1. HABERLER

  2. SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK

  3. Türkiye’nin enerji dönüşümü yolculuğu - Alkım BAĞ yazdı

Türkiye’nin enerji dönüşümü yolculuğu - Alkım BAĞ yazdı

Türkiye’de enerji dönüşümü politikaları giderek güçleniyor. Ama COP31’e giderken asıl belirleyici unsur, benimsenen politikaların ne hızda ve ne ölçekte uygulanabileceğidir. Shura Enerji Merkezi Direktörü Alkım BAĞ Enerji Günlüğü için yazdı.

Türkiye’nin enerji dönüşümü yolculuğu - Alkım BAĞ yazdı

KONUK YAZAR: ALKIM BAĞ (*)

Türkiye’nin ev sahipliği yapacağı COP31 yaklaşırken, en kritik sorulardan biri giderek daha fazla önem kazanıyor: Türkiye enerji dönüşümünde nereye gidiyor ve bu dönüşüm yeterince hızlı ilerliyor mu?

Son yıllarda atılan adımlar, Türkiye’nin enerji dönüşümünde doğru bir rotada ilerlediğini gösteriyor. Yenilenebilir enerji yatırımlarındaki artış, kurulu güçteki büyüme ve politika çerçevesindeki gelişmeler bu ilerlemenin somut göstergeleri. Ancak Kasım 2026’daki COP31’e giderken asıl mesele artık yön değil, hız ve uygulama kapasitesi.

COP31 İÇİN SAĞLAM BİR ZEMİN

Türkiye’nin enerji dönüşümündeki en güçlü alan yenilenebilir enerji. 2025 yılı itibarıyla toplam kurulu güç 122,5 GW’a ulaştı ve bunun yüzde 62’si yenilenebilir enerji kaynaklarından oluştu. Devreye alınan yeni kapasitenin yüzde 99’u yenilenebilir enerjiden sağlandı. Güneş ve rüzgâr kapasitesi 40 GW seviyesine ulaşarak elektrik üretiminin yaklaşık yüzde 21’ini karşıladı. Bu tablo, Türkiye’nin COP31’e giderken güçlü ve somut bir başarı hikayesine sahip olduğunu gösteriyor. Yenilenebilir enerji yatırımlarındaki bu ivme, Türkiye’nin yalnızca hedef koyan değil, aynı zamanda uygulama kapasitesi yüksek bir ülke olduğunu ortaya koyuyor.

ges-shura.jpgTÜRKİYE’NİN KÜRESEL POZİSYONU

Ulusal hedefler doğrultusunda ilerlemenin sürmesi halinde, Türkiye’nin yenilenebilir enerji kurulu gücünün 2030 itibarıyla küresel kapasitenin yaklaşık yüzde 1,1’ini oluşturması ve toplam elektrik kurulu gücü içinde yenilenebilir payının yüzde 70’e yaklaşması öngörülüyor. Bu çerçevede Türkiye, küresel yenilenebilir kapasitenin üç katına çıkarılması yönündeki hedefe doğrudan taraf olmasa da ulusal politikalarıyla bu hedefe anlamlı katkı sunan ülkeler arasında yer alabilir.

Öte yandan Türkiye; güçlü güneş ve rüzgâr potansiyeli, iddialı kapasite ve şebeke hedefleri, politika geliştirme deneyimi ve gelişen yerli ekipman sanayisi ile bu alanda örnek uygulamalar geliştirebilecek ülkelerden biri konumunda. Bu bağlamda yenilenebilir enerji, Türkiye’nin COP31 sürecinde kendi başarı hikayesini ön plana çıkarabileceği en güçlü başlıklardan biri. İklim değişikliğinden en fazla etkilenecek bölgeler arasında yer alan Akdeniz havzasında yer alan Türkiye, yenilenebilir enerji yatırımlarının hızlandırılması ve temiz enerji sistemlerinin yaygınlaştırılması amacıyla bölgesel işbirliği ve uygulama platformlarının oluşturulmasına öncülük edebilir. Böyle bir yaklaşım, hem sahadaki uygulamaların hızlanmasını hem de çok taraflı işbirliklerinin güçlenmesini desteklerken, aynı zamanda yeşil finansman olanaklarının mobilizasyonu açısından önemli bir kaldıraç oluşturacaktır.

