1. YAZARLAR

  2. Dr. Nejat TAMZOK

  3. Orta Doğu’da güç savaşları, Ankara’nın koridor stratejisi
Dr. Nejat TAMZOK

Dr. Nejat TAMZOK

Yazarın Tüm Yazıları >

Orta Doğu’da güç savaşları, Ankara’nın koridor stratejisi

Orta Doğu coğrafyası, küresel ticaretin lojistik omurgalarından birini oluşturuyor. Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarının kesişim noktasında yer alan bu kadim bölge, deniz ticaretinin en kritik üç geçiş noktası olan Süveyş Kanalı, Babülmendep ve Hürmüz Boğazı’na da ev sahipliği yapıyor. Asya’nın devasa imalat gücünü Batı’daki tüketim pazarlarına, Afrika’nın hammadde kaynaklarını Doğu’daki üretim noktalarına bağlayan bu bölge, küresel hegemonya mücadelelerinin ve koridor savaşlarının merkez üssü konumunda.

Bölge, stratejik konumunun ötesinde, dünya ekonomisinin can damarı olan enerji kaynaklarının da merkezi. Dünyadaki kanıtlanmış petrol rezervlerinin yarısına, doğal gaz yataklarının ise yaklaşık yüzde kırkına sahip. Küresel ham petrol arzının yüzde 30’unu, doğal gaz arzının yaklaşık yüzde 20’sini burası üretiyor. Üstelik günümüzde sadece geleneksel fosil yakıtların üretim merkezi olmakla kalmıyor; yeşil hidrojen projeleri, devasa güneş enerjisi yatırımları ve kıtalararası elektrik şebekesi entegrasyonlarıyla geleceğin küresel enerji mimarisini de doğrudan şekillendiren en dinamik güç odaklarından biri olarak öne çıkıyor.

Dolayısıyla, bu bölgenin güvenliği ve kontrolü, tarih boyunca olduğu gibi günümüzde de ticari rekabetin ötesinde, doğrudan bir küresel egemenlik mücadelesine karşılık geliyor.

WASHINGTON-TEL AVIV EKSENİ: IMEC VE ÇİN’İ ÇEVRELEME STRATEJİSİ

Bu mücadelenin en somut adımlarından biri, Eylül 2023’te Yeni Delhi’deki G20 Zirvesi’nde atılmıştı. O zirvede ABD, Fransa, Almanya, İtalya, Suudi Arabistan, Hindistan, BAE ve AB arasında imzalanan Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru (IMEC) mutabakatı, küresel jeopolitikte yeni bir fay hattını tetikledi.

Washington destekli IMEC hattının; Hindistan, BAE, Suudi Arabistan ve Ürdün üzerinden İsrail’in Hayfa Limanı’na, oradan da deniz yoluyla Avrupa’ya ulaşması öngörülüyordu. Projenin arka planında iki büyük stratejik hedef bulunuyordu: Körfez sermayesinin ve enerjisinin Çin/BRICS eksenine kaymasını engellemek ve Pekin’in Kuşak-Yol Girişimi’ne karşı güçlü bir alternatif oluşturmak.

"TÜRKİYESİZ KORİDOR OLMAZ" ÇIKIŞI VE KALKINMA YOLU

Hürmüz Boğazı’nı baypas eden ve Suudi Arabistan ile İsrail gibi ezeli düşmanları aynı masaya getirme iddiasındaki bu hat çizilirken, bölgesel denklemin en köklü aktörleri olan Türkiye, İran ve Mısır dışarıda bırakılmıştı.

O dönemde bu plana en net ve sert tepki Çin veya Rusya’dan değil, doğrudan Ankara’dan geldi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın "Türkiye’siz bir koridor olamaz" çıkışı, aslında bir coğrafya gerçeğinin de ilânıydı. Ankara, IMEC’in İsrail merkezli Akdeniz çıkışına karşı masaya kendi stratejik kozunu, 17 milyar dolarlık Kalkınma Yolu Projesi’ni koydu ve bu amaçla Türkiye, Irak, Katar ve BAE arasında bir mutabakatın imzalandığını açıkladı.

Irak’ın tarihsel en büyük altyapı hamlesi olan El Faw Limanı’nı 1.200 kilometrelik demir ve otoyolu ağıyla Irak ve Türkiye üzerinden Avrupa’ya bağlayacak olan bu hat, Hürmüz Boğazı ve Süveyş Kanalı’na bağımlılığı azaltmayı ve Şanghay ile Rotterdam arasındaki nakliye süresini 33 günden 15 güne düşürmeyi hedefliyordu. Proje, sadece lojistik bir rota olmanın ötesinde; Körfez petrol ve doğal gazının - ve hatta yeşil hidrojenin - Avrupa’ya taşınacağı stratejik bir enerji koridoru ve dijital bir veri otobanı olarak tasarlandı.

