1. HABERLER

  2. ELEKTRİK

  3. Jeopolitik kırılganlık enerji yatırımlarını yeniden düzenliyor

Jeopolitik kırılganlık enerji yatırımlarını yeniden düzenliyor

Jeopolitik gerilimler ve politika belirsizliği enerji dönüşümüne yönelik yatırım iştahını zayıflatıyor; Kuzey Amerika'yı cazip bulan yöneticilerin oranı bir yılda 22 puan gerileyerek yüzde 46'ya inerken yalnızca Çin 14 puanlık artışla yüzde 39'a yükseldi.

Jeopolitik kırılganlık enerji yatırımlarını yeniden düzenliyor

Enerji Günlüğü - Bain & Company'nin petrol ve gaz, kamu hizmetleri, kimya, madencilik ve tarım sektörlerinden 800'den fazla yöneticiyle gerçekleştirdiği 2026 Enerji ve Doğal Kaynaklar Araştırması, küresel enerji dönüşümünde bölgesel stratejilerin belirgin biçimde ayrıştığını ortaya koyuyor. Jeopolitik dalgalanmalar ve ekonomik kırılganlıklar yatırım planlarını anlık olarak yeniden şekillendirirken, sektördeki şirketler rekabetçilik, erişilebilirlik ve yatırım getirisi üçgeninde yollarını belirlemeye çalışıyor.

JEOPOLİTİK DALGANIN YÖNLENDİRDİĞİ YENİ HARİTA

Araştırmanın en dikkat çekici bulgusu, petrol talebinin zirve yapacağı tarihe ilişkin bölgesel öngörülerdeki derin farklılık. Avrupalı petrol ve gaz yöneticilerinin yarısı talebin 2035'ten önce zirveye ulaşabileceğini düşünürken, Kuzey Amerikalı muhataplarının yüzde 41'i bu tarihin 2050'den sonrasına sarkacağını öngörüyor. Araştırmaya katılan yöneticilerin büyük bölümü ise küresel petrol talebinin en az önümüzdeki on yıl boyunca artmaya devam edeceği görüşünde.

Dönüşüm yatırımları söz konusu olduğunda da bölgesel makas açılıyor. Avrupa'daki şirketlerin yarısından fazlası toplam sermayelerinin yüzde 20'den fazlasını dönüşüm odaklı projelere yönlendirirken, aynı oran Kuzey Amerika ve diğer bölgelerde yaklaşık dörtte bir seviyesinde kalıyor.

Yatırım çekiciliği sıralamasında ise ciddi bir dönüşüm yaşandı. Kuzey Amerika hâlâ en cazip bölge olarak öne çıksa da bunu savunana yöneticilerin oranı bir yıl içinde 22 puan düşerek yüzde 46'ya geriledi. Cazip bulmadığını söyleyen yöneticilerin dörtte üçü, politika belirsizliğinin azalmasının bu pazara yatırım iştahlarını ciddi ölçüde artıracağını belirtiyor. Tek istisna Çin: 14 puanlık artışla yüzde 39'a yükseldi.

YENİDEN YAPILANMA DALGASI GELIYOR

2025 yılı petrol ve gaz ile madencilik sektörlerinde yoğun birleşme ve satın alma hareketliliğine sahne oldu. Yöneticilerin üçte ikisi önümüzdeki iki yılda varlık satışları, birleşmeler ve kapanmalar biçiminde portföy yeniden yapılanmalarının ivme kazanacağını bekliyor. En yüksek beklenti kimya sektöründe yüzde 87, madencilikte ise yüzde 72 düzeyinde. Piyasa oynaklığı, maliyet artışları ve yoğunlaşan rekabet kâr marjlarını baskılıyor; bu tablo uzun vadeli planlama yapmayı da güçleştiriyor.

YAPAY ZEKÂ DENEMELERİ YAYGIN, SONUÇLAR SINIRLI

Araştırma, yapay zekânın sektörde henüz beklenen dönüşümü yaratamadığına işaret ediyor. Yöneticilerin yaklaşık üçte ikisi şirketlerinde yapay zekâ denemeleri ya da pilot uygulamalar yürütüldüğünü, ancak öngörülen çıktılara ulaşılamadığını belirtiyor. Yalnızca dörtte biri yapay zekâ uygulamalarını ölçeklendirme ve fonksiyonları ölçülebilir etki üretecek şekilde yeniden tasarlama aşamasına geçebildi. Müşteri hizmetleri, Ar-Ge ve operasyon/bakım en olgun kullanım alanları olarak öne çıkıyor; bu alanlarda katılımcıların yüzde 10'undan fazlası yapay zekânın ölçeklendiğini ya da dönüşüm ürettiğini ifade ediyor.

