1. YAZARLAR

  2. Dr. Nejat TAMZOK

  3. 2026 Dünya Kupası: Ben bu maçta Kongoluyum
Dr. Nejat TAMZOK

Dr. Nejat TAMZOK

Yazarın Tüm Yazıları >

2026 Dünya Kupası: Ben bu maçta Kongoluyum

Bugün “Batı” diye nitelediğimiz emperyalist Avrupa ülkeleri, 15. yüzyıldan 1960’lı yıllara kadar uzanan “Sömürgecilik Çağı” boyunca dünyanın büyük bir bölümünü kolonileştirdi ve vahşice sömürdü. Bu dönem; acımasız katliamlar, köleleştirilen halklar, kültürel ve fiziksel soykırımlar üzerine inşa edildi. Kadim kültürler, diller ve inançlar bilinçli bir şekilde yok edilirken; köleleştirilmiş emeğin acımasızca kullanımı tarihin en kanlı sayfaları arasında yer aldı.

Yerel halkların parçalanması ve siyasi kontrol amacıyla Avrupalı güçler tarafından körüklenen iç savaşlar, sömürge ülkelerde bitmek bilmeyen çatışmaların tohumlarını ekti. Bu savaşlarda milyonlarca insan can verdi, kitleler göçe zorlandı, açlık ve hastalık nedeniyle büyük acılar çekildi; sayısız kadın ve kız çocuğu tecavüze uğradı.

Sömürgecilik, kapitalist gelişmenin temel dinamiğiydi ve emperyalist ‘Batı’ zenginlik ve sanayileşmesini büyük ölçüde bu sömürüye dayandırdı. Sömürgeci ülkeler zenginleşip giderken, geride yoksulluğu, yolsuzluğu, kötü yönetimleri, iç savaşları, çevre felaketlerini, doğal kaynaklar üzerindeki bitmeyen sömürü düzenini ve en nihayetinde günümüzün küresel eşitsizliklerini miras bıraktı. Günümüzde pek çok ülke, bağımsızlıklarını kazanmış olmalarına rağmen, hâlâ sömürgecilik çağının yapısal prangalarıyla yüzleşmeye çabalıyor.

ÇALINMIŞ HAYATLAR, ÇALINMIŞ EMEKLER

Yakın zamanda Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, sömürgecilik dönemindeki köle ticaretini "insanlığa karşı işlenmiş en ağır suç" olarak ilan eden bir kararı ezici bir çoğunlukla kabul etti. Genel Kurul’da konuşan Genel Sekreter Antonio Guterres, birçok Batı ülkesinin refahının "çalınmış hayatlar ve çalınmış emek üzerine inşa edildiğini" açıkça itiraf etti.

Bugün mağdur topluluklar ve ülkeler, sömürgecilik üzerinden devasa bir zenginlik üretenlere karşı hukuki ve ahlaki bir adalet mücadelesi yürütüyor. Köleliğin ve sömürgeciliğin mirasının süslü özürlerle ya da sembolik jestlerle geçiştirilemeyeceği ve mutlaka "tazmin" edilmesi gerektiği fikri artık uluslararası hukukun ana gündem maddelerinden biri. Talep edilen şey sadece finansal bir bedel değil; çalınan geçmişin kabul edilmesi, gasp edilen hakların iadesi ve küresel servet dağılımının adil bir şekilde düzeltilmesidir.

SÖMÜRGE HARİTASININ YEŞİL SAHA İZDÜŞÜMÜ

Kuzey Amerika’da yaklaşık 20 gündür devam eden 2026 FIFA Dünya Kupası, aslında eskinin sömürgecileriyle sömürülenleri arasındaki bir başka mücadele alanıdır. Bu kupa, sadece futbol tarihinin en geniş katılımlı turnuvası olmakla kalmıyor; aynı zamanda küresel güç dengelerinin yeşil sahaya yansımış bir gölgesi niteliğini taşıyor.

48 takımla başlayan turnuvada, geçmişin 8 sömürgeci gücü ve onların sömürgecilik tarihinden sağ çıkan yaklaşık 30 ülke karşı karşıya geliyor. Hiç birimiz için şaşırtıcı olmayan ise bu sekiz ülkenin neredeyse tamamının, turnuva başlarken şampiyonluğun doğal favorileri olarak işaret edilmesiydi. Kuşkusuz bu ülkeler futbolda köklü bir ekole ve başarıya sahip. Ancak başarının sırrını sadece ekonomik zenginlikle açıklamak doğru olmaz; sömürgecilik döneminin nüfuz alanları ve göç rotaları üzerinden şekillenen beşeri sermaye akışının da gözden kaçırılmaması gerekir.

