ni de üstlenmiş oldum. Görevim TAP'ın bilinirliğini artırmak, Türkiye ile TAP arasındaki bağı kurmaya çalışmaktı.

TAP’ın kaderini değiştiren bir de ortaklık yapısı değişikliği vardı herhalde…

Evet, TAP'ın kaderi, Statoil'in, yüzde 42.5 payla ortak olmasıyla değişti. “İsviçreli bir firmanın doğal gaz boru hatlarıyla ne ilgisi var” denilirken, Alman E.ON da bu projeye katılınca güçlü bir AB altyapı projesi haline dönüştü TAP. Ortaklar, ne geliştirme ne de inşa aşamasında hiç bir AB hibesine ihtiyacımız yok, gerekirse öz kaynaklardan karşılarız, ayrıca finansal gücümüz ve kredi notlarımız ortada, gerekirse kolaylıkla finansman da buluruz dediler ve bunu diğer projelerin hibe için sıraya girdiği ancak Avrupa’nın tam da bir finansal kriz yaşadığı dönemde ifade ettiler.

Bu mu öne çıkardı TAP’ı?

Hayır tabii ki. Öncelikle çok ciddi mühendislik ve tarife çalışmaları yapıldı. Proje tümüyle ticari saikle idare edildi. Güçlü ortaklarımız vardı: Bir kere E.ON, İtalya elektrik piyasasında 3'üncü sıradaydı. EGL İtalya elektrik piyasasında yatırımcıydı. Petrol devi Statoil, Şah Deniz sahasında yatırımcıydı. TAP kapsamındaki bazı ülkelerde aktif ortaklara sahiptik. Dolayısıyla ortaklar aynı zamanda Azeri gazının da alıcısı olabilirlerdi. Yani tüm bu özellikleriyle tamamen ticari bir proje oldu TAP. Ayrıca, 1 yıldan daha kısa bir süre içinde, ilgili devletlerin siyasi desteklerini içeren IGA ve HGA’lar, MoU’larda tamamlandı. Böylece, siyasi desteği olmamakla eleştirilen TAP, bir anda aradan sıyrılmış oldu bana göre. TAP, ticari ve teknik açıdan güvenilir bir proje olmasına, sağlam bir mühendislik altyapısına dayandırdı bu işi, politikaya bulaşmayan tek projeydi. Bu da bir avantaj oldu sonunda. Bu yüzden, politikadan özellikle uzak duran, sadece kendisi için bir oyun alanı yaratmak ya da en azından yarışan projeler arasında tarafsızlık talep eden TAP Projesi’ni, “TAP politik bir tercihtir” diyerek küçümsemek abesle iştigaldir. TAP politik olmadı ama hep açık oldu. Düsturumuz, “centilmence” ve “profesyonelce” işimizi yapmak oldu sadece. Benim görevlerimden biri de bunu anlatmaktı. Balkanlar çok önemliydi bizim için, belki Türkiye’de yeni bir açılım için Balkanlar’ı ve TAP-IAP boru hatlarına katılmayı düşünür diyerek, 2011 başında Sn. Bakan'a (Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız- Enerji Günlüğü) işbirliği yapmak istediğimize değinen resmi mektup gönderdik. BOTAŞ ile temaslarımızı da samimiyetle sürdürdük.

Nabucco’dan sonra Nabucco West de hayal kırıklığı yaşadı yani…

BOTAŞ, yıllar önce “Nabucco’yu kısaltalım Ankara’dan başlatılsın” demiş. Sekiz yıl geçtikten sonra bir anlamda prestij kaybederek küçülmeyi kabul ettiler. Üstelik MOL’ün durumu hiç net değildi, bir yandan Güney Akım ile flört ediyorlar bir yandan Nabucco bütçesine parasal katkı yapmıyorlardı. RWE’nin Nabucco’dan çıkması da işin tuzu biberi oldu. Nabucco West, TAP’tan önce BP’nin geliştirdiği bir başka projeyle (SEEP) yarıştı, çok zorlandı. Ve ancak Türkiye’nin yoğun şekilde bastırmasıyla galip gelebildi. TAP da ITGI’yi eleyerek finale kalmış oldu. Sonuçta, Nabucco West ile TAP arasında oynanan 28 Haziran 2013’deki final maçını, Konsorsiyum tarafından belirlenen 8 seçim kriterinin tamamını karşılayan TAP kazandı…

Bu karar öncesi özellikle son 1 yıl çok hızlı geçti izlediğimiz kadarıyla…

Evet. Eylül 2012'den itibaren TAP’ın geçtiği bütün siyasi ve ticari aşamalardan Türkiye’yi de haberdar ettik. Oyunun içinde kalmaya çalıştık. Çok samimi şekilde TAP'la ilgili toplantılara BOTAŞ'ı davet ettik, gelemediler. Biz, TAP ve bağlantılı boru hattı projesi ortakları IAP yöneticilerini Ankara'ya getirdik.