TALEP ARTIŞI VE SANAYİ YAPISI

Enerji dönüşümünün önündeki en büyük kısıtlardan biri hızla artan enerji talebi. Türkiye’de nihai enerji tüketimi son 10 yılda yaklaşık yüzde 28,5 arttı. Bu artış, yenilenebilir enerji yatırımlarının sistem üzerindeki dönüştürücü etkisini sınırlıyor. Emisyonlar artmaya devam ederken, enerji yoğunluğundaki iyileşmenin yavaşlaması dönüşümün talep tarafında yeterince desteklenmediğini açıkça ortaya koyuyor. Bu nedenle COP31’e giderken Türkiye açısından kritik bir soru öne çıkıyor: Daha fazla temiz enerji üretmek yeterli mi, yoksa talebi de dönüştürmek zorunda mıyız?

res-shura.jpgBu soruya verilecek karşılık çok net: Enerji dönüşümü ancak son kullanım sektörlerinde enerji verimliliği, elektrifikasyon ve yapısal dönüşümün birlikte ilerlemesiyle hızlanabilir. Bu noktada nihai enerji tüketiminde yüzde 30’la en büyük paya sahip olan sanayi sektörü belirleyici konumda. Sanayide enerji yoğun ve görece düşük katma değerli üretim yapısının sürmesi, enerji talebinin ekonomik büyümeyle birlikte hızla artmasına neden oluyor. Bu nedenle sanayide daha yüksek teknolojili, yüksek katma değerli ve verimlilik odaklı bir üretim yapısına geçiş, enerji dönüşümünün başarısı açısından kritik önem taşıyor.

Özetle, sanayi dönüşümü olmadan enerji dönüşümünün hız kazanması mümkün değil.

COP31 süreci bu dönüşümü hızlandırmak için de önemli bir fırsat sunuyor. Küresel ölçekte giderek güçlenen yeşil sanayileşme gündemiyle uyumlu olarak, Türkiye’nin sanayi dönüşümünü hızlandırabilecek önemli politika araçları şöyle sıralanabilir:

- Düşük karbonlu çelik ve çimento gibi sektörlerde kolektif hedeflerin belirlenmesi

- Yeşil sanayi bölgeleri ve koridorları gibi enerji ile sanayi entegrasyonunu güçlendiren modellerin geliştirilmesi

Yatırım-finansman mekanizmalarının enerji dönüşümünü destekleyecek şekilde kurgulanması

DÖNÜŞÜMÜN HIZLANDIRICISI: ELEKTRİFİKASYON

Enerji dönüşümünün hızlanması için en kritik kaldıraçlardan biri elektrifikasyon. Isı, ulaşım ve sanayi gibi son kullanım noktalarında elektrifikasyon hızlanmadan dönüşümün ivme kazanması zor. Ancak Türkiye’de elektriğin nihai enerji tüketimindeki payı hâlâ sınırlı. Elektrifikasyon hızındaki artışın görece düşük seyretmesi, bu alanda daha güçlü ve hedef odaklı politika araçlarına ihtiyaç olduğunu gösteriyor.

Bu çerçevede ısı pompaları, elektrikli araçlar ve elektrik temelli sanayi teknolojileri için net sektörel hedeflerin belirlenmesi, elektrik ve doğal gaz fiyatları arasındaki dengenin elektrifikasyonu destekleyecek şekilde tasarlanması ve hedefli teşvik mekanizmalarının devreye alınması elektrifikasyonun hızlandırılması açısından kritik önem taşıyor. Küresel ölçekte de benzer bir tablo söz konusu. Elektriğin toplam nihai enerji tüketimindeki payı bugün yaklaşık yüzde 20 seviyesinde ve bu oran, iklim hedefleriyle uyumlu bir dönüşüm için yeterli değil. Önümüzdeki on yıl içinde bu payın belirgin şekilde artırılması gerekiyor.

Bu nedenle COP31 sürecinde elektrifikasyonun, enerji dönüşümünün merkezi bir bileşeni olarak konumlandırılması önem taşıyor. Özellikle 2035 perspektifli bir küresel elektrifikasyon hedefinin ortaya konulması ve bu hedefi destekleyecek uluslararası işbirliği ve uygulama mekanizmalarının geliştirilmesi, elektrifikasyon alanında küresel ölçekte yön belirleyici bir çerçeve sunarken, aynı zamanda uygulama açığının kapatılmasına katkı sağlayacaktır.

shura-sebeke.jpgYENİ FAZ: SİSTEM ENTEGRASYONU

Türkiye enerji dönüşümünde yeni bir aşamaya geçmiş durumda. Önceki dönemde odak, yenilenebilir enerjide kapasite artışıydı. Bugün ise temel mesele, bu kapasitenin sisteme nasıl entegre edilip yönetileceği... Bu çerçevede şebeke altyapısının güçlendirilmesi, enerji depolama, talep tarafı katılımı ve enterkonneksiyon kapasitesinin artırılması, dijitalleşme ve tamamlayıcı piyasa düzenlemeleri kritik hale geliyor. Artık bu unsurlar “destekleyici” değil, dönüşümün hızını ve sürdürülebilirliğini belirleyen temel faktörler.