Bugün bu ülkelerin milli takımlarına baktığımızda, sömürge geçmişinin demografik mirasını net bir şekilde görürüz. Örneğin Fransa’nın kadrosundaki oyuncuların kökenleri, bu ülkenin eski sömürge haritasıyla neredeyse birebir örtüşür. Kylian Mbappé ve Aurélien Tchouaméni gibi yıldızlar Kamerun, Ousmane Dembélé Mali kökenlidir. Eduardo Camavinga ise Angola doğumludur. Belçika futbol fabrikasının çarkları, tarihin en vahşi sömürge trajedilerinden birine sahne olan Kongo havzasından beslenir. Romelu Lukaku, Loïs Openda ve Youri Tielemans Kongo; Jérémy Doku Gana kökenlidir. Amadou Onana ise Senegal doğumludur.

İngiltere kadrosundaki siyahî oyuncuların büyük bölümü eski Britanya sömürgesi olan Karayipler ve Afrika kökenlidir. Jude Bellingham ve Marcus Rashford’un kökleri Karayipler'e uzanırken, Bukayo Saka Nijerya kökenlidir. Hollanda futbolu, eski sömürgeleri Surinam ve Karayipler'deki Hollanda Antilleri’nden beslenir. Virgil van Dijk ve Georginio Wijnaldum Surinam; Memphis Depay, Cody Gakpo ve Jeremie Frimpong ise Gana kökenlidir.

Portekiz millî takımında Rafael Leão, Nuno Mendes Angola kökenli, William Carvalho Angola doğumludur. İspanya’nın yıldızı Lamine Yamal Ekvator Ginesi ve Fas; Nico Williams ise Gana kökenlidir. Sömürgecilik geçmişi diğer Avrupa devletlerine göre daha kısa sürmüş olsa da Almanya'da Leroy Sané Senegal, Serge Gnabry Fildişi Sahili, Jerome Boateng Gana, Antonio Rüdiger Sierra Leone kökenlidir. Youssoufa Moukoko Kamerun doğumludur.

YETENEK MADENCİLİĞİ: YENİ NESİL SÖMÜRÜ

Bu oyuncuların bir kısmı doğrudan eski sömürgelerde doğup küçük yaşta göç etmiş, büyük bir kısmı ise sömürge sonrası metropollere göç eden ailelerin ikinci veya üçüncü kuşak çocukları olarak Avrupa topraklarında dünyaya gelmiştir. Pek çoğu, dışlanmış göçmen topluluklarının yoğunlaştığı banliyölerden, varoşlardan gelmektedir. Bu gençler için yeşil saha; yoksulluktan, suçtan ve geleceksizlikten tek kaçış yoludur.

Ancak madalyonun karanlık yüzünde, başarısız olan binlerce gencin dramı gizlidir. Büyük vaatlerle Avrupa metropollerine taşınan, ancak endüstrinin çarkları arasında elenip beğenilmeyen binlerce Afrikalı genç, vizeleri bittiği an Avrupa sokaklarında kaçak ve kimsesiz kalmaktadır. Futbol rüyasıyla yola çıkan bu çocukların hatırı sayılır bir kısmı modern kölelik şartlarında yaşamakta ya da suça itilmektedir.

Sömürgecilik döneminde Afrika ve Güney Amerika’nın yeraltı kaynaklarını, kıymetli madenlerini ve tarım ürünlerini merkez ülkelere taşıyan sistem; bugün aynı mekanizmayı "insan kaynakları" üzerinden işletmektedir. Avrupa kulüpleri, eski sömürge topraklarındaki genç yetenekleri çok erken yaşlarda, komik bedellerle bünyelerine katmaktadır. Yeteneği üreten coğrafya ise o yeteneğin yarattığı devasa ekonomik ve endüstriyel katma değerden mahrum bırakılmaktadır.

Neticede Dünya Kupası, her ülkenin eşit şartlarda başladığı adil bir yarışma düzeni olarak sunulsa da aslında sömürgecilik çağının inşa ettiği asimetrik küresel mimarinin birebir tescillendiği bir vitrindir. Klasik sömürgecilik bitmiştir; ancak ekonomik, kültürel ve kurumsal bağımlılık mekanizmaları biçim değiştirerek futbol üzerinden yeniden üretilmektedir. Dahası, adı sıklıkla yolsuzluklarla anılan ve “Trumpizm”e ödüller dağıtmakta bir sakınca görmeyen Gianni Infantino'nun yönetimindeki FIFA için bu çelişkiler, üzerinde düşünülecek bir değer taşımamaktadır.

BUGÜN SAFIMIZ BELLİ

Bugün kupada turnuvanın kaderini belirleyecek maçlardan biri oynanacak. Sömürgecilik çağının en büyük kazananı İngiltere ile o çağın en derin, en trajik acılarını yaşamış ve ne yazık ki hâlâ yaşamaya devam eden Demokratik Kongo Cumhuriyeti karşı karşıya geliyor.

Bir tarafta kişi başına düşen geliri 60 bin dolara yaklaşan, İnsani Gelişme Endeksi’nde 13. sırada yer alan İngiltere; diğer tarafta ortalama geliri günde 4 doları bile bulmayan, aynı endeksin en son sıralarına itilmiş Kongo...

Sizlerin nerde durduğunu bilmem…

Ama ben bu maçta Kongoluyum.

Ankara, Temmuz 2026

Önceki ve Sonraki Yazılar