Bu yazı kaç kişi tarafından okunacak, kimlerin ilgisini çekecek bilmiyorum ama okuyanların önemli bir kısmı “Kim bu Trump yahu… ABD gibi bir ülke, başkanlık için başka bir adam bulamıyor mu?” düşüncemi paylaşacaktır.
Buradan devam edecek olursak; dünyanın önemli değişimlere gebe olduğu bir dönemde, Donald Trump düzeyinde, derinliği olmayan, kültürsüz, sonradan görme denilebilecek bir zenginin, dünyanın egemen ülkesinin başında, politika yapıcı pozisyonunda olması beklenen bir konu olmadığı gibi dünya açısından arzu edilen bir tercih de değildir.
ABD vatandaşı olsam, ülkemin böyle biri tarafından yönetiliyor olmasından utanç duyardım. Bir ABD vatandaşı açısından “Biden daha uygun bir tercih miydi” derseniz…ona da yanıtım yok doğrusu.
ABD’nin tepesinde işte böyle bir adam otururken, Kasım 2025 tarihinde ABD Ulusal Strateji Belgesi yayınlandı.
Belgeyi bütünlük içinde incelediğinizde görüyorsunuz ki, bu belgedeki değerlendirme, öngörü ve uygulanacak strateji, Trump’ı aşan, onun düzeyi ile uyuşmayan bir yaklaşım ortaya koyuyor. Trump bu işin maşası olur en fazla.
Onu ABD başkanı yapanlar, ABD’nin ayaklarının altındaki toprağın kaydığını ve geç kaldıklarını anlayınca, hızlıca ve bazan da pervasızca yapılması gereken eylemleri gerçekleştirecek birini aramışlar ve ellerinin altındaki en uygun portre olarak Donald Trump’da karar kılmışlar.
Öncelikle, Ulusal Strateji Belgesi’nde (USB) yer alan temel saptamalara bir göz atalım.
• Otoriter güçler (Çin ve Rusya), demokrasi karşıtı alternatif düzenler peşinde (BRICS, Şangay İşbirliği Örgütü vb..) ve Çin, eriştiği düzey itibariyle uluslararası düzeni değiştirmeye muktedir tek ülkedir. Rusya tehdit oluşturmayı sürdürmekte ama o kadar…
• Sınır aşan tehditler ülkelerin tek başlarına çözebileceği yapıda değildir (Trump kabul etmese de, iklim değişikliği ve salgınlar vb..)
ABD, geçte olsa soğuk savaş sonrası tek kutuplu hale evrilen dünyanın, uzun bir süredir, sessiz dev Çin tarafından kuşatılmaya başlandığını kabul etmiş ve geç kalmışlığın telaşı ile de pervasız girişimlere gerek duyacak şekilde hızlı davranmaya karar vermiş.
Bu kapsamda gerekli saptamaları yapan ABD, ilk olarak 1.Dünya savaşına kadar sürdürdüğü ve sonra dünya hakimi olarak vazgeçtiği “Yalnızcılık” politikasına bir nevi tekrardan geri dönme kararı almış gibi.
“…diğer ülkelerin sorunları, yalnızca bizim çıkarlarımıza doğrudan tehdit oluşturduğunda müdahil olmalıyız, aksi halde sürekli dünya sorunlarına müdahil olmak, kaynaklarımızı zayıflatır, toplumsal dayanışmayı aşındırır ve itibarı zedeler.”Avrupa kendi savunmasını kendi düşünsün… NATO’yu biz finanse etmek zorunda değiliz…gibi çıkışlar gösteriyor ki, “artık benim de kaynaklarım sınırlı, dünyanın en borçlu ülkesiyim (her ne kadar kendi evimde ürettiğim parayla borçlu olsam da), kendi başımın çaresine bakacağım…” noktasına gelinmiş.
Genel olarak kendi kabuğuma (ülke değil, lebensrauma)çekileceğim ama kıymetli madenler, enerji kaynakları ve bunları da içeren tedarik kanalları önceliğim olmaya devam edecek.
ABD’nin coğrafi pozisyonu ile kendi ülkesi ve arka bahçe olarak değerlendirdiği genel olarak Amerika kıtasında yer alan doğal zenginlikler ile hala sürmekte olan teknolojik gelişmişlik ve son demlerindeki finansal hakimiyet,uygulamaya karar verdiği politikalar ile kendisine biraz nefes aldırıp, toparlanma fırsatı verecektir.
ABD’nin tek kutuplu dünyanın hakim devleti olma şımarıklığı, 2000 sonrası her geçen gün, artan bir ivme ile büyüyen, dönüşen ve gelişen Çin’i görmesine ve yeterince sağlıklı olarak değerlendirmesine engel olmuştu.
Hatta Çin’in, ucuz iş gücü ve devasa üretim kapasitesi ile kapitalizminin hizmetinde olduğunu düşünmesine bile yol açmıştı bu körlük.
Oysa Çin, gayet planlı, olabildiğince göz önünde ama sessiz ve derinden, hem gelişimini sürdürdü hem kendi emperyalizmini hakim kılma yönünde Asya, Afrika derken Amerika kıtasına kadar yerleşti.
USB, Çin’i, teknolojik, ekonomik ve askeri yöntemlerle dünya düzenini yeniden şekillendirmeyi amaçlayan ve buna yeterli kapasiteye sahip olan tek ülke olarak saptıyor. Rusya, İran, K.Kore çerez tehlike ve riskler.
Anlaşılan o ki; ABD kısa – orta vadede saldırı değil savunma amaçlı olarak kendisini Amerika kıtasına çekiyor.
Avrupa ticari müşterisi olma dışında kesinlikle ilgi alanı olmayacak gibi. Nasılsa karşı cepheye geçmeyecekler, aynı dert onların da başında, Çin ekonomik olarak onları da yıpratıyor. Kendi başlarının çaresine kendileri baksınlar, dayanışma olabilir ama eski destek yok.
Afrika genel olarak elden gitti gibi, çok güç harcamaya gerek yok, tamamen ilgisiz kalmadan.
Asıl önemli bölgeler hem kendi tedarik yollarını güvenli kılmak hem Çin’in yolunu kesmek açısından, Orta Asya – Kafkaslar ve Orta Doğu coğrafyası. Bu bölgedeki gücü sürdürmek İsrail açısından da elzem tabii ki…
Güney Doğu Asya ülkeleri de önemini sürdürüyor. Hem Çin’i çerçeveleme hem üretimlerinin kendi ekonomisi için önemli yer tutması…
ABD, savunma pozisyonuna geçmiş durumda. Trump,dünyaya bela ama ABD için iyi bir geçiş dönemi maşası…



