MEHMET KARA - ÖZEL RÖPORTAJ
Türk özel sektörünün önde gelen oyuncularından Zorlu Grubu, Türkiye enerji sektöründe de etkili bir marka. Grubun bu alandaki faaliyetleri, özellikle elektrik üretimi, dağıtımı ve ticareti faaliyetleri ile öne çıkan Zorlu Enerji çatısı altında yürütülüyor. Rüzgâr türbinlerinin bakımı ve jeotermal santrallerde verimlilik arttırıcı çözüm arayışları da Zorlu Enerji’nin çalışmaları arasında. Bazı enerji ekipmanları üretimi ile şarj ağı işletmeciliği de grubun enerjiye değen diğer faaliyetlerinden...
Hisseleri Borsa İstanbul’da işlem gören ilk enerji şirketlerinden biri konumundaki Zorlu Enerji, yıllardır sürdürülebilirlik ve kurumsallık konularına da önem veren bir oyuncu. İnsan kaynaklarında çeşitlilik ilkesini gözeten Zorlu Enerji, bunun da etkisiyle olsa gerek, elektrik üretim sektörünün ilk kadın CEO’sunu da kendi içinden çıkardı.
Zorlu Enerji CEO’su Elif Yener, göreve geldikten sonra işe saha gezileriyle başlamış. Türkiye’nin pek çok noktasına dağılmış santraller, atölyeler, depoların hemen hemen tamamına ayak bastığını söylüyor. O yüzden olsa gerek, kendisiyle röportaj yapabilmek için epey beklememiz gerekti. Ama beklemeye değdi, çünkü söylediklerini okuyunca bize hak vereceksinizdir, Elif Yener’den Zorlu Enerji’nin bugünü ve geleceği konusundaki ayrıntılı sorularımıza cevap alabildik. Hadi başlayalım:
Her alanda yapay zekâ konuşulurken, Zorlu Enerji bu konuda neler yapıyor ya da hedefliyor?
Şu anda dünyada çok ciddi bir değişim ve dönüşüm yaşanıyor. Altyapı ve teknoloji açısından buna yetişmemiz gerekiyor. Ülke içinde yürüttüğümüz farklı projeler var. Ancak hedefimiz, daha çok yurt dışına açılarak iş birliklerini arttırmak.
Somut adım attınız mı?
Şubat-Mart ayları gibi bir planımız var. ABD’de kimlerle iş birliği yapabileceğimize bakacağız. İçeride ise özellikle jeotermal tarafta geliştirdiğimiz bazı yapay zekâ yazılımları bulunuyor. Üretimi artırabilecek, süreci etkileyebilecek ve avantaj sağlayabilecek uygulamalara odaklanıyoruz.
Kurum içinde mi yapılıyor?
Evet, çalışmaları kurum içinde yürütüyoruz. Bununla birlikte dışarıdan da destek alıyoruz. Jeotermal alanda, işin doğası gereği kimya konusu devreye giriyor. Üretim süreçlerinin aksamadan devam etmesi ve akışkanın türbine düzenli şekilde alınabilmesi için bu süreçlerin doğru yönetilmesi gerekiyor. Dolayısıyla işin içinde hem jeofizik hem jeokimya yer alıyor. İkisini de optimize edecek programlar üzerinde çalışıyoruz.
Bu konuda şu anda elinizde ne var?
Türkiye’deki en eski jeotermal yatırımcılardan biriyiz. Bu nedenle elimizde çok ciddi bir veri bulunuyor. Kurum içinde uyguladığımız yapay zekâ programına, bu veriyi doğru şekilde kullanmayı öğretmeye çalışıyoruz. Ancak bunları yapabilmek için veri merkezlerine ve işlemcilere ihtiyaç var. Türkiye’de bu alana yatırım yapılması gerektiğinin herkes farkında. Hem veri depolama hem verilerin işlenebilmesi için bu şart. Bu anlamda iş birliklerinin artacağını düşünüyorum. Enerji sektörü bu noktada kilit rol oynayacak.
Enerjiye düşen rolü biraz açar mısınız?
