Başlığa baktığınızda, o kadar çok turist geliyor ki artık işin suyunu çıkardılar diye anlayabilirsiniz ama anlatmak istediğimiz bu değil. Anlatmak istediğimiz tam yazıldığı gibi, Antalya’nın suyunu çıkardılar ve tükenme noktasına geldi neredeyse. Çünkü Antalya’nın suyu yer altından geliyor.
Dağların yamacında, denizin dibindeyiz ama ciddi bir su problemi yaşamaya başladı Antalya. Bu tespit yapılıp, sorunun ciddiyetinin farkına varılınca da arka arkaya toplantılar, forumlar, meclisler düzenlenip konu tartışılmaya, çözüm aranmaya başlandı.
Bunlardan bir tanesi de Yuva Derneği tarafından koordine edilen ve Avrupa İklim Vakfı’nın mali desteğini alan Antalya, İklim İçin Yurttaş Meclisi oluşumu.
Kendini, “Türkiye'de ve dünyada çevre sorunlarına, eğitime ve sosyal konulara bütüncül ve sürdürülebilir çözümler üretmek amacıyla 2010 yılında kurulmuş bir dernek” olarak tanımlayan bir dernek Yuva Derneği.
Antalya İklim İçin Yurttaş Meclisi ile Antalya’nın su problemine odaklanarak, yurttaşlar arasından, demografik yapı ile orantılı bir şekilde belirlenen 50 kişiyi bir araya getirip, konunun uzmanları ve muhataplarından bilgi almalarını sağladıktan sonra, sorunla ilgili tespitleri ve çözüm önerilerini içeren yurttaş manifestosunu oluşturmayı ve bunu ilgili kurum – kuruluş, oluşum ve COP31 sürecine sunmayı amaçlamış dernek.
İlk oturumları 26-27 Eylül’de gerçekleşen meclisin Ekim ayı içinde devam edecek çalışmaları sonrası, 24 Ekim tarihinde manifestosunu tamamlayarak sunması hedefleniyor.
Gerçekleşen ilk oturumlarda üzerinde durulan noktalar özetle şöyle:
- En fazla su kullanımı tarım sektörü tarafından gerçekleştiriliyor.
- Tarımda büyük oranda kaçak yer altı suyu kullanılıyor.
- Tropik meyvelere yönelik üretim su tüketimini arttırıyor.
- Antalya’daki otellerde kişi başı su tüketimini yüksek.
- Evsel su tüketiminde kayıp – kaçak oranları yüksek
- Atık su geri dönüşümü ve su kaynaklarının kirliliği
Sonraki oturumlarda, Meclisi oluşturan yurttaşların kendi değerlendirmelerini öne çıkarmaları ve manifestonun oluşturulması planlanmış. Öne çıkan iki nokta var ki vurgulamakta fayda var:
Antalya özelinde su kullanımında tarımın payı yüzde 75 civarında. Ruhsatlı yer altı suyu kullanımı yüzde 10 seviyelerinde. On binlerce kaçak kuyu kullanımından bahsediliyor.
Antalya’nın içme suyunun temel kaynağı da yine yer altı suları. Antalya suyunun yüzde 97’sini yer altı kuyularından çekiyor ve kuyuların derinliği her yıl artırılmak zorunda kalınıyor.
Meclisin manifestosu ortaya çıkınca Enerji Günlüğü olarak yine paylaşmaya çalışırız ama Antalya’nın su krizine el atan sadece duyarlı çevre dernekleri değil. Resmi kurumlar ve kuruluşlar da aynı problemin farkında ve onlar da konuyu ciddi olarak el alıyorlar.
Bunlardan biri de 23 Eylül tarihinde Antalya Ticaret Borsası tarafından, “Antalya Su Zirvesi; COP31’e Doğru Ortak Su Eylemi” adı altında düzenlendi.
