Bu hafta bir okuyucu sorusu çerçevesinde konuşacağız. Okurumuz, Türkiye’nin kendi egemenlik alanları dışındaki ilk derin deniz sondaj faaliyetlerini Somali açıklarında donanma kuvvetleri eşliğinde yürütmesinden hareketle, “Bu tür sondaj faaliyetlerinin her zaman donanma koruması altında mı yapılması gerekiyor” diye sormuş.
Bu soruya basitçe “denizine ve durumuna bağlı” şeklinde cevap verilebilir. Yani tüm arama ve sondaj faaliyetlerinde donanma koruması olmak zorunda değil. Bu tür durumlarda arama faaliyetleri sırasında güvenlik sivil güvenlik önlemleri ve özel şirketler vasıtasıyla gerçekleştirilebilir.
Ancak bazı arama ve sondaj çalışmaları askeri korumaya, yani donanma kuvvetlerince korunmaya ihtiyaç gösterir. En yaygın donanma koruması, tartışmalı alanlarda gerçekleşen aramalar için geçerlidir.
Devletlerin deniz yetki alanları üzerine gerçekleşen anlaşmazlıklarda sondaj gemilerinin korunması zorunlu hale gelir. Çünkü artık konu bir enerji aramasından çıkmış, egemenlik meselesi haline gelmiştir.
Bunun en tipik örneklerinden bir tanesi Doğu Akdeniz’dir. Doğu Akdeniz’de Güney Kıbrıs Rum Kesimi, Yunanistan ve Türkiye arasında yaşanan anlaşmazlıklar sebebiyle (konunun hukuki boyutunu başka bir gün konuşuruz) Türkiye, kendi deniz yetki alanlarında, özellikle çakışma alanlarında faaliyet gösterirken gemilere Türk Deniz Kuvvetleri eşlik ediyor.
Donanma koruması, ülkelerin sadece kendi arama ve sondaj gemilerine eşlik etmeleri şeklinde olmuyor. Bir ülke donanması arama ve sondaj faaliyetlerine yönelik korumayı yabancı unsurları alana sokmama ya da varsa bu unsurları alandan çıkarmak şeklinde de sağlayabiliyor. Örneğin 2018 yılında Türk donanması İtalyan enerji şirketi ENI’nin sondaj gemisini, çakışan blokların birinden çıkartmıştı. Bu noktada, konu artık egemenlik ile ilgilidir.
Donanma koruması gerektirebilen bir başka durum ise güvenliğin olmadığı, istikrarsız bölgelerde faaliyetler yürütülmesidir. Türkiye’nin Somali açıklarındaki sondaj yapan Çağrı Bey gemisine Türk donanması eşlik ediyor. Bölgedeki deniz korsanlığı ve güvenlik tehditlerinin varlığı, bunu zorunlu kılıyor.
Arama ve sondaj yapılan bölgede bir savaş ya da gerilimin var olması da üçüncü bir donanma koruması gerektiren durumdur. İstikrarsızlık, güvenlik ihtiyacını üst düzeye çıkartmaktadır.
Günümüzde Hürmüz Boğazı’nda yaşanan gerilim sonucunda bölgede faaliyet gösteren gemileri korumak üzere donanmaların varlığı da buna örnek gösterilebilecek en güncel durumdur.
Son olarak, terör tehdidi yine geçiş, arama ya da sondaj güvenliğinin sağlaması gereken durumlardan bir diğeridir. Süveyş Kanalı’nın güneyindeki Kızıldeniz ve Babülmendep Boğazı, terör tehdidi ve gemilerin güvenliğinin alınması ihtiyacına en iyi örneklerdendir. 2023 yılından itibaren İran destekli Husiler Kızıldeniz’den geçen gemilere saldırılarda bulundu. Bu durum da Süveyş Kanalı’na giden deniz trafiğini ve dolayısıyla uluslararası ticareti olumsuz etkiledi. Bunu önlemek için ABD önderliğinde çok uluslu bir koalisyon kuruldu ve bölgedeki ticari gemilere eşlik etti.
Buna karşılık, Meksika Körfezi’nin ABD tarafında, Kuzey Denizi’nde, Brezilya açıklarında, Avustralya açıklarında ya da batı Afrika’nın bazı bölgelerinde gerçekleştirilen arama ve sondaj faaliyetleri genelde donanma koruması olmadan gerçekleştiriliyor. Çünkü, adı geçen bu bölgelerde egemenlik uyuşmazlığı yok. Korsanlık ve terör tehdidi ile aktif bir silahlı çatışmanın olmadığı ya da göreceli olarak çok düşük olduğu alanlardır. Bu minvalde, gemilerin faaliyetleri sırasındaki güvenlikleri özel şirketlerce karşılanabilir veya sahil güvenlik, deniz polisi yeterlidir.
Sonuç olarak derin deniz arama ve sondaj faaliyetleri sırasında güvenliğin donanma ile sağlanması konusu genel geçer bir durum değildir. Bölgenin güvenlik şartlarına ve jeopolitiğine göre belirlenen bir stratejik tercihtir.