Yani Türkiye yeterince ilgi göstermedi mi diyorsunuz?

Stratejilerini tek bir proje üzerine kurmuşlardı, orada ortaklıkları vardı, belki kendilerince başka nedenleri de vardı. Bunu yargılayacak konumda değilim, kendi takdirleridir. Biz yine de TAP’ı ve TAP’ın Türkiye açısından Balkanlar’da sağlayacağı diğer açılımları anlatmaya devam ettik. Nabucco'nun sonunu merak ediyorlar, seçimin ne olacağını görmek istiyorlardı. Artık, filmin sonu geldi. Bu süreci TAP lehine döndüren önemli bir unsur, yukarıda bahsettiğim siyasi anlaşmalardır. Asla biraraya gelemez denilen, Yunanistan, Arnavutluk ve İtalya, ardarda çeşitli anlaşmalar imzaladılar. Bunu yapılamayacağını düşünüyorlardı. TAP'a destek konusunda anlaşarak önce, 27 Eylül 2012'de New York'ta TAP'a siyasi destek veren zaptı; sonra en önemli anlaşmamız olan Hükümetlerarası Anlaşmayı (IGA), 13 Şubat 2013'te imzaladılar. TAP'ın en eksik görülen tarafıydı bu. Biz iyi bir projenin siyasi desteği de mutlaka alacağına inanıyorduk. Nitekim imzaların atılması, bir yıldan kısa sürdü.

Başka avantajları da var mıydı TAP’ın?

Ortaklar Statoil ve E.ON, 20 bin kilometre hat yapmış. Çok hızlı şekilde gerek siyasi gerek ticari anlaşmalarımızı tamamladık. Mart 2013 sonu itibariyle Şah Deniz II'ye nihai dosyayı sunduk. Mayıs boyunca değerlendirildi. Haziran toplantılarında da ana ihraç boru hattı olarak TAP projesini seçtiler.

Türkiye’nin konumunu, önemini nasıl etkiler bu gelişme?

Bir proje bitti diye Türkiye'nin önemi bitmez, bir proje başladı diye de önemi azalmaz. Bu tür konuma sahip bir ülkenin, stratejik seçeneklerini sınırlamaması, mümkün olabildiğince seçenek sayısını arttırması, böylece “ex-ante” değil “ex-post” seçim yapabilecek bir konumda olması gerekir.

Türkiye TAP’a ortak olacak mı?

Bunun cevabını Türkiye verecek. Türkiye, bu işin tam göbeğindedir, TAP’a ortak olup olmaması bu gerçeği değiştirmez. Socar, BP ve Total'e yüzde 50'sini vereceğiz. Son 1.5 yıldır TAP'tan hisse almak isteyen başkaları da var. Ağustos başında bir tane daha büyük katılım görürsünüz. Türkiye’nin katılıp katılmayacağını etkileyecek pek çok faktör var. Ama tüm ilgili taraflar isterse bir yol bulunur diye düşünüyorum.

Türkiye küçük bir payla etkili olabilir mi orada?

Bana göre, Türkiye'nin TAP'tan alacağı payın büyüklüğü önemli değil. Sembolik hisse alıp, tüm Balkanlar'ın geliştirilmesinde rol alacak IAP projesinden daha büyük hisse elde edilebilir. Belki Azeriler ile birlikte hareket edilerek bu pazarlarda aktif olunabilir. TANAP’taki BOTAŞ-SOCAR işbirliği Balkanlar'a taşınabilir. BOTAŞ'ın 38 yıllık tecrübesi var ve o bölgede hiç bir altyapı yok. Arnavutluk, Karadağ, Bosna Hersek, Slovenya, Hırvatistan... Bunlar TAP’ın resmi görüşleri değil,benim öngörülerim. Kuşkusuz, Türkiye yeni süreçte, bundan sonra nasıl hareket edeceğini kendisi belirleyecek. Bakanımız Taner Yıldız'ın söylediği gibi, BOTAŞ'ı uluslararası projelerden pay alacak uluslararası bir şirket haline getireceksek, bu iş bu tür yeni imkan ve fırsatların değerlendirilmesiyle yapılabilir ancak. Belki bu düşünceler Türkiye’nin Balkanlara TAP ve IAP gözüyle daha olumlu bakmasına yardım eder.

