BENAN ÖZTÜRK - HABER/ANALİZ
EPDK'nın 2026-2030 tarife dönemine ilişkin kararları Aralık ayında açıklandı. Kararların ayrıntıları incelendiğinde, ortaya çarpıcı bir tablo çıkıyor.
Beşinci uygulama döneminde elektrik dağıtım sektörü yatırımları, reel anlamda ortalama 1.5 katına çıkacak. Planlı bakım için ayrılan bütçe ise 2.1 katına çıkarılmış durumda. Bazı dağıtım şirketlerinde ise altyapının eskiliği nedeniyle bu oran 3.5 kata kadar ulaşabiliyor.
Yani dağıtım şirketleri önümüzdeki beş yılda daha fazla yatırım yapmak zorunda…
YATIRIM YAPSINLAR DA, YA PARA?
Elektrik Dağıtım Hizmetleri Derneği (ELDER) yetkilileri, şirketlerin yatırımlarını gerçekleştirmesi için finansmana erişim alanındaki sıkıntıların çözülmesi gerektiğini dile getiriyor.
Hatta ELDER Genel Sekreteri Fakir Hüseyin Erdoğan, Brüksel’de yaptığı görüşmeler sırasında şu sözleri sarf etmişti:
“Bizim de yaklaşmakta olan beşinci tarife dönemimiz 1 Ocak 2026'da başlayacak. Beşinci tarife dönemimiz içerisinde yapacağımız yatırımlar için finansman paketinin hayata geçirilmesine ihtiyacımız var.”
Peki ne oldu? Herhangi bir yeşil finansman paketi gördünüz mü? Hayır!
Yüzde 14,46 reel makul getiri oranı veriliyor. (Önceki dönem bu oran yüzde 13,11 idi) Ama bu, yatırımların finansmanı için gerekli kaynakları garanti etmiyor. Özellikle enflasyon ve faiz oranlarının yükseldiği bir dönemde, bu getiri oranının yeterli olacak mı tartışılır.
SÜBVANSIYON KESİNTİSİ BOMBASI
İşin ilginç tarafı, devlet bir yandan şirketlerden yatırım artışı isterken, diğer yandan elektrik sübvansiyonlarını kesiyor.
2026 yılından itibaren yıllık elektrik tüketimi 4 bin kilovatsaati (aylık ortalama 333 kWh - yaklaşık 984 lira fatura) aşan konut aboneleri devlet desteğinden çıkacak. Bu, yaklaşık 2,5 milyon aboneyi etkiliyor.
Üstelik bu oranın bu sene azalacağı konuşuluyor. Bu ise çok daha fazla abonenin desteğinin kesilebileceği anlamına geliyor...
Elder Yönetim Kurulu Başkanı Barış Erdeniz’in Mayıs 2024’te yaptığı açıklama da bu konulara dair bir şeyler söylüyordu: “Elektrik faturalarının yatay seyri için devletimizin üstlendiği sübvansiyonun bu yılsonunda 5,7 milyar dolar seviyesine ulaşacağı öngörülüyor.”
Evet, 5,7 milyar dolar! Devlet bu yükten kurtulmak istiyor, anlaşılabilir bir durum. Ama elektrik dağıtım şirketlerinin yatırım finansman ihtiyaçları da gerçek.
Peki bu yükten kurtulmak isteyen devlet, neden bu dönemde yatırımları bu ölçüde artırıyor? Daha kontrollü bir yatırım politikası izlenemez mi?
KİM ÖDEYECEK BU FATURALARI?
Şimdi gelelim asıl soruya: Bu artan yatırımların faturası kime çıkacak?
Dağıtım şirketlerinin tüm maliyetleri - işletme giderleri, yatırım harcamaları, makul getiri - EPDK tarafından belirlenen tarifelerle tüketicilere yansıtılıyor.
Sübvansiyonlar azaldığında ve yatırımlar artınca, bu maliyetlerin önemli bir kısmı doğrudan faturalara yansıyabilir.
Hadi biz yine de tüketicilerin yüreğine biraz su serpelim; EPDK’nın gelir tavanı kısıtlamasıyla yatırım artışı otomatik olarak faturalara bire bir yansımaz, EPDK’nın izin verdiği ölçüde yansır.
EPDK’nın tarife metodolojisi verimlilik çarpanı (X-faktörü) içerir. Şirketlerden her dönem belirli oranda verimlilik artışı beklenir. Bu da maliyetlerin doğrudan tüketiciye yansımasını kısmen sınırlar.
Şimdi dilerseniz 2026-2030 döneminde dağıtım şirketlerinin yapacağı yatırımlara bir göz atalım. İşte bunların büyük kısmı:
• Akıllı şebeke altyapısı
• Elektrikli araç şarj istasyonları altyapısı (2035'te 4,2 milyon elektrikli araç hedefi var!)
• Yenilenebilir enerji entegrasyonu
• Eskiyen şebekelerin yenilenmesi
Yapılan açıklamalardan, geçmişteki uygulamalardan anlaşıldığı kadarıyla bu yatırımlar mutlaka (!) yapılmak zorunda.
İyi de dağıtım şirketlerinin bu yatırımlarının finansmanı nereden ve nasıl sağlanacak? Öz kaynaklarla mı? Borçlanma ile mi? Her iki durumda da maliyet tarifelere yansıyacak.
FİNANSMAN AÇMAZIYLA BURUN BURUNA
İşin can alıcı noktası şu: Elektrik dağıtım şirketleri kamusal hizmet yürütüyor ama özel sektör tarafından işletiliyor.
EPDK’nın belirlediği getiri oranı ve tarife metodolojisi, teoride şirketlerin sürdürülebilir bir şekilde yatırım yapmasını sağlamalı. Ama pratikte, yüksek enflasyon ve faiz ortamında yeterli finansmana ulaşmak her geçen gün zorlaşıyor.
ELDER yetkilileri Avrupa Birliği bünyesindeki kurum ve kuruluşlardan finansman desteği arıyor. Yeşil finansman paketlerinden bahsediliyor. Ama henüz ortada somut bir şey yok...
Sonuçta ne olacak?
Ya yatırımlar yavaşlayacak ve elektrik altyapısı yetersiz kalacak.
Ya da yatırımlar yapılacak ama maliyeti yine vatandaş, esnaf ve sanayici ödeyecek.
ÇIKMAZ DÖNGÜ NASIL ÇÖZÜLECEK?
Elektrik sektöründe gerçek maliyet bazlı fiyatlama politikasına geçiliyor. Sübvansiyonlar azalıyor zaten. Daha da azalacak görünüyor…
Ama bunu yaparken, dağıtım şirketlerinin finansman sorunlarını çözmeden sadece yatırım hedeflerini artırmak, sorunu çözmez, büyütür.
Yeşil dönüşüm için şebeke yatırımları şart. Elektrifikasyon için altyapı gerekli. Ama bunların finansmanını şeffaf ve sürdürülebilir bir şekilde planlamadan, sadece tüketicilere fatura kesmek de çözüm değil.
Ayrıca maliyetlerin çoğunu vatandaşa yansıtmak da sorunu çözmeyecek…
Sonuç olarak:
Ya ciddi bir yeşil finansman paketi devreye girecek ve dağıtım şirketlerinin yatırımları uygun maliyetle finanse edilecek.
Ya da elektrik faturalarının kabarmasına hazır olun. Çünkü önümüzdeki beş yıl, hem sübvansiyon düşüşü hem yatırım artışıyla çok çetin geçecek!