Veri merkezlerine baktığınızda, mutlaka yedekli sistemlerle çalışmak istediklerini görüyoruz. Ana bir enerji kaynağına sahip olmaları gerekiyor. Şebekeden beslenemedikleri durumlarda da yedek enerji sağlamak zorundalar. Jeotermal, baz yük ve kesintisiz bir enerji kaynağı olduğu için burada ciddi bir sinerji oluşacağını düşünüyorum. Bu alanda neler yapabileceğimizi ve nasıl iş birlikleri geliştirebileceğimizi değerlendiriyoruz. Bu amaçla küresel ölçekte firmalarla görüşmeler gündemimizde.
JES GELİRİ, YAPAY ZEKA İLE YÜZDE 1.5 ARTTI
Jeotermal alanda yürütülen çalışmalardaki ilk çıktılar neler?
Verimlilik çalışmaları yaptık. İlk çıktılarını bu yıl içinde daha net görebileceğiz. Geçtiğimiz yıl yaklaşık 2-3 milyon dolar seviyesinde bir gelir artışı sağladık. Bu yıl daha ciddi bir artış olmasını bekliyorum.
Yüzde olarak söyleyebilir misiniz?
Şu anda yüzde 1-1,5 seviyesinde bir iyileşme var ve bunun önümüzdeki dönemde giderek artacağını düşünüyorum. Bunu faiz ve vergi öncesi kâr (FAVÖK – EBITDA) bazında ifade ediyorum. Üretici tarafında şu anda 1-1,5 puanlık bir marj iyileşmesi söz konusu.
Tutar olarak mı söylüyorsunuz, miktar olarak mı?
Parasal tutar olarak söylüyorum. Çünkü geliri artırırken aynı zamanda maliyetleri de düşürüyorsunuz. Daha az kimyasal hammadde kullanıyorsunuz. Böylece üretimi de artırabiliyorsunuz. Çift yönlü bir etki söz konusu. Yalnızca ciroda değil, üretim miktarında ve verimlilikte de artış sağlanıyor.
CİRONUN SADECE YÜZDE 3’Ü YURTDIŞINDAN
Yurt dışı yatırımlarınız ve bunların portföyünüz içindeki payı nedir?
Pakistan ve Filistin’de yatırımlarımız var. Filistin’de bir güneş santrali ortaklığımız bulunuyor ve santralimiz üretimde. Aynı zamanda bölgenin elektrik dağıtım şirketine de ortak durumdayız. Pakistan’da 56 MW’lık bir rüzgâr santralimiz var. Pakistan’daki santralimizin kurulu güçteki payı şu anda yüzde 8-9 seviyesinde. Ciro açısından bakıldığında ise küçük bir paya sahip. FAVÖK tarafı daha anlamlı bir gösterge olabilir; burada da yüzde 2,5-3,0 civarında bir oran söz konusu. Yurt dışındaki yatırımlarımızın toplam gelire katkısı yaklaşık yüzde 3 seviyesinde.
Fiyatlar mı düşük orada?
Hayır, söz konusu santral 56 MW’lık bir tesis. FAVÖK’ü yaklaşık 7,7 milyon dolar seviyesinde. Zorlu Enerji olarak toplam FAVÖK’ümüz 359 milyon dolar civarında. Bu nedenle Pakistan’daki RES’in toplam gelire katkısı görece düşük kalıyor. Genel portföy yapımıza baktığımızda, FAVÖK’ün yaklaşık yüzde 55-60’ı elektrik dağıtımından, yüzde 40-45’i ise elektrik üretiminden oluşuyor.
Zorlu Enerji’de CEO’luğa gelince nasıl bir manzarayla karşılaştınız?
Beklediğimden daha az zorlandığımı söyleyebilirim. Yenilikleri görmek, hayata geçirmek ve sonuçlarını takip etmek beni motive ediyor. Bu nedenle sahada olmayı ve araştırma yapmayı seviyorum. Tüm santrallerimizi ziyaret ettim. Jeotermalin dışında toplam 7 adet HES’imiz var ve bunlar 119 MW kurulu güce sahip.
Santral ziyaretlerinde nasıl karşılandınız?
Saha ekiplerimiz oldukça sıcakkanlı. Çardaklarda ekiplerle birlikte çay kahve içtik; bu ortam herkese iyi geldi. İlk dönemde ekibin bütünleşmesini sağladığımızı düşünüyorum.