TARİHİN DÖNÜŞÜ: MODERN HİCAZ DEMİRYOLU

7 Ekim 2023’te Gazze’de patlayan kriz, IMEC’in İsrail-Arap normalleşmesine dayanan siyasi zeminini bugüne gelinceye kadar adeta dondururken, Ankara, tam da ABD ile İran arasındaki barış görüşmelerinin ortasında, Hicaz Demiryolu’nu gündeme getirerek koridor diplomasisinde yeni bir adım daha attı.

Geçtiğimiz günlerde Riyad’da Türkiye ile Suudi Arabistan arasında imzalanan anlaşma, Osmanlı’nın son büyük ve trajik vizyonu olan Hicaz Demiryolu’nu modern küresel düzende yeniden canlandırmayı amaçlıyor.

Ulaştırma Bakanı Abdulkadir Uraloğlu’nun ilan ettiği vizyon oldukça iddialı: Türkiye’den Halep’e bağlanacak bir hat; mevcut Halep-Şam-Ürdün rotası üzerinden Riyad’a ve nihayetinde Umman’a, yani Hint Okyanusu’na uzanacak. Temkinli bir dil tercih edilse de bu adımın tarihsel hafızada uyandırdığı çağrışım büyük. Proje, Ankara'nın Türkiye'yi Avrupa, Levant ve Basra Körfezi arasındaki bölgesel transitin merkezine yerleştirme arzusunu yansıtıyor.

Demiryolu hatlarının Basra Körfezi’nden Asya’ya akan devasa petrol ticaretini ikame edebilmesi, vagonların dev süper tankerlerin taşıdığı milyonlarca varili yüklenebilmesi teknik olarak elbette mümkün değil. Dolayısıyla bu projenin "Hürmüz’ü tamamen bitireceği" tezi bir abartı sayılabilir. Ancak bu hattın, enerji krizlerinde ya da sıcak çatışma dönemlerinde "stratejik bir yedek güzergâh" rolünü oynaması çok daha muhtemel.

Buradaki asıl amacın ise Körfez'i Avrupa'ya bağlayan güzergahta İsrail'i merkezi bir üs olarak konumlandıran IMEC projesine – Kalkınma Yolu’nun yanı sıra - yeni bir alternatif daha ortaya koymak ve böylelikle İsrail'in bölgedeki etkisini dengelemek olduğu anlaşılıyor. Bu noktada IMEC’in İsrail merkezli bir çıkışı öne çıkarırken, Hicaz Demiryolu ve Kalkınma Yolu’nda Avrupa’ya açılan kapının Türkiye olacağını tekrar vurgulamakta yarar var.

ANKARA’NIN ÜÇ BOYUTLU KORİDOR STRATEJİSİ

Ankara, demiryolu hamlesiyle Levant coğrafyasındaki (Suriye-Ürdün-Lübnan) tarihsel etkisini yeniden tahkim ederken, IMEC’in İsrail’i merkez alan transit rolünü de doğrudan dengeliyor. Gelinen noktada Türkiye, küresel ticaret ve enerji jeopolitiğinin önüne üç ana koridor hattını sermiş durumda:

Orta Koridor: Çin ve Orta Asya’yı Hazar üzerinden Kafkasya ve Türkiye’ye bağlayan Doğu-Batı hattı.

Kalkınma Yolu: Irak ve Körfez’in enerji ve lojistik potansiyelini dikey hatla Avrupa’ya taşıyan Güney-Kuzey ekseni.

Modern Hicaz Demiryolu: Suriye ve Ürdün üzerinden geçerek Türkiye’yi Suudi Arabistan ve Umman üzerinden okyanusa entegre eden Levant-Körfez koridoru.

Dünya tarihinde ticaret yolları her dönemde küresel rekabetin kazananlarını ve kaybedenlerini belirledi. Son yıllarda ülkeler, hatta kıtalar arasında yeni ekonomik ve ticari bağlantı yolları geliştirme fikri hız kazanmış görünüyor. Yollar vasıtasıyla birbirine daha da yakınlaşmış bir dünyada barış içinde yaşama düşüncesi elbette son derece cazip.

Ancak düşmanlıkların bitmediği, gerilimlerin tükenmediği Orta Doğu coğrafyasında bu tür projelerin, toplumların refahını arttırmak yerine rekabeti ve çatışmaları körükleme, gizli gerginlikleri yüzeye çıkarma potansiyelini taşıdığı da bilinen bir gerçek. Yolların küresel/bölgesel güçler için yaşamsal olmaya başladığı bir dönemde, aynı zamanda enerji savaşları anlamına gelen koridor rekabetinin, Orta Doğu’da patlayan barut fıçıları üzerinde etkili olmadığını söyleyebilmek oldukça zor.

Bu coğrafyada her zaman en kolayı renkli haritalar üzerinde yeni bir yol projesi çizmek oldu; en zoru ise o yollardan sağ salim geçebilmek.

Ankara, Haziran 2026

Önceki ve Sonraki Yazılar