1. YAZARLAR

  2. Birol OĞUZ

  3. İsrail,Filistin, enerji ve Türkiye’nin halleri
Birol OĞUZ

Birol OĞUZ

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

İsrail,Filistin, enerji ve Türkiye’nin halleri

İki Alman Berlin’de evde içiyorlarmış. İlerleyen saatlerde içkileri bitince dışarı çıkmışlar. Ama Almanya burası, her yer kapalı. Oturabilecekleri bir mekan ararken Türk mahallesine gelmişler. Açık bir meyhane bulup oturmuşlar hemen. Garsondan iki bira istemişler ama garson “bizde sadece rakı var” deyince mecburen bilmedikleri rakıyı içmeye başlamışlar. İkinci rakı kadehini de yuvarlayınca Almanlardan biri dirseğini masaya, elini de çenesine dayayıp diğerine seslenmiş: Hans ne olacak bu Almanya’nın hali?

Biz devletin bütçe açığını kapatmaya destek vermekten içki sofrasına oturamaz olduk ama yakın çevremizde gelişen olaylar, iç ve dış gündem o kadar hızlı ve yoğun ki, içmeden sarhoş durumdayız ve o meşhur soruyu sorabilecek kıvamdayız: Ne olacak bu Türkiye’nin hali…”

Yukarıda Ukrayna-Rusya savaşı ki haberlerde yer bulamaz oldu. Medya açısından önemini neredeyse yitirdi. Oysa o savaş başlangıcında Türkiye’nin enerji merkezi olması projesinin önünü açmıştı. Bu savaş sayesinde Avrupa’nın gaz merkezi olacaktık. Rusya’nın satamadığı gazı Avrupa’ya biz satacaktık.

Hatta üstüne Azerbaycan-Ermenistan çatışmaları, Azerbaycan’ın bir Osmanlı tokadı ile Ermenistan’ı perişan etmesi, üstüne Zengezur koridoru, oradan Orta Asya ile bağlantı, daha çok ticaret, daha çok gaz ve petrol...

Sonrasında İsrail ile el sıkışma, madem gaz merkezi olacağız Doğu Akdeniz gazını da sisteme katmak lazım demiştik (Doğalgazda Türkiye Hub’ı ne kadar mümkün? - Birol OĞUZ) Ülkemiz liderliği de bu noktadan hareketle Netanyahu ile görüştü, el sıkıştı ama bizim planlarımız varken hayatın da kendine göre başka planları vardı ve bizimkileri yerle bir edebiliyordu.

Tam İsrail ile yol yürümeye başlamışken Hamas çıkıverdi ortaya, Gazze, Filistin derken Netanyahu oldu “Yeter yahu”...

Dünyanın dinamikleri böyle işte, günlük politikalar ile ancak bu kadar oluyor.

İç politikada da böyle ama özellikle dış politikada öngörülü, uzun vadeli hedefler belirler, ona göre strateji oluşturabilirseniz başarı ulaşılmaz değil. Ancak siyasi partilerin öncelikleri ile ülke çıkarlarının çeliştiği durumlarda, günlük, pragmatik politikalar maalesef başarıyı Kaf dağının ardına atıyor, ulaşılamaz kılıyor.

Geldiğimiz nokta itibari ile Filistin’i tam olarak temsil etmediğini bildiğimiz, hatta Filistin mücadelesinin temelini oluşturan El Fetih’i bitirmek, zayıflatmak amacıyla kurulduğu aşikar olan Hamas’ın peşinden politika değişikliğine gidince enerji politikaları anlamında kaybeden yine ülkemiz oldu.

Limanlarımız, transit yol ve boru hatları ile gerçekten önemli bir geçiş güzergahıyız, bunu kullanıp, kaynak çeşitlendirip/artırıp, akılcı politikalar ile önemli bir enerji oyuncusu olmamızın önü açık. Ancak yukarıda belirttiğim üzere, şahsi öncelikler ülke çıkarları ile çelişince ve öncelik ülke çıkarları olmayınca kâğıttan kuleler bir anda yıkılıveriyor.

Sadece enerji alanında değil, hangi sektörde olursa olsun güvenilir tedarikçi olmanın yolu, istikrarlı, öngörülebilir, şeffaf olmaktan geçer.

Pragmatik günlük politika değişiklikleri anlık fayda sağlayabilir ancak orta-uzun vadede kimse size güvenip yola çıkmaz.

Rusya’da olduğu gibi tek adam rejimi ile yol yürümenin, demokratik olmayan bir yönetim ile iş birliğinin sakıncalarını gören Avrupa, aynı tarzı benimseyebilecek bir yönetime güvenip enerji tedarikçisi olarak kabul eder mi sizce?

“Ülkelerin dostu yoktur, çıkarları vardır” denir, tamamen değilse bile önemli ölçüde doğrudur.

Avrupa ve ABD tam bir çifte standart örneği sergileyerek faşist İsrail yönetiminin yanında yer alırken, bu tavrı onaylamamanın gereği, yöntemleri İsrail’den farklı olmayan, sadece o kadar gücü olmayan Hamas’ın yanında durmaktan geçmemeli.

Türkiye, gerçekleri, doğruları her iki taraf için de güçlü bir şekilde dile getirirken, Filistin mücadelesine bile faydası olmayan Hamas’ın yanında durmaktansa her ikisinin de karşısında durup, güvenilir demokratik ülke pozisyonuna soyunmalı, ülke çıkarları doğrultusunda, bu kadar kaygan, değişken bir coğrafyada güvenilir liman olduğunu ütün dünyaya göstermeliydi.

Fırsat çıkmıştı karşımıza, ülke çıkarımız bunu gerektiriyordu ama olmadı, bu gidişle en azından görünür gelecekte olmayacak da...

Baş döndüren bu coğrafyada dönelim baştaki sorumuza ve hep birlikte cevap arayalım: Ne olacak bu Türkiye’nin hali?

Önceki ve Sonraki Yazılar