KONUK YAZAR: YALIM SERDAR SERHADLIOĞLU
İran ile yıllık 10 milyar metreküplük doğalgaz sözleşmemiz bu yaz sona eriyor. Yenileme müzakereleri bölgesel çatışmaların gölgesinde sürüncemede kalırken, enerji sistemimizin kırılganlıklarını gizlemek artık mümkün değil.
1996 yılında imzalanan, 2001’de fiilen başlayan ve tam otuz yıl boyunca yürürlükte kalan anlaşma bu yazı yayımlandığında artık dört aydan az ömrüne sahip. Türkiye ile İran Milli Gaz Şirketi (NIGC) arasındaki bu sözleşme kapsamında yıllık 10 milyar metreküplük doğalgaz alımı öngörülerek yapılmıştı. Mevcut verilere göre bu miktar toplam gaz ithalatımızın yaklaşık yüzde 20’si anlamına geliyor.
İki ülkenin Bakanlıklar düzeyindeki görüşmeleri yaklaşık iki yıldır devam etse de, Nisan 2024’te Enerji Bakanı Alparslan Bayraktar ile İran Petrol Bakanı’nın Tahran’daki ortak basın toplantısından bu yana somut bir sonuç açıklanmamıştı. Bunun tek başına kaygı verici olduğu söylenemez. Uzun vadeli enerji kontratları zaten kısa sürede kapanmaz, bunun hepimiz farkındayız. Asıl mesele, bu müzakerelerin hangi ortamda sürdüğüdür.
İsrail-ABD operasyonlarının İran’ın askeri ve nükleer altyapısını hedef aldığı Haziran 2025’ten bu yana bölgesel jeopolitik tablo kökten değişti. Türkiye’nin yenileme görüşmelerinde bürokratik bir muhatap yerine kriz yönetimiyle meşgul bir İran hükümetiyle masaya oturması ihtimali, müzakere dilini doğrudan etkiliyor.
PORTFÖY GÜÇLÜ AMA HENÜZ HAZIR DEĞİL
Türkiye, enerji arz güvenliği için son iki yılda doğalgaz cephesinde kritik adımlar attı. BOTAŞ’ın LNG tedarik kontratlarını kastediyoruz. Mayıs 2024’te ExxonMobil ile 10 yıllık ve yıllık 2.5 milyon tonluk bir mutabakat muhtırası imzalandı. Mercuria ile 2026’dan başlamak üzere yirmi yıl, yıllık yaklaşık 4 milyar metreküplük tarihî bir anlaşmaya imza attı. Shell, TotalEnergies ve Woodside Energy ile zincirleme sözleşmeler akdetti.
Son üç yılda imzalanan LNG anlaşmalarının toplam hacmi 100 milyar metreküpü aşmış durumda. Bu tablo, stratejik çeşitlendirme açısından son derece olumlu bir kırılmayı temsil ediyor.
Bununla birlikte uzmanların dikkat çektiği kritik bir gerçek var: LNG, fiyat esnekliği ve kaynak çeşitliliği sunsa da boru gazının sağladığı günlük, mevsimden bağımsız ve kesintisiz akış güvencesinin yerini tutamıyor.
Akdeniz Enerji ve İklim Örgütü Doğal Kaynaklar Direktörü Sohbet Karbuz’un ifadesiyle, mevcut LNG altyapımız önemli bir tampon oluştursa da 10 milyar metreküplük boru gazı açığı karşısında tek başına yeterli olmayacaktır.
Öte yandan bu anlaşmaların büyük bölümünün fiili teslimatlarının 2027-2030 dönemine uzandığını da göz ardı etmemek gerekir.
Türkiye’nin doğalgaz arz-talep dengesinin şu anki durumuna göz atmak, genel manzarayı anlamak kolaylaştıracaktır. Bakalım neymiş?
İran sözleşmesi: Temmuz 2026 sonu, yıllık ~10 milyar m³ (toplam ithalatın ~%19’u), Kasım 2026’ya kadar müzakere süremiz bulunuyor.
Rusya sözleşmeleri: 2025 sonunda sona erdi, bir yıllık uzatmayla 2026 sonuna dek ~22 milyar m³ alınacak.
Azerbaycan (TANAP): Mevcut anlaşmaya göre yıllık ~9,5 milyar m³, 2033’e dek sürecek.
LNG kapasitesi: Toplam beş terminalin (ikisi kara, üçü deniz), yaklaşık 58 milyar m³/yıl yeniden gazlaştırma kapasitesi var.
Sakarya Gaz Sahası: 2026 sonu 7 milyar m³ üretim hedefi, 2028’de ~14 milyar m³
BİR TÜRLÜ ÜRETİME GEÇEMEYEN AKKUYU NGS
Rusya doğalgazının kontratı yıllık olarak uzatılsa da uzun dönemde Batı ambargosunun etkileri, bu arz yolunu da riskli hale getiriyor, bunu da unutmamak lazım. Böylece doğalgazda genel durumu ortaya koyduktan sonra gelelim şimdi sepetteki diğer yumurtalara...
Zira doğalgazdan sıçrayabilecek bir taş, sepetteki diğer yumurtaları kırabilir. O halde yumurtaların büyüğünden, Akkuyu Nükleer Güç Santrali'nden başlayalım. Cumhuriyetin 100. Yılında üretime geçme hedefiyle yola çıkılan Akkuyu NGS'nin devreye girişi 103’üncü yıla sarkmış durumda.