375 MW’LİK DEPOLAMALI RES YOLDA
Yeni projeler neler?
Üretime dönük projelerimiz bulunuyor. İki adet depolamalı rüzgâr santrali için ön lisansımız var. Trakya’daki bu projelerden biri 250, diğeri 125 megavat (MW) kurulu gücünde. Her ikisinde de yatırımlara devam ediyoruz.
Jeotermalde yeni adımlarınız olacak mı?
Dünya Bankası ile Ağrı’da yeni bir programa başlıyoruz. Burada ruhsatlı bir jeotermal sahamız bulunuyor. Bölgede sismik araştırmalarımızı tamamladık. Sözleşmeleri imzaladık ve risk paylaşım anlaşmasını yaptık. Kuyu ile ilgili bir problem olması durumunda, harcadığımız tutarın yüzde 60’ına kadarını geri alabiliyoruz.
Bir tür sigorta mı söz konusu?
Bir nevi sigorta mekanizması gibi düşünebilirsiniz. Bu süreçte Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası (TKYB) aracı kurum olarak görev yapıyor. Arkasında ise Dünya Bankası’nın fonu bulunuyor. Bu yapı, jeotermal projelerin geliştirilebilmesi için destek sağlıyor.
Sadece tek bir kuyu mu açılacak?
Aslında üç kuyuyu kapsayan bir sözleşme imzaladık ama ilk etapta bir kuyu açmayı planlıyoruz. İlk kuyudan alınacak sonuçlara göre ikinci ve üçüncü kuyulara devam edebiliriz. Santral kurulumuna geçebilmek için bu kuyuların açılması gerekecek. Şu anki önceliğimiz rezervuarı kanıtlamak.
AĞRI’DA 50-300 MW ARASI JES POTANSİYELİ
İlk saptamalarınız ve öngörüleriniz nedir?
Ön tespitlerimiz ve sismik verilerimiz mevcut; bunları kuyu ile doğrulayacağız. Ardından süreç ön lisans ve lisans aşamalarına ilerleyecek. Şu anda jeotermal özelinde maden ruhsatına sahibiz. Bu ruhsatı elektrik üretim lisansına çevirebilmemiz için söz konusu kuyuyu ve gerekli tüm araştırmaları tamamlamamız gerekiyor.
Ön tespitler neydi?
Kaynak ve ısı mevcut ancak basıncı anlamamız gerekiyor. Basıncı değerlendirebilmek için kuyuyu açmamız ve akışı görmemiz şart. Kuyulardan elde edilecek verilere göre kurulacak santralin gücü 50 megavat da olabilir 300 megavat da. Bu durum rezervuarın özelliklerine bağlı. Kesin sonuç alabilmek için birden fazla kuyu açmamız gerekiyor.
Elektrik yeterli olmazsa jeotermalin sera, turizm, şehir ısıtması gibi alanlarda kullanımı mümkün mü?
Elbette mümkün. Ancak Ağrı’daki saha, şehre çok yakın değil. Bu alanda Denizli’de yürüttüğümüz çalışmalar var; hem sera hem şehir ısıtmasına kaynak sağlıyoruz. Bu faaliyetler gelirden ziyade daha çok sosyal amaçlı yürütülüyor. Bunun dışında organize sanayi bölgeleri ve sera işletmeleriyle yaptığımız ayrı anlaşmalar da bulunuyor. Örneğin atık karbondioksitimizi Linde’ye veriyoruz; onlar da bundan kuru buz üretiyor. Aynı kompleks içinde birden fazla ürün ve hizmeti eş zamanlı olarak sağlayabiliyoruz.
YAPAY ZEKÂ İLE VERİM ARTIŞI
Jeotermal portföyünüz ne kadar?
Jeotermal kaynaklar Türkiye’de genel olarak kısıtlı ancak bizim santrallerimiz oldukça büyük. Aynı kompleks içinde 260 MW kapasite bulunuyor. Buna hibrit yatırımları da ekliyoruz; 20 MW hibrit kapasite geliyor. Bunun 4–5 MW’lık kısmını tamamladık, kalan 15 MW’ını ise mart ayına kadar devreye alacağız. Böylece tüm sistemi bir arada görebileceğimiz bir yapı oluşacak. Şu anda hem hibrit hem güneş tarafında yatırım yapıyoruz. Bu santraller oldukça verimli hale geldi ve daha da iyileşiyor. Toplam kurulu gücümüz 305 MW. Muhtemelen bahar aylarında yapay zekâ uygulamalarından da sonuç almaya başlayacağız.
