1. YAZARLAR

  2. Mehmet KARA

  3. Hidrojen çağı bu kez gerçekten başlıyor mu?
Mehmet KARA

Mehmet KARA

Yazarın Tüm Yazıları >

Hidrojen çağı bu kez gerçekten başlıyor mu?

Artan enerji talebinin hangi kaynaklardan karşılanacağı sorusu gündemden hiç düşmez. Bir zamanlar dünyaya sadece 50 yıl yetecek kömür ve/veya petrol kaldığı konuşulurdu. Ancak öyle olmadığı anlaşıldı. Bunun iki esas nedeni var. Birincisi, yeni teknolojiler ve geliştirilen tekniklerle daha önce keşfedilememiş kaynakların ortaya çıkarılması. İkincisi de geçmişte asla akla hayale gelemeyecek ölçüde düşük maliyetlerle enerji elde edilebilir hale gelmesi. Öyle ya, kapitalizm getirdiği konforun ortaya çıkardığı ilave enerji ihtiyacının nasıl karşılanacağına da çözmeliydi değil mi? Tabii tek motivasyon kaynağı kâr olunca iş gelip duvara tosluyor. İşte görüyoruz, bugün hayatın bütün alanlarının en temel tartışma konularından biri iklim değişikliği ve buna karşı yürütülecek mücadele.

Ve tüm bunların ucu gelip enerjiye dayanıyor. İşte fosil kaynaklardan (kömür, petrol ve doğalgaz), yenilenebilir kaynaklara (güneş, rüzgar, biyokütle, jeotermal) doğru giden enerji dönüşümü de bunun bir sonucu olarak karşımıza çıktı. Bu arada Avrupa’nın, ABD’nin de dürtüklemesiyle enerjide Rusya’ya bağımlılıktan kurtulma çabalarının ürünü sayılabilecek Ukrayna krizi tartışmalara yeni bir boyut kazandırdı. Avrupa tam da kömürden çıktık çıkıyoruz derken, Rusya’nın doğalgaz vanalarını kapatması her şeyi değiştiriverdi. En pahalı enerji, olmayan enerjidir sözü bir kez daha doğrulandı ve doğalgazdan başlayarak tüm enerji fiyatları zincirleme şekilde fırladı. Son haftalarda yaşanan gevşemeye bakmayın siz, fiyatların geldiği noktadan geri dönmesi yakın beride pek de mümkün görünmüyor.

Neyse fiyatları olduğu yerde bırakıp konumuza dönelim. Enerji arz yetersizliği Avrupa başta olmak üzere dışa bağımlı ekonomileri yeni arayışlara itti. İlk yapılan tamamen terk edileceği söylenen nükleer santrallerin yeniden çalıştırılması oldu. Bu arada henüz kapatılmayıp ihtiyaten kenarda tutulan bazı kömür santralleri de devreye giriverdi. Ama kömüre kalıcı şekilde dönülemeyeceği inancı bu kez hidrojeni iyi bir seçenek olarak gündeme taşıdı. Bir yandan hidrojenin hangi kaynaktan nasıl elde edileceği, bir yandan da kullanım alanlarının yaygınlaştırılması için gereken altyapının nasıl oluşturulacağı konuşuluyor. En yakın örneği, geçtiğimiz yıl Türkiye’nin testlerini tamamladığı, doğalgaz şebekesine hidrojen karıştırılması idi. Benzeri uygulamalar Avrupa’da da çoğalıyor.

Son haftalarda enerji aktörleri arasında hidrojeni öne çıktığı bir başka alt tartışma başlığı ise e-mobilite alanında açıldı. Kimi önemli aktörlere göre elektrikli araçların geleceğine inanç bundan 5 yıl öncekine göre gerilemiş durumda. İşte hidrojen seçeceği tam da bu noktada öne çıkarılıyor. Hidrojenin mobilite alanında daha çok işe yarayacağını düşünenlerin sayısı giderek artıyor sanki. Gerekçe ise hidrojenin kapsül ya da tüpler şeklinde araçlara kolayca takılıp çıkarılabilmesi, kullanıcıyı elektrikli araçlar gibi pahalı bataryalar ve iletim/dağıtım şebekesine mahkum etmemesi. 

Bu arada batarya sektöründe kullanılabilecek nadir elementlerin yeryüzünde kısıtlı miktarda bulunması da elektrikli araçlarla ilgili moral bozucu bir diğer argüman olarak karşımıza çıkıyor. 

Gördüğünüz gibi enerjide gündem çok hızlı değişiyor. Bakalım gelecek bize neler gösterecek?

Hatta, uzun yıllardır dönem dönem öne çıkan, ardından sönümlenen hidrojen çağı tartışmaları bu kez gerçekten hidrojen çağının açılış seremonisi olabilir mi? 

Önceki ve Sonraki Yazılar