Zirveye Antalya Valisi Hulusi Şahin, Antalya Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Büşra Özdemir, Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan, ilçe belediye başkanları, kurum ve kuruluşların temsilcileri, akademisyenler katılım sağlarken, konuşmaların özünü çok tüketiyoruz oluşturmuş…
Vali Hulusi Şahin, “Sorun belli, herkes aynı fikirde. Çözüm nedir? Aslında çözümler de biliniyor. Çözümler acı reçeteyi içeriyor” demiş.
“Suyun yüzde 70’ini tarım uygulamaları harcıyor. Nasıl sulardık biz tarlalarımızı, salma sulamayla. Başka bir ismi ne, vahşi sulama. Gerçekten çok vahşi. Sonra yağmurlamaya geçtik. Bir anda kullandığımız su miktarı yarıya düştü. Sonra damlama suya, basınçlı sulamaya geçtik; bir yarıya daha düştü. Şimdi artık o da kurtarmıyor. Yeni yöntemler bulmak ve uygulamak zorundayız” diye konuşmuş…Vahşi sulama yapılırken ben Antalya’da yaşamıyordum, bu Vali’de yoktu ama devlet neredeydi ki acaba?
Kaçak kuyuların su yönetimindeki sorunlardan biri olduğunu ifade etmiş Şahin, “Bizim şu andaki kuyularımızın yüzde 90’ı kaçak" demiş...
“Bu kaçak kuyulardan elde edilen suyla tarımın ana gövdesini yapıyoruz ve pervasızca harcıyoruz suyu, pervasızca. Nasıl olsa bedava. Hesap da yok, nasıl olsa alttan geliyor. Halbuki Konya Ovası kurudu, buraların, aşağısının kurumayacağını kim söyleyebilir?” diye konuşmuş ama kimse de dememiş ki “Kaçak kuyuları biliyorsanız niye kapatmıyorsunuz yıllardır?”
Tespit var, çözüm önerisi de var ama bize bulaşmayın, pamuk eller kendi cebinize demeye getirmiş:
“Eğer belli çözümleri yapmazsak bu tarımı, bu hayvancılığı ve bu turizmi devam ettirme şansımız yok. Acı reçeteyi kendimize uygulayacağız, finansmanı kendimiz karşılayacağız.”
Antalya Ticaret Borsası Başkanı Ali Çandır’da “Su artık yalnızca çevrenin ya da tarımın konusu değildir. Su, üretimdir, gıdadır, turizmdir, sanayidir, kent yaşamıdır, ekonomidir. Ve hepsinden önemlisi, Antalya’nın geleceğidir” demiş ve devam etmiş:
“Suyu artık sektör sektör, kurum kurum birbirinden bağımsız yönetemeyiz. Tarımın suyu başka, turizmin suyu başka, sanayinin ya da kentin suyu başka değildir. Hepsi Antalya’mızın suyudur. Hepsi aynı kaynağın, aynı havzanın, aynı geleceğin parçasıdır. Bu nedenle Antalya’nın ihtiyacı parçalı ya da müstakil çözümler değil, bütüncül ve kapsayıcı bir su yönetimi anlayışıdır.”
Yıllardır pervasızca tükettiğimiz bir doğal kaynak var ve mesele krize dönüşmeden bizim aklımız başımıza gelmiyor maalesef. Ondan sonra da toplantılar düzenleyip çok güzel konuşmalar yapabiliyoruz...
“Suyumuzu daha iyi yönetmeliyiz” diyerek, suyun ölçülmesi, kayıpları azaltılması, verimli kullanılması, yağmur suyunun tutulması, arıtılmış suyun yeniden değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiş Çandır. “Suyu sadece temin etmek değil, verimli kullanmak ve mümkün olduğunca yeniden kullanmak lazım” da demiş ama 3-5 büyük üretici ihraç edip para kazansın diye niçin çok su tüketen tropik meyve üretimine karşı çıkılmadığını hiç anlatmamış.
Avokado, mango, muz gibi çok su tüketen ve Antalya’ya özgü olmayan meyveler niçin kaçak su kuyularından çıkartılan sular ile yetiştiriliyor ve kimse sesini çıkarmıyor acaba?