YAPAY ZEKÂNIN ENERJİ TALEBİ KAMU HİZMETLERİNİ ZORUYOR

Yapay zekâ kaynaklı enerji talebi artışı, kamu hizmetleri şirketlerini hızlı ve ticari açıdan uygulanabilir çözümlere odaklanmaya itiyor. Enerji depolama en öncelikli seçenek olurken, mevcut varlıkların ömrünü uzatma, iletim ve dağıtım yatırımları, doğal gaz ile kara tipi yenilenebilir enerji projeleri de gündemde üst sıralarda yer alıyor. Şirketler bu yatırımları finanse etmek için kamu desteklerinden ziyade teknoloji şirketleriyle ortak yatırım modellerine yöneliyor; bu eğilim geçen yıla kıyasla belirgin bir kırılmayı yansıtıyor. Bölgesel tercihler de ayrışıyor: Asya-Pasifik ve Orta Doğu teknoloji ortaklıklarına yönelirken, Kuzey Amerika'da daha yüksek fiyatlandırma stratejileri, Avrupa'da ise sermaye geri dönüşümü öne çıkıyor.

TÜRKİYE: GÜÇ TALEP ARTIŞI VE DÖNÜŞÜM BASKISI EŞ ZAMANLI

Araştırma kapsamında Türkiye piyasasını değerlendiren Bain & Company Türkiye Ortaklarından Onur Candar, ülkenin enerji sektörünün ikili bir baskı altında ilerlediğini vurguluyor: "Hızla artan talebi karşılamak ve sistem kademeli olarak daha düşük karbonlu kaynaklara yönelirken enerjinin uygun fiyatlı ve güvenli kalmasını sağlamak. Bu durum, hâlâ büyük ölçüde ithal yakıtlara bağımlı bir sistemde enerji güvenliği, erişilebilirlik ve karbonsuzlaşma hedefleri arasında dikkatli bir denge kurulmasını gerektiriyor."

Veriler bu tespiti destekliyor. Türkiye, OECD içindeki en hızlı büyüyen elektrik piyasalarından biri konumunda. Elektrik tüketimi 2025 itibarıyla yaklaşık 360 TWh'ye ulaşırken bu rakamın sanayi büyümesi, kentleşme ve elektrifikasyonun katkısıyla 2030'a kadar 455 TWh'yi aşması bekleniyor. Üretim karması da değişiyor: Rüzgâr ve güneşin toplam üretimdeki payı yüzde 18'i geçerek yerli kömürü geride bıraktı; yenilenebilir kaynakların kurulu güç içindeki ağırlığı ise teşvik programlarıyla hızla yükseliyor. Öte yandan sistem, ithal fosil yakıtlara yaklaşık yüzde 75 oranında bağımlılığını koruyor; bu yapı hem fiyat dalgalanmalarına açıklığı hem de enerji güvenliği kaygılarını canlı tutmaya devam ediyor. Doğal gazın orta vadede dengeleyici yakıt rolünü sürdürmesi bekleniyor.

Elektrik sektörünün ötesinde sanayi, ulaşım ve binalardaki karbonsuzlaşma baskısı ön plana çıkıyor. Bu alanlarda elektrifikasyon, alternatif yakıtlar ve verimlilik artışları gerekiyor. Şebeke kısıtları, depolama yatırımları ve düşük karbonlu teknolojilerin ekonomik erişilebilirliği ise dönüşüm hızını belirleyecek kritik değişkenler olarak sıralanıyor.

Bain & Company Türkiye Ortaklarından Yiğit Kılınç da net sıfır hedeflerinin enerji arz güvenliği ve maliyet baskılarıyla iç içe geçmesiyle birlikte bu yolun artık beklenenden daha uzun ve karmaşık hale geldiğini söylüyor: "Yatırım kararları daha seçici bir nitelik kazanıyor; şirketler ekonomik temeli güçlü ve net politika çerçeveleriyle desteklenen projelere odaklanıyor. Birçok kurum portföyünü gözden geçirerek rekabet avantajına sahip olduğu alanlara yönelirken, değişen piyasa koşullarına uyum sağlayabilecek esnekliği de korumaya çalışıyor."

Rapora göre tüm bu dinamiklerin kesişiminde Türkiye, yenilenebilir enerji, şebeke altyapısı, depolama ve yerelleştirilmiş enerji değer zincirleri alanlarında cazip ancak karmaşık bir yatırım ortamı olmayı sürdürüyor. En elverişli pozisyonu, Candar'ın vurguladığı çerçevede, ekonomik temeller ile yerel piyasa gerçekliklerini baz alan ve politika belirsizliklerine karşı esnek portföyler oluşturabilen oyuncuların elde edeceği öngörülüyor.