30 Kasım 2007 gecesi, Isparta karanlığı. İstanbul-Isparta seferini yapan uçak Keçiborlu-Türtepe’de düştü ve yedisi mürettebat, toplam 57 kişi öldü. Kaza sonucu birçok şey yarım kaldı. Başta 57 kişinin hayalleri ve hayatları yarım kaldı.
Kazada hayatını kaybedenlerin arasında Türkiye’nin yetiştirdiği önemli fizikçilerden Prof. Dr. Engin Arık ve ekibi de vardı. Bu kaza ile Arık’ın Türkiye Hızlandırıcı Merkezi kurma fikri de yarım kalmış oldu.
Boğaziçi Üniversitesi Fizik Bölümü öğretim üyesi ve parçacık/yüksek enerji fiziği hocası olan Prof. Dr. Engin Arık, Türkiye’nin toryum üzerinden elektrik üretebilmesi halinde “trilyonlarca varil petrole eşdeğer” enerji kaynağına sahip olacağını söylüyordu.
Arık ayrıca, 1 ton toryum enerjiye dönüştürüldüğünde, elde edilen enerjinin 1 milyon ton petrole eşdeğer olduğunu ve Türkiye’nin yılda 50 ton toryumla tüm enerji ihtiyacını karşılayabileceğini belirtiyordu.
Engin Arık’ın yaptığı hesaplamalara bakılınca, dünyadaki en yüksek toryum rezervlerine sahip ülkelerden biri olan Türkiye’nin enerjide dışa bağımlılıktan kurtulma yolunda toryumun önemli bir fırsat olduğu aşikârdı.
Engin Arık’ın vefatından sonra Türkiye’de bir hızlandırıcı merkezi kurulabilmiş değil henüz. Ama 7 Eylül 2026 tarihinde Türkiye Nükleer Enerji ve Maden Araştırma Kurumu (TENMAK) ile Danimarka’nın Copenhagen Atomics’i (CA) ile Ankara’da toryum yakıt işbirliği konusunda bir anlaşma imzalandı. TENMAK&CA Anlaşması çerçevesinde kullanılması düşünülen teknoloji, Prof. Dr. Engin Arık’ın zamanında düşündüğü hızlandırıcı-sürümlü (Carlo Rubbia’nın Enerji Yükselteci) sisteminden farklı olarak, ergimiş tuz reaktörü idi. Bu noktada Arık’ın hayal ettiği teknoloji olmasa da toryumun artık sahaya inmesi son derece önemli.
Bu noktadaki son derece kritik soru şu: Türkiye, toryumunu nükleer teknolojinin bir girdisine, hatta reaktör ve yakıt çevrimi kabiliyetine mi dönüştürecek; yoksa dünyanın yeni nükleer tedarik zincirinde yalnızca hammadde sağlayıcısı olarak mı kalacak?
OECD Nükleer Enerji Ajansı (NEA) ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı verilerine göre, Türkiye, yaklaşık 380 bin ton toryum kaynağı ile Hindistan, Brezilya, Avustralya, ABD ve Mısır ile birlikte en çok toryuma sahip ülkeler arasında yer alıyor. Bu özelliği ile Türkiye enerji güvenliği ve bağımsızlığı için önemli bir potansiyele sahip gibi görünüyor.
Bu noktada, TENMAK ile CA arasında imzalanan anlaşma gecikmiş bir fırsatı gündeme getirmiş oldu. Türkiye anlaşmanın resmi hedefini nükleer yakıt standartlarını karşılayabilecek toryum bileşiklerinin geliştirilmesi ve üretilmesi; toryumun yeni nesil ergimiş tuz reaktörü teknolojilerinde kullanımının araştırılması şeklinde sıralıyor. Buna karşılık anlaşmanın diğer tarafı olan CA, imzalanan anlaşmanın yakıt teminini, saha değerlendirmesini ve düzenleyici hazırlığını kapsadığını belirtiyor. Ayrıca CA’nın yine belirttiği “Türkiye yakıt sağlar ama mülkiyet konteksti şirkette kalır” cümlesi, üzerinde tartışılması gereken bir durumdur. Türkiye’nin bu noktada sadece yakıt sağlayıcı pozisyonunda değil bu teknolojiyi öğrenme ve geliştirme konusunda da proje ortağı olması son derece önemli.
Ancak Enerji Bakanı Alparslan Bayraktar’ın konuşması sırasında belirttiği işbirliğinin sonuç vermesini ve çalışmaların ileride ticarileşmesini “ümit ediyorum” cümlesi de üzerinde durulması gereken bir nokta. Zira, şu an CA’nın işlettiği herhangi bir reaktör yok. Fikir, ergimiş tuz reaktörü yaklaşımlı bir teknolojiye dayanıyor. İlk nükleer zincirleme reaksiyon hedefini 2028, ticari reaktör hedefini ise 2030’ların başı olarak planlanıyor. Dolayısıyla Türkiye için ortada bugün kurulmuş bir toryum santrali veya kanıtlanmış bir ticari yakıt çevrimi değil; yüksek potansiyelli ama teknolojik, mali ve düzenleyici riskleri bulunan bir Ar-Ge ve sanayileşme alanı var.
En önemli nokta da araştırma sürecine dahil olmak ve teknolojiye sahip olmak!





