Bir soru ile başlayalım.
Başlıkta yer alan "C5+1" nedir?
Bilene ödül verilecek cinsten bir uzmanlık sorusu oldu sanki...
Her neyse...
C5+1 aslında savunma sanayisinde kullanılan C4IRS (Command, Control, Communications, Computers, Intelligence, Surveillance and Reconnaissance. Yani, Komuta – Kontrol – Bilgisayar – Haberleşme – İstihbarat – Gözlem ve Keşif) terimini çağrıştırıyor ama ilgisi yok.
1993 yılında Orta Asya’ya yönelik çalışmaya başladığımda, elime Türk-Japon İş Konseyi’nin bir raporu geçmişti.
Orta Asya’ya yönelik iş birliği konusunda Japonlar; “Biz bölgeye gittik, baktık, henüz bizim teknolojimize, yapımıza uygun değiller, siz önden gidin, biz şimdilik sizin üzerinizden iş yapalım” diyordu.
Bu bakış açısı Japonya için olduğu kadar Avrupa ve ABD ülkeleri için de geçerliydi. Para yoktu, bakış açısı, iş yapma yöntemleri farklıydı, belirsizlik çoktu. Onlar işi ağırdan alıyor, bazı çok önemli, büyük yatırım alanları dışında arka planda kalıp, izlemeyi veya bizim şirketlerle birlikte hareket etmeyi tercih ediyorlardı.
Türkiye ise bölgeyi tanıyan idealist insanların neredeyse her ortamda karşı durmaya çalıştığı ama engel olamadığı bir politikayla, olmayan paramızla krediler veriyor ama kredileri, uzun erimli, karşılıklı bağımlılık yaratacak projeler yerine, nihai tüketim ürünlerine veya inşaat projelerine aktarıyorduk.
Genelkurmayın yürüttüğü bir askeri hibe programı da vardı. Ayakları yere basıyor ama ayrılan bütçenin yetersizliğinden dolayı istenen faydayı sağlamıyordu.
Kazakistan’da otel, Özbekistan’da İş Merkezi ve Eğlence Parkı yapıyor, bizim kredimizle, Avrupalı şirketlerin mallarını pazara sokuyorduk. Anımsadığım bir tek Tofaş’ın taksileri vardı, uzun yıllar kalıcı olan, yedek malzemesini de sattığımız.
Çok özet olarak Orta Asya’ya 30 yıl önceki bakış açısı bu şekildeydi. Taşlar yerine oturmamış, kim nereye evrilecek belirsizdi.
Aradan geçen sürede, ülkeler kaynaklarını kullanmaya başlayıp, elleri para görmeye başlayınca, siyasi yapılar biraz istikrara kavuşunca ve doğal olarak bölgenin jeopolitik konumu gerektirince hem Orta Asya ülkelerinin dünyaya bakış açısı hem dış dünyanın bu ülkelere bakış açısı çok değişti.
İşte yazımızın başlığındaki C5 böyle çıktı ortaya. Yani beş Orta Asya devleti. Kazakistan, Özbekistan, Tacikistan, Kırgızistan ve Türkmenistan...
Her biri kendi başına hareket etme yerine küresel dünyanın devleri ile 5’li formatta bir araya gelmeyi yeğlediler. Kazakistan, Özbekistan ile birlikte başat unsur olmakla birlikte her biri ayrı öneme sahip.
Küresel güçlerin de işine gelen bu yaklaşım sayesinde C5+1 formatı oluştu.
Japonya, Çin, AB ve ABD ile gerçekleştirilen toplantılar bu format doğrultusunda ve tek bir güç şeklinde gerçekleşti.
Bazı öncül denemeleri olmakla birlikte formatın ilk başlangıcı 2015 yılında, ABD ile Dışişleri Bakanları düzeyinde gerçekleşti. Son dönemde ise oldukça önem kazanmaya başladı.
Format olarak bizde gündem olmadı ama 2024 yılında AB ile gerçekleştirilen C5+1 toplantısı sonrasında Orta Asya ülkeleri Kıbrıs Cumhuriyeti ile büyükelçilik düzeyinde çalışmaya başlayınca, bizde epeyce ses getirdi.
Biz işin Kıbrıs tarafına takılıp kaldık, içine çok giremedik ama Orta Asya’da taşlar yerinden oynamaya çoktan başlamıştı.
Kazakistan ve Türkmenistan’ın doğal zenginlikleri ve enerji kaynakları başta olmak üzere, bölgenin Rusya ve Çin arasındaki önemli konumu, Orta Kuşak olarak adlandırılan koridorun geçiş güzergâhı üzerinde yer alması hem ABD hem AB için bölgenin gittikçe önem kazanmasına sebep olmuştu.
Rusya’yı, ağırlığı olan her bölgeden uzaklaştırmaya çalışan Batı için taşıdığı önem her geçen gün artan bölge, ABD ve AB’nin ilgisi üst düzeye çıkınca girişimler de hızlandı.
Son olarak geçtiğimiz aylarda, Kasım 2025 ABD ve Aralık 2025 Japonya toplantıları, liderler düzeyinde Washington ve Tokyo’da gerçekleşti.
ABD ile liderler zirvesi son derece önemli kararların alındığı, devamında iş dünyasını da içine alacak şekilde gelişmelere yol açtı. 100 milyar ABD dolarlık bir iş hacmi, milyarlarca ABD dolarlık hibe veya proje kredileri.
Bunların çok önemli bir kısmı da Orta Kuşak ulaşım projelerini içeriyor.
ABD ve AB, Rusya’yı geçiş güzergâhı anlamında oyundan tamamen çıkartmaya çalışırken, bölgenin uranyum, lityum, NTE (nadir toprak elementleri) vb. doğal zenginlikleri ile petrol ve doğalgaz başta olmak üzere enerji kaynaklarını da ihmal etmeyecek şekilde ilişkileri şekillendirmeye başlamış durumdalar.
Çok bilinmeyenli çok değişkenli bir oyun oynanıyor.
Çin’in önüne kesmeye çalışan ABD, bir yandan Orta Kuşak çalışmalarına destek vererek, Rusya üzerinden geçecek olan kuzey koridorunu etkisiz kılmaya çalışırken, Zengezur Koridorunu sahiplenerek, Irak üzerinden yeni koridor açarak başka planların peşinden koşuyor.
Bunlar olurken biz ne mi yapıyoruz?
Türk Dilli Devletler Topluluğu çatısı altında abilik yapmaya çalışıyor, alfabe oluşturmaya çalışıyoruz.
Bölgede etkiniz, hangi koridor olursa olsun yollar bize çıkıyor, oyun dışı bırakılmamız pek mümkün değil ama Emevi Camiinde namaz kılmakla aşırı meşgul olunca, Orta Asya’daki rolümüz, etkinliğimiz azalıyor.
Küresel güçler kendi amaçlarına göre bölgeyi ve bizi şekillendirmeyi ihmal etmiyorlar. Kale, fil, at pozisyonuna sahipken bir bakmışsınız piyon oluvermişiz.
Bizim açımızdan doğal kaynaklar konusu ikincil. Bu işler için ne teknolojimiz ne paramız var, kendi kaynaklarımızı bile işletecek durumda değiliz ama koridorlar konusunu es geçmeyip, bir şekilde ipleri elimizde tutmamız gerekiyor.
Başka bir yazıya bırakalım ama önemini unutmayalım…