Çok güzel, doğru şeyler de söylemiş. Antalya özelinde ama aslında ülke ölçeğinde geçerli ve gerekli tespit ve öneriler sunmuş:
“Artık her kullanım için içme suyu kalitesinde su tüketmek zorunda olmadığımızı düşünmeliyiz. Uygun koşullarda arıtılmış suyu; tarımda, sanayide, peyzajda ve farklı kullanım alanlarında yeniden hayata ve ekonomiye kazandırabilmeliyiz.
Yağmur suyunu mümkün olduğu kadar hızla şehirden uzaklaştırılacak bir yük değil, değerlendirilecek bir kaynak olarak görmeliyiz.
Tarımda yalnızca modern sulama sistemlerine geçmekle yetinmemeli; toprağın, bitkinin ve iklimin gerçek ihtiyacına göre sulama yapmalıyız. Sera çatılarımıza düşen yağmuru değerlendirmeliyiz.
Yeraltı suyunu yalnızca çektiğimiz bir kaynak olarak değil, korumamız gereken stratejik bir rezerv olarak görmeliyiz.
Turizmde iyi uygulamaları ölçmeli ve yaygınlaştırmalıyız.
Sanayide suyun nerede kullanıldığını, nerede kaybedildiğini ve ne kadarının yeniden kullanılabileceğini ortaya koymalıyız.
Kentlerimizde ise kayıp-kaçağı azaltırken, suyu ölçen, izleyen ve yöneten bir altyapıya geçmeliyiz.”
Antalya’nın bir de yerel yönetimi var, onların da tespitleri var bu konuda. Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Vekili Büşra Özdemir’de “İçme suyu kaynaklarımızın yüzde 98’ini oluşturan yeraltı sularımıza erişimde her geçen gün daha alt seviyelere inmek zorunda kalıyoruz. Büyükşehir Belediyesi olarak yaklaşık 2.7 milyon vatandaşa ve nüfusun yaklaşık 10 katına karşılık gelen 27 milyona yakın ziyaretçiye içme suyu hizmeti sunuyoruz.”
Büyükşehir Belediyesi olarak su kayıplarının azaltılması, altyapının yenilenmesi, arıtılmış suyun yeniden kullanılması ve tarımda kapalı devre sulama sistemlerinin yaygınlaştırılması yönünde çalışmalar yürüttüklerini belirtmiş.
Görüldüğü üzere herkes tehlikenin farkında ama eyleme geçme yönünde top çevriliyormuş gibi. Tarım sektörü devlet destek versin, seraları yenileyelim, sulama teknolojilerimizi geliştirelim diyor ama kaçak kuyu açıp suyu tüketen çiftçi arkadaşları için tek bir laf etmiyorlar.
Devlet ise parayı siz kazanıyorsunuz, kendiniz finanse edin diyor.
Belediyemiz ise evet hat yenilemeye çalışıyor, kayıp kaçak oranı üzerine çalışıyor ama ivedilikle sulama su şebekesini kurarak arıtma su ile sulamaya geçilmesini de sağlaması gerekiyor.
Antalya’nın suyunu tarım ve turizm sektörü tüketiyor, Enerji Günlüğü bünyesinde geçen yıl bir yazımızda vurgulamıştık bu konuyu. Tarım ve turizm sektörü ise sadece Antalya’ya değil ülkenin geneline hizmet veriyor ve katkı sağlıyor.
Bu kapsamda merkezi yönetimin Antalya’nın su kaynakları konusuna el atması ve ivedilikle çözüm getirmesi gerekiyor.
Tarım ve turizm sektöründe kaçak ve plansız, vahşi su kullanımının önüne geçilmesi sadece belediyenin altından kalkabileceği bir konu değildir. Merkezi yönetimin ilgili organlarının birlikte hareket ederek bu konuyu çözmesi gerekir.