KARBON YAKALAMAYI UCUZLATMAK
Jeotermalde sürdürülebilirlik amaçlı çalışmalarınız da var mı?
Jeokimya tarafında projelerimiz bulunuyor. Avrupa Birliği’nin Horizon programı kapsamında aldığımız hibelerle karbon yakalama teknolojilerine yönelik uygulamalar yürütüyoruz. Ayrıca sahada lityum çökertmeyle ilgili daha önce hibe desteğiyle başlattığımız projelerimiz var. Ancak akışkandaki lityum oranı beklenenden düşük çıktığı için bu alanda sınırlı sonuç elde edebildik.
Lityumun yanında başka kimyasallar elde etmeye yönelik planlarınız var mı?
Lityum dışında şu an için başka bir çalışmamız yok ancak araştırmalarımız sürüyor.
Karbondioksit meselesi bu işin neresinde?
Bunu karbon yakalama teknolojisi kapsamında değerlendirebiliriz. Jeotermal kaynağını bir soda şişesi gibi düşünün; yer altında hapsolmuş bir miktar karbon her zaman bulunur. Kuyuyu ilk açtığınızda karbon da çıkar ancak zamanla bu miktar azalır. Buna bağlı olarak basınç da düşer. Karbonun bir kısmını tekrar geri basıyoruz, ancak küçük bir bölümü kaçak olarak çıkıyor. Bu miktarı minimize etmeye çalışıyoruz. Karbondioksiti yakalayıp tekrar geri basmak mümkün. Şu anda maliyeti yüksek olan bu teknolojiyi yatırım yapılabilir seviyeye nasıl getirebiliriz sorusu çerçevesinde Almanya’daki üniversitelerle iş birliklerimiz bulunuyor.
Dünya Bankası’nın, kaynak bulunamayan aramaya yönelik harcamaların yüzde 60’ını geri vermeyi taahhüt ettiği üç yeni kuyu projesinin büyüklüğü nedir?
Şu anda bir kuyunun açılması yaklaşık 4 milyon dolara mal oluyor. Üç kuyuluk bir paket üzerinde konuşuyoruz. İlk kuyuyla başlayacağız. Sonucuna göre ikinci ve üçüncü kuyuları değerlendireceğiz. Devam kararı çıkarsa, ikinci ve üçüncü kuyu için aynı sözleşme kapsamında ilerleyebileceğiz.
Yeni YEKA ihaleleriyle ilgilenmiyor musunuz?
İhaleleri inceledik ve projelerin geri dönüş sürelerine baktık. Geri dönüş süreleri uzun görünüyor.
“RÜZGÂR, GÜNEŞTEN DAHA CAZİP”
Güneşli depolamalı işine hiç girmediniz mi? Neden?
Rüzgâr projeleri, mevcut koşullarda daha verimli alanlara sahip olduğu için bizim açımızdan daha cazip görünüyor. Ayrıca rüzgâr tarafında bakım, onarım ve inşaat konusunda oldukça güçlü bir tecrübemiz var. Bu alana da ciddi yatırımlar yapıyoruz. Denizli’de şu anda yoğun şekilde çalışıyoruz; rüzgâr türbin bakımları tarafında önemli bir iş hacmimiz bulunuyor. Türkiye’de türbinlerin yaşlanmaya başlamasıyla birlikte bu ihtiyaç daha da artıyor. Farklı üreticilerin türbinlerinde de bakım ve onarım çalışmaları yürütüyoruz.
Şu ana kadar kaç türbin yenilendi?
Sadece kendi santrallerimiz için çalışmıyoruz. Başka şirketlere de hizmet veriyoruz. Hatta şu anda kömür santrallerinden de talepler geliyor. Oradaki türbinlerin bakım ve onarımlarını da yapabiliyoruz.
O da eskimiş ve bakım zamanı mı gelmiş?