Akkuyu NGS’nin birinci ünitesi için 2026 artık resmi “devreye alma yılı” olarak anılıyor. Akkuyu Nükleer AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Anton Dedusenko Aralık 2025’te bu nitelendirmeyi bizzat kullandı.
Siemens’in tedarik etmesi gereken ancak teslim edilemeyen gaz yalıtımlı şalt tesisinin Çin kaynaklı alternatifle ikame edildiği ve şebekeye gerilim verildiği açıklandı. Ana yapıların hazır olduğu bildirildi. İyi haber bu kadar.
Kötü haber ise projenin benzer nitelendirmeleri daha önce de aldığı gerçeği. Bu defa tablo daha olgun gözükse de, her nükleer projenin olduğu gibi Akkuyu’nun da regülatör onayları, soğutma testleri ve yük testleri dahil lisans süreçleri henüz tamamlanmış değil. Üstelik Dedusenko, “Santralin tamamlanması için gereken önemli bir meblağın hâlâ bir ülkede dondurulmuş durumda olduğunu” açıkça kabul etti.
Evet, tüm üniteleri tamamlandığında 4.800 megavatlık üretim kapasitesiyle Türkiye’nin elektrik portföyüne tarihî bir katkı sunacak olan Akkuyu NGS’ye inanmak istiyoruz ama bu inancın tatmin edici bir kanıtla desteklenmesini de hak ediyoruz.
KÜÇÜK AMA GÜVENİLİR YUMURTALAR: DEPOLAMA ÇÖZÜMLERİ
Türkiye’nin önümüzdeki onyıllara yönelik enerji arz güvenliği denkleminde, en az tartışılan ama en hızlı devreye alınabilir potansiyeli barındıran alan evsel ve KOBİ ölçekli batarya depolama sistemleri olarak görünüyor. Mevzuat açısından bakıldığında, üretim tesisi ile bütünleşik, tüketim tesisi ile bütünleşik, lisanssız üretim tesisi bünyesinde depolama ve müstakil depolama gibi geniş bir yelpazeye sahibiz.
33.000 MW’nin üzerinde ön lisansı verilmiş hibrit kapasiteden 6.000-7.000 MW müstakil depolama projesinin yıl içinde inşaat ve devreye alma sürecine girmesi bekleniyor. Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) Başkanı Mustafa Yılmaz ise 2035 hedefini 35.000 megavatsaat (MWh) batarya kapasitesi olarak ortaya koydu. Kâğıt üzerinde bu rakamlar çarpıcı. Uygulamada ise dağıtım şirketlerinin bağlantı süreçleri ve teknik entegrasyon konularındaki dar boğazlar şikâyet konusu olmaya devam ediyor.
Bu noktada sektörün birleşik sesini çıkarması kaçınılmaz. Türkiye Rüzgâr Enerjisi Birliği (TÜREB), GENSED, GÜNDER ve tüm üretici derneklerinin arz güvenliği başlığında hemfikir olduğu bir talep listesini regülatöre iletmesi gerekiyor. Tek başına bakanlıktan çözüm beklemek yeterli değil; sektörün kendi iç koordinasyonu ve öngörüsü de sürecin belirleyici bir bileşeni.
SONUÇ: TEMMUZ BEKLEMEZ
Türkiye’nin enerji portföyü üç yıl öncesiyle kıyaslanamayacak ölçüde güçlendi. Enerji yönetiminin doğalgazda tedarikçi çeşitlendirme kararlılığı, Sakarya sahasındaki üretim artışı ve EPDK’nın depolamaya yönelik düzenleyici çerçevesi olumlu bir yönde ilerlediğimizi gösteriyor.
Tüm bununla birlikte Temmuz 2026 bir fırsatı değil, bir tarihi temsil ediyor ve tarihler beklemez. 10 milyar metreküplük İran gazının aniden kesilmesi ya da müzakerelerin tıkanması senaryosu gerçekçi olmaktan çıkmış değil. Bölgesel çatışmaların gölgesinde muhatap çeşitliliğini yitirmiş bir İran ile masa karşısına oturmak, salt teknik bir müzakereyi jeopolitik bir kriz yönetimine dönüştürebilir.
Bu riske karşı en sağlam sigorta, sistemin kendi içinde esneklik biriktirmektir: Dağıtık batarya depolama, şebekeye hızla entegre edilebilecek küçük ölçekli üretim ve LNG’nin anlık dengeleme kapasitesini artıracak altyapı yatırımları.
Enerjide dışa bağımlılığı kıracak dönüşüm, yüz milyar metreküplük tek bir imzayla değil, binlerce çatı panelinin yanındaki batarya kutusundan, fabrika alanındaki depolama konteynerine uzanan milyonlarca küçük kararın birikiminden oluşacak. Bu kararlara bugün başlamak, Temmuz’a hazır olmaktan daha az şey ifade etmiyor: Bu, geleceği bugünden inşa etmek demek.
YALIM SERDAR SERHADLIOĞLU'NUN ÖNCEKİ YAZILARI:
ELEKTRİK DEPOLAMA ENERJİ FİLMİNDE FİGÜRAN DEĞİL ANA KARAKTER