Küresel ölçekte de benzer bir eğilim söz konusu. Yenilenebilir enerji kapasitesi hızla artarken, bu kapasitenin sisteme güvenli ve etkin şekilde entegre edilmesi; şebeke yatırımlarının ölçeklendirilmesine ve sistem esnekliğinin güçlendirilmesine bağlı. Ancak mevcut durumda, şebeke yatırımları yenilenebilir enerji kapasite artış hızının gerisinde kalıyor.

Bu tablo, COP31 için önemli bir yönlendirme sunuyor: Gündem artık kapasite artışı değil, sistem dönüşümü olmalı. COP31 kapsamında özellikle şebeke yatırımlarının ölçeklendirilmesi, finansman kısıtlarının aşılması ve sistem entegrasyonunu güçlendirecek politika çerçevesinin desteklenmesi yönünde güçlü siyasi ve finansal sinyallerin verilmesi enerji dönüşümünün sahada hızlanmasını sağlayacak en önemli kaldıraçlardan biri olacaktır.

İTHALAT BAĞIMLILIĞINI AŞMAK

Türkiye’nin enerji sistemindeki en kritik kırılganlık, yüksek ithalat bağımlılığı. Birincil enerji arzının yüzde 81,4’ü fosil yakıtlardan, bunun da yüzde 77,6’sı ithal kaynaklardan karşılanıyor. 2025 yılında enerji ithalatı yaklaşık 62,5 milyar dolar seviyesinde gerçekleşirken, enerji kaynaklı dış ticaret açığı 47 milyar dolar oldu. Bu rakamlar, enerji sisteminin yalnızca teknik değil, aynı zamanda makroekonomik bir konu olduğunu açıkça ortaya koyuyor.

Son dönemde jeopolitik gelişmeler ve bölgesel gerilimler nedeniyle enerji fiyatlarında yaşanan dalgalanmalar, bu kırılganlığı daha da görünür hale getirdi. Bu çerçevede COP31, enerji güvenliği ile enerji dönüşümünü birlikte ele alan bütüncül yaklaşımların öne çıkması açısından kritik bir platform olacaktır.

FOSİL YAKITLARDAN ÇIKIŞ: YÖN NETLEŞMELİ

Türkiye’de enerji dönüşümü için politika çerçevesi giderek güçleniyor. Karbon fiyatlama mekanizmaları ve Emisyon Ticaret Sistemi gibi araçlar önemli bir zemin oluşturuyor. Ancak COP31’e giderken ana belirleyici unsur, benimsenenpolitikaların ne kadar hızlı ve ne ölçekte uygulanabileceğidir.

Bu noktada dikkat çeken önemli bir husus, fosil yakıtlardan uzaklaşmaya ilişkin açık ve bütüncül bir hedefin henüz tanımlanmamış olması. Bu durum, net sıfır hedeflerine hangi hız ve araçlarla ulaşılacağına dair belirsizlik yaratırken, dönüşümün uzun vadeli yönüne ilişkin öngörülebilirliği de sınırlıyor. Ayrıca bu çerçevenin netleşmemesi, fosil yakıtlara bağımlı sektörler ve bölgeler için adil geçiş stratejilerinin kapsamlı ve zamanlı şekilde planlanmasını zorlaştırıyor.

Bu nedenle, enerji güvenliği ve ekonomik istikrarı gözeten dengeli bir yaklaşımla, fosil yakıtlardan uzaklaşma sürecinin daha net bir perspektifle ele alınması hem yatırım ortamını güçlendirecek hem de dönüşümün hızlanmasına katkı sağlayacaktır. COP31 kapsamında ise, fosil yakıtların kademeli azaltımını; yenilenebilir kapasite artışı, elektrifikasyon ve sistem entegrasyonu ile ilişkilendiren bütüncül bir yol haritasının ortaya konması, uygulama odaklı ilerleme açısından önemli bir adım olacaktır.

COP31: VİTRİN DEĞİL, KALDIRAÇ

Türkiye için COP31 yalnızca mevcut başarıların sergilendiği bir platform olmamalı. Aynı zamanda yatırım ve finansman akışını hızlandıran, yapısal reformları destekleyen ve uygulama odaklı çözümleri öne çıkaran, dönüşüm için bir kaldıraçolarak konumlanmalı. Bu çerçevede COP31, Türkiye için yalnızca küresel iklim gündemine ev sahipliği yapma fırsatı değil, aynı zamanda kendi enerji dönüşümünü hızlandıracak politika ve finansman araçlarını güçlendirmek için stratejik bir platform sunuyor.

(*) SHURA Enerji Merkezi Direktörü