Aslında eskimiş bir türbin değil; yeni türbinlerden biri ancak bakıma ihtiyacı oluşmuş. Bu tarafta da çalışmalarımız gayet iyi ilerliyor. Türbin bakımı işini büyütmeyi hedefliyoruz. Çünkü rüzgâr tarafında daha fazla sinerji görüyoruz.
HÜCRE YATIRIMINDAN VAZGEÇTİ, ÇÜNKÜ...
Aynı durum solar için geçerli değil mi?
Güneş tarafıyla da yakından ilgilendik. Solar hücreyi Türkiye’de üretebilir miyiz, sanayiye ve dikey entegrasyona doğru gidebilir miyiz diye değerlendirdik. Bu kapsamda birkaç kez Çin’e seyahat ettik. Ancak Çinlilerle ortaklık halinde yurt dışına, özellikle gelişmiş Batı pazarlarına ürün satışı gündeme geldi. Amerika ile Çin arasında yaşanan son ticaret savaşları bu süreci zorlaştırdı. Sadece Türkiye pazarı için hücre yatırımı yapmak bize çok anlamlı gelmedi. Hücre üretimi panel üretimi gibi değil; maliyeti düşürebilmek için ölçek ekonomisi gerekiyor. Yurt dışına satabilmek için rekabetçi fiyat sunmak şart. Bu nedenle o tarafta durma kararı aldık.
O zaman orada sadece panel satışıyla mı devam edilecek?
ZES Solar bünyesinde ortaklık yapısına sahip bir şirketimiz bulunuyor. İngiliz fonu Wren House, Zorlu Enerji’de yüzde 12 oranında ortaklığa sahip. Ayrıca şarj altyapısı ve güneş paneli ticareti alanlarında da kendileriyle yüzde 50 ortaklığımız var. Bu iş birliği aynı şekilde devam ediyor.
Şarj tarafındaki ortağınız Körfez bölgesinden mi?
İngiltere merkezli bir fonla çalışıyoruz ancak fonun ana hissedarı Kuveyt menşeli. Wren House, Kuveyt Yatırım Fonu’nun (Kuwait Investment Authority) İngiltere’de kurduğu bir yatırım fonu.
KADIN CEO’NUN GETİRDİKLERİ
Sektörde ilk kadın CEO musunuz?
Ekipman üretimi tarafını saymıyorum. Dağıtım ve elektrik üretimi tarafında ilk olduğumu biliyorum. Daha önce CFO olarak görev yapıyordum ve bu görevi 10 yıl boyunca sürdürdüm.
Nasıl karşılandınız?
Hem içeride hem dışarıda oldukça pozitif karşılandığımı görüyorum. Bu yönde ciddi geri dönüşler aldım. Şahsi olarak beni çok gururlandırıyor.
Kadın CEO nasıl fark yaratıyor? Avantajı, dezavantajı nedir?
Bulunduğum tartışma ortamlarına yeni bir soluk geldiğini ve herkesin meselelere daha farklı açılardan yaklaşmaya çalıştığını düşünüyorum. Farklı fikirler ortaya çıkıyor ve söylenenlere daha fazla özen gösterildiğini görüyorum. Kariyerim gereği uzun süre toplantılarda ikinci sırada da oturdum. Şu anda ilk sıradayım ve bir kadının bu pozisyonda olmasının farkını daha net hissediyorum. Daha önce de aynı ortamlardaydım ama tartışmayı yönlendiren grubun içinde değildim ve çoğunluk erkeklerden oluşuyordu.
İNSAN KAYNAĞINDA ÇEŞİTLİLİK
Sizin gelişinizle insan kaynakları prosedürlerinde bir değişiklik oldu mu ya da olacak mı?
Zorlu Grubu ve dolayısıyla Zorlu Enerji, insan kaynaklarında çeşitliliği gözeten bir marka. Aynı stratejiyi sürdürmeye devam edeceğiz.
Liderin kadın olması fark yaratır mı?
Etkisi olacağını düşünüyorum. Amacım bu yaklaşımı daha da geliştirmek. Özellikle dağıtım sektöründe daha fazla kadın çalışan istihdam etmek istiyoruz. Elektrik üretiminde nispeten daha iyiyiz; dağıtım tarafında biraz daha iyileştirme yapmak istiyoruz çünkü orası daha erkek ağırlıklı.
