KONUK YAZAR: SAMİ GÜNAL
Su, hayatımızda en çok kullandığımız ama en az fark ettiğimiz şeydir. Musluğu açtığımızda akar, bardağa doldurur içeriz, lavaboda elimizi yıkar, sonra arkamızı dönüp gideriz. Sanki hep oradaymış, hep olacakmış gibi…
Oysa su, bizim sandığımız kadar sıradan değil; bize sunulmuş bir konfordur. 22 Mart Dünya Su Günü, belki de tam olarak bu yüzden var: Her gün elimizin altında olanın aslında ne kadar kırılgan olduğunu hatırlatmak için.
Dünyanın büyük bir kısmının suyla kaplı olduğunu çocukluğumuzdan beri biliriz. Ama sonradan, gazetelerden, belgesellerden, uzmanların anlatımlarından öğrendiğimize göre, bu suyun çok küçük bir kısmı içilebilir nitelikte. Yani “çok” sandığımız şey aslında “az”.
KOÇ HOLDİNG'TEN SU TEKNOLOJİSİ GELİŞTİREN GİRİŞİMCİLERE "HIZLANDIRMA" DESTEĞİ
Su konusunda Türkiye için de benzer bir durum söz konusu. Uzmanlar artık ülkemizi “su zengini” değil, “su stresi yaşayan” ülkeler arasında sayıyor. Bu ifade ilk bakışta teknik gibi görünse de aslında oldukça yalın bir anlam taşıyor: Su var ama yetmeyecek kadar az...
İşin daha çarpıcı tarafı ise suyun sadece içtiğimiz ya da kullandığımız kadar olmadığı gerçeği. Gündelik hayatımızın neredeyse her parçasının ardında görünmeyen bir su tüketimi var. Örneğin bir bardak kahve içerken sadece o fincandaki suyu düşünürüz. Oysa çeşitli kaynaklardan okuduğumuza göre, o kahvenin üretim sürecinde yüzlerce litre su kullanılıyor.
Ya da kıyafetlerimiz... Üzerimize giydiğimiz sıradan bir pamuklu tişörtün arkasında binlerce litre suyun olduğunu öğrenince insan ister istemez durup düşünmek zorunda kalıyor. Çöpe attığımız bir elma, yarım bırakılmış bir tabak yemek... Bunlar sadece gıda israfı değil; aynı zamanda suyun da israfı demek.
Bu noktada çoğu zaman bireysel tasarruf üzerine konuşuruz. Musluğu kapatmak, daha az su harcamak, dikkatli olmak... Elbette bunlar önemli. Ama izlediğimiz programlardan, okuduğumuz yazılardan anladığımız kadarıyla, suyun asıl büyük tüketimi bizim evlerimizde değil; tarımda, sanayide ve enerji üretiminde gerçekleşiyor. Örneğin bazı enerji üretim yöntemlerinin, özellikle de kömüre dayalı olanların, çok yüksek miktarda su tükettiği ve bu suyu kirlettiği sıkça dile getiriliyor. Aynı şekilde tarımda kullanılan yöntemler de suyun büyük bölümünü tüketiyor. Yani mesele sadece bireysel değil, aynı zamanda sistemsel.
Üstelik su sadece azalmakla kalmıyor; kirleniyor da. Zaman zaman televizyon haberlerinde görüntüler ile karşılaştığımız görüntüler artık birer istisna değil. Antalya’daki Düden Şelalesi’nde görülen balık ölümleri gibi örnekler, insanın içini burkan bir uyarı niteliğinde. Suyun berraklığı bozuldukça, aslında bizim hayatımızın da berraklığı bozuluyor. Çünkü su yalnızca bir kaynak değil; hayatın kendisiyle doğrudan bağlı bir varlık.
Bütün bunlar bir araya geldiğinde karşımıza sessiz bir kriz çıkıyor. Gürültüsü olmayan ama etkisi derin bir kriz... Kuraklık, göç, gıda sorunları gibi başlıkları artık daha sık duymamız boşuna değil. Yine uzmanların dile getirdiğine göre, önümüzdeki yıllarda suya erişim meselesi daha da kritik hale gelecek. Bu durum en çok da gelecekte yaşayacak olanları, yani bugünün çocuklarını etkileyecek.
Belki de bizden çok onlar, suyun kıymetini daha zor şartlarda öğrenmek zorunda kalacak.
Peki, bu tablo karşısında ne yapabiliriz? Elbette tek başımıza dünyayı değiştiremeyiz. Ama kendi payımıza düşeni görmezden gelmek de bir seçenek değil. Daha az israf etmek, tüketirken düşünmek, ihtiyacımızla alışkanlıklarımız arasındaki farkı fark etmek... Bunlar küçük gibi görünen ama aslında önemli adımlar. Belki bir musluğu kapatmak dünyayı kurtarmaz ama o musluğu açık bırakmanın da bir karşılığı vardır.
Sonuçta su, sadece bir doğal kaynak değildir. O, bize ait olmayan ama bize emanet edilmiş bir değerdir. Bizden önce vardı, bizden sonra da olacak, ya da olmasını umuyoruz.
22 Mart Dünya Su Günü’nü bir kutlama günü gibi görmek yerine, bir hatırlama günü olarak düşünmek belki daha doğru.
Çünkü bazen hatırlamak, değişmenin ilk adımıdır. Suya baktığımızda sadece kendimizi değil, bizden sonrakileri de görmeyi başarabilirsek, belki o zaman gerçekten bir şeyleri değiştirmeye başlayabiliriz.