İlk aşamada ne tür bir girişimde bulunabilir Balkanlar’da Türkiye?

Batı Balkanlar’da kendinize erişilebilir hedefler koyabilirsiniz. Yatırımcı olarak alt yapıyı siz inşa eder ve sahibi olursunuz, gazını da siz götürürsünüz. Bu ülkelerin tamamı AB üyesi olacaklar. Dolayısıyla, bugünden bu bölgelerde şirketlerinizi konumlandırarak, bir üst klasmanda, AB gaz piyasasında da iş yapar hale getirebilirsiniz.

Hala BOTAŞ’ın nasıl çalışabileceğine kafa yoruyorsunuz…

Herkes bilir, ben her zaman BOTAŞ’lı olmakla gurur duyarım, çok şey öğrendim orada, anlayana, değerini bilene, iyiyi de kötüyü de öğreten gerçek bir okuldur. Kurulacak yurtdışı şirketler de böylece değerlendirilmiş olur. BOTAŞ'ın özelleştirilmesinden de bahsedildiğine göre, belli bir dönem sonra Türkiye piyasasında sadece boru hattı işletmecisi olarak kalırken yurtdışında daha aktif bir şirket haline getirilebilir. Bazılarına ters gelebilir ama ben BOTAŞ’ın yurt dışında aktif bir oyuncu olması taraftarıyım. Tarihine yakışan da budur, ancak bunu benim anlamam yetmez.

TAP tercih edilmeseydi ne olurdu?

Geleceğine inanmasam, TAP ile bu kadar uğraşmazdım. Türkiye'nin bir şey kazanacağını düşünmesem, burada yer almazdım. Ayrıca, 17-18 yıldır içinde bulunmadığı neredeyse hiç bir boru projesi kalmamış benim gibi birisiyle çalışmak ister miydi TAP? Sanmıyorum... 2010 sonundaki TAP algısı, İran gazını taşımayı planlayan İsviçreli bir şirketin projesinden ibaretti. Aslında, 2005'lerden kalan yanlış bir algı bu. Daha sonra Hazar gazına odaklanmış, ortaklarını değiştirmiş. Dolayısıyla, bu çok kötü algıyı değiştirdik. Başbakan Erdoğan, 2012 Nisan ayında Arnavutluk Başbakanı Berişa ile görüşmesinde, “Azerbaycan TAP'ı desteklerse, biz de Azeri kardeşlerimizi destekleriz” demişti. Umarım öyle olur..

Yani önce TANAP, şimdi de TAP projeleri BOTAŞ’ın önüne yeni fırsatlar mı çıkarıyor?

TAP, BOTAŞ'ı yurtdışında yapılandırma potansiyeli olan bir proje olarak görülebilir. Azerilerle zaten TANAP'tan ötürü birlikteliğiniz var. BOTAŞ ya da Türkiye’nin bu projenin dışında kalmayı tercih etmeyeceğini düşünüyorum. Ama kim bilebilir ki? TAP bu konuda gayet açık davrandı ve halen de oyunu açık oynuyor. TAP,Türkiye'nin bu süreçteki rolü ve öneminin zaten hep farkındaydı. Öyle olmasa, Yunanistan’ın ortasından başlayan bir hat için neden bir Türkiye temsilcisi atasınlar? Ama bu konuda tek karar verici TAP değil, bu stratejik bir karar, bu sürecin nasıl seyredeceğini, Ankara’nın nihai kararını bekleyip göreceğiz.

Yüzde kaç pay alabilir BOTAŞ, yani Türkiye?