Siz geldikten sonra yönetim kademelerinde kadın ağırlığında bir değişiklik olacak mı?
Oranlarımız beyaz yakada oldukça iyi. Mavi yakada ise biraz daha iyileştirmeye çalışıyoruz.
HOLDİNG YAPISINA GEÇTİK
Zorlu Enerji’nin borç yapısı, finansal yapılanması ve genel finansal bakış açısını anlatabilir misiniz?
Bu uzun bir süreç; kabaca son 10 yılı kapsıyor diyebiliriz. Yatırımlarımızın tamamlanması 2019 yılını buldu. O tarihe kadar yatırım dönemini sürdüren bir şirket konumundaydık. Bu süreçte bilançomuzu yeniden şekillendirdik ve yapılandırdık. Bunun son adımını ise 2024 yılında tamamladık. O tarihe kadar Zorlu Enerji’de çeşitli satışlar gerçekleştirdik. Bu satışlardan sağlanan kaynağın önemli bir kısmını borçluluk oranımızı düşürmeye ve özellikle dağıtım tarafındaki yeni yatırımların finansmanına yönlendirdik.
2024 yılında ise tüm proje finansmanı kredilerini Zorlu Enerji çatısı altında toplayarak tek bir Eurobond yapısına geçtik. Tamamı yurt dışı kaynaklı olmak üzere 1,1 milyar dolarlık bir Eurobond ihraç ettik. Şu anda Zorlu Enerji tamamen bir holding yapısına geçmiş durumda. Tüm kredi yükümlülükleri Zorlu Enerji üzerinde toplanıyor; alt şirketlere finansman sağlayan ve onlardan temettü geliri elde eden bir pozisyona gelmiş bulunuyoruz.
1,1 milyar doların dışında başka finansal borçlarınız var mı?
Türkiye’de tahvil ihraçlarımız bulunuyor. Türkiye tahvil piyasasında aktif durumdayız; yaklaşık 90 milyon dolar karşılığı TL tahvilimiz var. Ayrıca Kuwait Investment Authority’den aldığımız bir kredi mevcut. Bu kredinin bakiyesi de yaklaşık 70–80 milyon dolar seviyesinde.
HEDEF SAĞLIKLI BÜYÜMEK
Bir finansçı bakışıyla varlık-borç oranı, ciro-borç oranı gibi rasyolarınız nasıl?
Şu anda sağlıklı bir noktaya geldik. Yaklaşık 359 milyon dolarlık FAVÖK’ümüz bulunuyor. Borç/FAVÖK oranımız 4’ün altında. Bu, bir enerji şirketi için sağlıklı bir seviye. Bu oranı 1–2 seviyelerine geriletmeye çalışmak da ideal bir yaklaşım olmaz. Çünkü bu durumda şirket büyümesini yavaşlatmış ve kendi içine kapanmış bir yapıya dönüşebilir. Bizim hedefimiz, yeni yatırımlara devam ederken bu oranı 4’ün üzerine çıkarmamak. Yani büyümeyi sürdüren ama finansal sağlığını koruyan bir yapı oluşturmak istiyoruz. Önümüzdeki dönemde yatırım iştahımız devam edecek, ancak borçluluğu her zaman sağlıklı seviyelerde tutmayı hedefliyoruz.
İKİNCİ YATIRIM DÖNEMİ Mİ?
Yeni döneme ikinci bir yatırım dönemi diyebilir miyiz?
Evet, yeni bir yatırım dönemi diyebiliriz. Jeotermal alanda projelerimiz devam ediyor. Ağrı’da yeni bir keşif yapmayı planlıyoruz. Ayrıca Alaşehir’in ikinci fazı gündemde; 20 MW’lık yeni bir santral yatırımı için kuyularımızı açtık. Proje finansmanı konusunda bankalarla görüşüyoruz ve hayata geçirmeyi hedefliyoruz. JES’lerimizin üretim kapasitesini güçlendirmek amacıyla hibrit projelere de başladık. Bu kapsamda yaklaşık 20 MW’lık ek kapasiteyi kısa süre içinde devreye almayı planlıyoruz.
