1. YAZARLAR

  2. İlhan SAĞSEN

  3. Japonya ve Kore kömüre, Hintliler tezeğe
İlhan SAĞSEN

İlhan SAĞSEN

KÖŞE YAZARI
Yazarın Tüm Yazıları >

Japonya ve Kore kömüre, Hintliler tezeğe

Çelişkiler çağındayız. Çelişkili durumlar Donald Trump’ın her an değişebilen söylemlerinden ibaret değil. Bir yandan Çin’de güneş enerjisi tüketimi kömürü geride bırakırken, diğer yandan yerküreyi en çok kirleten ikinci ülke konumundaki ABD Paris Anlaşması’ndan çekiliyor.

BM’nin yayımladığı bir rapor dünyanın rekor düzeyde enerji dengesizliği yaşadığını ortaya koyarken, Trump yönetimi ABD Çevre Koruma Ajansı’nın sera gazı emisyonlarının insan sağlığına zararlı olduğuna dair “tehlike tespiti” kararını iptal ediyor.

UNFCCC (BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi) Genel Sekreteri Simon Stiell “fosil yakıt bağımlılığından kurtulmanın tam zamanı derken, Ortadoğu’da yaşanan krizin etkisiyle özellikle Asya ülkeleri kömüre geri dönüyor.

Birçok AB üyesi ülkenin lideri emisyon ticaret sisteminin yaz aylarına kadar revize edilmesini talep ederken, İspanya Başbakanı Sanchez, diğer AB liderlerini enerji krizini bahane ederek iklim politikalarını zayıflatmakla suçluyor.

Almanya, sürdürülebilirliği abarttık, sübvansiyonlar kesilebilir derken, diğer yandan İspanya ise yenilenebilir enerji sayesinde İspanyol halkını fosil yakıt maliyetinden korumayı başardıklarını açıklıyor.

İşte bu çelişkilerle Nisan ayına giriyoruz. Tüm bu çelişkilerin ortasında asıl soru şu: Dünya gerçekten bir enerji dönüşümü yaşıyor mu, yoksa biz sadece krizden krize savrulurken yeşil dönüşümü bir lüks olarak ertelemeye mi devam ediyoruz?

Bu noktada cevabı çabalar ve gerçekler üzerinde verebiliriz. Çabalar tarafında hem söylem hem kurumsal girişimler hem de bilim insanlarının çalışmaları düzeylerinde ciddi bir farkındalık yaratma gayreti var.

Uluslararası Enerji Ajansı Ortadoğu krizi ardından üye ülkelere 10 adımlık acil önlem paketi önerdi. Dünya Meteoroloji Örgütü bu hafta “Küresel İklimin Durumu” raporunu yayımladı. Bu rapora göre, 1960 yılından itibaren en büyük enerji dengesizliği yaşanıyor. Bunun anlamı, güneşten emilen ısı ile uzaya geri dönen ısı arasındaki fark rekor düzeyde, yani kürenin ısınması en üst düzeyde devam ediyor.

Yine aynı raporda, okyanusların son 20 yılda iki kattan fazla ısındığı, son 11 yılın ise 1850’li yıllara dayanan kayıtlar karşılaştırıldığında en sıcak 11 yıl olduğu belirtiliyor. Bu veriler ışığında, BM Genel Sekreteri Guterres “Dünya sınırlarının ötesinde zorlanıyor. İklimle ilgili her bir önemli gösterge kırmızı alarm veriyor” ifadesiyle konuyu gündeme getiriyor.

İklim değişikliği ile alakalı bir uyarı da Ortadoğu krizi eşliğinde UNFCCC Genel Sekreteri Stiell’den geldi. Stiell, Avrupa ülkelerinin enerji krizini bahane ederek iklim politikalarını gevşetmelerini “tamamen akıl dışı” diye nitelerken “Fosil yakıt bağımlılığı ulusal güvenliği ve egemenliği yerle bir ediyor, yerine boyun eğmeyi ve artan maliyetleri koyuyor…

Enerji dönüşümünü hızlandırmanın, ekonomileri zincirleyen bu bağımlılıkları kırmanın tam zamanı” söylemleriyle enerjide dışa bağımlılığın sadece bir ekonomi meselesi olmadığını aynı zamanda bir dış politika ve güvenlik konusu olduğunu vurguluyor.

Buna karşılık gerçekler tarafında ise önce Rusya-Ukrayna savaşı ardından ABD/İsrail-İran Savaşı ve Hürmüz boğazının fiilen kapalı olması ile enerji güvenlikleri ciddi tehdit altında olan ülkelerin tabiri caiz ise yaşam mücadelesi var. Bunun en büyük örneği olarak Hürmüz Boğazı’nın kapanmasından itibaren LNG’sinin %90’lık kısmını kaybeden Hindistan’da halkın tekrar odun ve tezeğe geri dönmesi ve sonucunda yaşanan sokak protestoları gösterilebilir. Ayrıca, Bloomberg’in haberine göre Güney Kore kriz moduna girildiğini açıklayarak kömür santrallerine uygulanan üretim tavan sınırını kaldırma kararı aldı. Yine Japonya, kömürle çalışan santrallerde yüksek kapasite kullanımı yapılacağını belirtti. Vietnam kömür arzı için acil müzakerelere girerken, Tayland kömür santrallerindeki üretimi arttırdığını duyurdu.

Ortadoğu’daki kriz öncelikle Asya ülkelerinde kömüre dönüş şeklinde bir reaksiyon yaratırken, Avrupa ülkelerinde de Rusya-Ukrayna Savaşı’ndan sonra ikinci kez aynı senaryo yaşanıyor ve 2022’nin hayaleti geri döndü yorumları yapılıyor. Bir yandan kömüre dönüş ya da kömür kullanım oranının arttırılması ciddi ciddi tartışılırken aynı zamanda da nükleer enerjiye yönelimin arttığı görülüyor.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von Der Leyen Paris Nükleer Enerji Zirvesi’nde “Nükleer enerjiden uzaklaşmak stratejik bir hataydı. Avrupa’nın güvenilir, ekonomik ve düşük emisyonlu bir enerji kaynağına sırtını dönmesi yanlıştı” ifadesi krizlerin AB’nin enerji güvenliğini ne kadar derinden etkilediğini gösteriyor.

Bunların yanında, Avrupalı devletlerin enerji güvenliğini sağlama konusunda yaşadığı problem iklim değişikliği politikalarına da yansıdı. İklim değişikliğine karşı mücadele için hayata geçirilmeye çalışılan politikalardaki gevşeme eğilimi de hem kömür ithalatının artması hem de Emisyon Ticaret Sistemi çerçevesinde tartışılmaya devam ediyor.

Bu minvalde, tüm bu çelişkilerin ışığında COP-31 Kasım ayında Antalya’da toplanacak. Yani tüm bu çelişkiler ve fazlası masada olacak. Bu şartlar altında bu toplantıdan nasıl bir mesaj çıkacak merakla bekliyoruz.

Önceki ve Sonraki Yazılar