Türkiye'nin ille de yüzde 10-20 gibi bir pay alması gerekmiyor. TAP'ın alıp da Avrupa'ya taşıyacağı gazı kendisine verecek olan TANAP'ın yüzde 20'si BOTAŞ'ın. Üstelik Nabucco’daki payından fazla. Pay düşük kalırsa da neyine üzüleceksin ki? TAP’ta sembolik bir pay alınarak devam edilebilir.

Bundan sonra ne tür açılımlar sağlayabilir TAP?

Örneğin ileride bu boru hatları çift yönlü çalıştırılabilir. Ama ne olursa olsun, ilk adımı atmak önemli. Türkiye'nin çıkarlarının bizlerden daha kalıcı olması gerekir diye düşünüyorum. Nabucco bitti diye, hiç bir şey bitmez. Projedir bunlar. Bazı projeler olur, bazıları olmaz değil mi? Ciddi paralar harcanıp da gerçekleştirilememiş proje çoktur. Enerji işinin doğası bu. Önemli olan projelerin yönetiminde iyi niyet var mı yok mu, ona bakmak lazım. Her şey uygunsa yapılan harcamaları, “geliştirme bedeli” olarak kabul etmek gerekir. Ya projeyi olumlu biçimde sonuca bağlarsanız? O zaman da milyarlarca dolarlık kazançlardan söz ediyor olacaktınız.

Aslında bir bilgi ve tecrübe biriktiriyorsunuz değil mi?

Evet. Daha önce BOTAŞ'tan iş almamış şirketler Nabucco projesinde çalıştılar. Bizim asli hayalimiz know-how'ın artması, Türkiye'den çıkıp dünyanın her yerinde iş yapacak bu tür danışmanlık, mühendislik şirketlerinin ortaya çıkmasıydı. İşte Bakü-Tiflis-Ceyhan ve Nabucco projeleri bunları sağladı. Hatta şu anda TANAP'ın çalıştığı pek çok şirket, BTC ve Nabucco ile zamanında iş yapmış firmalardır. Sonuçta bu da bir projedir.

Vakti zamanında gelişiminde rol aldığınız Nabucco'ya alternatif başka bir projenin yönetimindesiniz, ne hissediyorsunuz?

Bir yandan gururlanıyorum, bir yandan da bizim gibi devlet için yetiştirilmiş insanların bu kadar kolay bu işlerin dışına itilmesine pek anlam veremiyorum, içerliyorum. Bunu serzeniş olarak söylemiyorum, tecrübedir, artık olduğu gibi kabul ediyorum. Takım oyunu bu. Önemli olan aynı hedefe kilitlenmek. Büyük projeleri geliştirip hayata geçirebilecek kapasitede ve inançta insanların korunup kollanması lazım. Bütün bu projeleri, inanmış üç-beş kişi ile yaptık. Başlangıçta 'bunlar genç veletler' diye bakılıyordu. Ama gelinen yere bakın, sonuçta tüm dünyanın konuştuğu bir kısmı gerçekleşmiş bir kısmı hâlâ proje aşamasında bir kısmı rafta kalmış pek çok projemiz var. Her şey gelip nihayetinde insan gücüne dayanır. Bir de edilgen konumdan çıkıp, aktif oyuncu olmak lazım ki sözünüz dinlensin. İyi niyetli çabalar bir gün mutlaka karşılığını bulur. Boru hatları benim için bir tutku, safari alanım, nakış gibi işlemekten zevk aldığım, zorlu bir yolculuk, hatta bir aksiyon filmi. Bakalım şimdi sırada ne var?

Konuştuğumuz projelerdeki boruların içini dolduracak gazların sahibi ülkeleri de ilgilendiriyor herhalde bu son gelişmeler…

Kaçınılmaz olarak evet, ilgilendiriyor. Bir kere, TANAP ve TAP projeleri Türkmenleri de ilgilendiriyor. Türkiye'nin Azeriler ile TANAP'ı geliştirmesi ve devamında TAP'ın seçilmesi Türkmenistan'a da bir umut verdi. Türkmenler de “acaba biz de Avrupa’ya gaz macerasının bir parçası olabilir miyiz” diye, ilk kez ciddi ciddi düşünüyorlar. Geçmişe oranla bugünlerde Azeriler ile çok daha samimi durumdalar. Azeriler de kendi gazından arta kalacak kapasiteyi belki Türkmenlere verebiliriz diye düşünüyorlar artık.

Mehmet KARA

Önceki ve Sonraki Haberler