Dağıtım tarafında yatırımlarımız güçlü şekilde sürüyor. Sadece bu yıl dağıtım şirketlerimizde yaklaşık 5 milyar TL’lik yatırım yaptık. Üretim tarafında bu yılki yatırım tutarı ise yaklaşık 30 milyon dolar seviyesinde olacak. Toplamda bakıldığında Zorlu Enerji, bu yıl 150–160 milyon dolar arasında bir yatırım gerçekleştirmiş olacak ve ağırlığı dağıtım yatırımları oluşturuyor. Bu yatırımlar önümüzdeki dönemlerde de devam edecek.
Organik büyüme doğal olarak şirketin kendi içinde gerçekleşecek. Dağıtım tarafında yaptığımız yatırımlara paralel olarak hem FAVÖK hem de gelir tarafında artış bekliyoruz. Üretim tarafında ise verimlilik projelerimiz ve yapay zekâ uygulamalarımız sürüyor; yeni yatırımlar için çalışmalarımıza devam ediyoruz.
Jeotermal dışındaki üretim projeleriniz neler?
İki adet depolamalı rüzgâr santrali lisansımız var. Biri 250, diğeri 125 megavat. Bu projeler Trakya bölgesinde ve çalışmalarımıza devam ediyoruz.
Bir takvim var mı?
Lisansa çevirmemiz muhtemelen 12–13 ay daha sürecek. Rüzgâr tarafında kamulaştırma aşamasındayız. Santrallerin operasyonel hale gelmesi ise bir iki yılı bulacaktır. Yani projeler 24 ila 36 ay arasında, fazlar halinde devreye alınacak.
TERCİH ORGANİK BÜYÜME, ÇARPICI SATIN ALMA FIRSATLARINA AÇIK
Bugüne kadar bazı satışlarınız oldu. Bundan sonra satın almalar da seçenekleriniz arasında olabilir mi?
Bundan sonra organik büyümeyle devam etmeyi planlıyoruz. Elbette çok çarpıcı fırsatlar ortaya çıkarsa değerlendirmeye açığız, ancak temel yaklaşımımız organik büyüme. Zorlu Enerji olarak proje geliştirme ekibimiz her zaman çok güçlüydü; bugün de aynı şekilde güçlü olduğuna inanıyoruz. Bu nedenle hem yurt içinde hem yurt dışında iyi projeler geliştirdiğimizde organik büyümenin daha avantajlı sonuçlar verdiğini düşünüyoruz. Dolayısıyla organik büyüme bizim için her zaman bir adım önde.
Türbin bakım atölyesi ve buhar türbini bakımı işi de büyüyecek anladığımız kadarıyla, doğru mu?
Rüzgâr tarafını çok konuştuk ama artık yeni alanlar da gündemimize girmeye başladı. Kömür kazanı projeleri gibi farklı işlerden de talepler geliyor ve oldukça çeşitli işler alıyoruz. Şu anda Türkiye’de bulunmayan bir CNC tezgâh teknolojisine sahip “laser guided cladding” ekipmanını aldık. Ayrıca rüzgâr türbinleri için bir test ünitesi almayı planlıyoruz. Test ünitesinin devreye girmesiyle birlikte çok daha kapsamlı ve farklı işlere imza atabileceğiz.
YERLİ RÜZGÂR TÜRBİNİ ÇABASINA KATKI
Türbin yerlileştirme çabasının Türkiye’ye katkısı olacak mı?
Elbette olacak. ASELSAN’ın yerli türbin üretimine tüm ekibimiz destek verdi. Hem üretim sürecinde hem atölyede bazı parçaları onlar için tasarladık. Parçalar Ankara’daki bir atölyede üretiliyor; ben de yerinde gördüm. İlk yerli türbini Çeşme’ye kuruyorlar. İkinci türbinin kablolamaları tamamlanmak üzere ve yakında o da kurulacak. Bizim ekip de fiilen orada çalışıyor.
Aslında insan kaynağınızla da yerli türbin geliştirme sürecinin içindesiniz…
Evet, parça üretiminde de destek verdik. Pek çok bileşeni Türkiye’de döküm yöntemiyle ürettirdiler. Biz de hem tezgahımızla hem diğer ekipmanlarımızla bazı parçaların üretiminde katkı sağladık ve hizmet verdik. Bu süreç beni gerçekten heyecanlandırıyor.
Mehmet KARA - Enerji Günlüğü



