1. YAZARLAR

  2. Mehmet KARA

  3. İberya krizinden Türkiye’ye ders: TEİAŞ’a para verin
Mehmet KARA

Mehmet KARA

Yazarın Tüm Yazıları >

İberya krizinden Türkiye’ye ders: TEİAŞ’a para verin

Değerli okuyucular, çoğunuz hatırlarsınız, geçtiğimiz yılın Nisan ayında Batı Avrupa’da, İspanya ve Portekiz’de yaygın ve görece uzun süreli elektrik kesintileri yaşanmıştı. 

Ve bu konu gerek sektörel yayın organlarında, gerekse yaygın medya mecralarında uzun uzun tartışılmıştı. Neden kesildi, nasıl kesildi, önlenebilir miydi?

Yenilenebilir enerji kaynaklarına, yani güneş ve rüzgâr gibi kesintili kaynaklara dayalı santrallerin üretimdeki, dolayısıyla şebeke üzerindeki etkisinin artması ile kesintinin bir ilgisi var mıydı? Yani suçlu güneş ve rüzgar santralleri miydi?

Yoksa yaşananlar özelde şebeke, genelde bir altyapı yetersizliği miydi? Veya operasyonel, yani sistemi işleten insan kaynağının yetersizliği ya da hatasından mı söz etmek lazımdı?

Veyahut da teknolojik eksiklikler miydi yaşananların nedeni? 

Her neyse...

Aslında enerji literatürüne İberya Krizi olarak geçmeye aday bu konu, zaman zaman çeşitli vesilelerle gündeme gelmeye devam ediyordu. Ancak bu konudaki tartışmaları büyük ölçüde sonlandıracak bir gelişme var.

Kısa adı ENTSO-E olan Avrupa Elektrik İletim Sistemi İşleticileri Ağı’nın (Türkiye’teki TEİAŞ ile diğer ülkelerdeki muadili sistem operatörlerinin oluşturduğu yapı) bu konuya ilişkin uzun süredir beklenen nihai raporunu yayınladı. 

Raporda, “Sistem bozukluğu” olarak da tanımlanan İberya Krizi’nin arka planına ışık tutuluyor. Olayın İspanya ve Portekiz’de güneş ve rüzgardan elektrik üretiminin tavan yaptığı saatlerde yaşandığı belirtiliyor. Rapora göre tam da böylesi bir ortamda Fransa ile İspanya arasındaki enerji iletim hatında meydana gelen bir arıza, sistemin dengesini bozan zincirleme bir reaksiyona yol açtı. 

Daha bir dizi açıklamanın yer aldığı raporda, benzeri olayların yaşanmaması için öneriler de sıralanıyor. Bunları, yenilenebilir kaynaklara dayalı elektrik üretim gücü giderek artarken, şebekelerin rüzgar ve güneş santrallerinin kontrol edilemeyen ani giriş çıkışlarının yol açabileceği sıkıntılara karşı güçlü ve daha akıllı hale getirilmesi ile söz konusu santrallerin güneşsiz ve rüzgârsız havalarda devreden çıkmalarıyla ortaya çıkacak güç boşluğunu doldurabilecek depolama tesislerinin yaygınlaştırılması olarak özetlemek mümkün.  

Evet, raporda yer verilen bilgi ve değerlendirmeler ile ortaya koyulan öneriler, Türkiye elektrik sektörü için de ciddi dersler içeriyor. 

Yaşananlar, karbonsuz bir elektrik altyapısına gidişte, üretim, iletim ve dağıtım ile kullanıcı tarafında eşzamanlı bir gelişim çizgisine ihtiyaç duyulduğunu da gösteriyor. Yani karbonsuz bir elektrik üretim filosunun tek başına yetmeyeceği ortada. Bu filonun tam kapasiteyle çalışıp üreteceği “temiz elektrik”, tüketim noktalarına dengeli ve verimli şekilde taşınabilmeli, hatta olabildiğince yerinde tüketilmeli. 

Türkiye 2035 yılında 120 bin MW’lik yenilenebilir kaynaklı elektrik üretim kurulu gücünü hedeflerken, böylesi bir üretim filosunun yönetilmesini sağlayacak şebekenin de eşzamanlı olarak geliştirilmesi şart. Hemen adını da söyleyelim, Türkiye’nin elektrik sistem operatörü Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketi’nin, şebeke krizi risklerine karşı, yenilenebilir kaynaklara dayalı tesislere daha kolay ve daha sık “dur” talimatları verebilmesini sağlamak elbette gerekebilir. 

Ancak onca kaynağın seferber edilmesiyle kurulan yenilenebilir kaynaklara dayalı elektrik üretim tesislerininin en verimli şekilde çalıştırılması için TEİAŞ’a krize karşı anlık müdahale yetkisinden önce, daha güçlü bir şebeke kurabilmek için para ve insan kaynağı aktarmak daha akıllıca olacaktır. 

Bu arada, Türkiye'nin ENTSO-E raporundaki iki ana öneri başlığından biri konusunda, yani elektrik depolama yatırımlarının arttırılmasına yönelik çalışmaları yaptığını biliyoruz. Ancak orada da işlerin hızlandırılması gerektiği ortada. Enerji yönetimi ile sektör sözcülerinin açıklamalarına bakılırsa depolamada bu yıl 2000 megavatsaatlik (MWh) bir kapasiteye ulaşılması (ağırlıklı olarak depolamalı elektrik üretim santrallerinin devreye girmesiyle) bekleniyor. 

Finansman ihtiyacının olabildiğince sorunsuz karşılanacağı bir piyasa ortamı ve ekipman tedarikinin yeterli hızda sağlanmasıyla, bu kapasitenin daha yüksek seviyelere ulaşması da şaşırtmamalı...

Hadi bakalım... 

Önceki ve Sonraki Yazılar