Enerji Günlüğü - Enerji dönüşümü, savunma sanayii ve yapay zeka teknolojilerinin aynı kritik ham madde havuzuna bağımlı olması, küresel ekonomiyi benzeri görülmemiş bir tercih çıkmazına sürüklüyor. 16. Türkiye Enerji Zirvesi’nde konuşan Enerji Bakanlığı Başdanışmanı Caner Can, ülkelerin stratejik önceliklerine göre şekillenecek bu kaynak paylaşımındaki belirsizliğin, bir sektörü ihya ederken diğerini felç edebileceği uyarısında bulundu.
Küresel ekonomi ve güvenlik mimarisi, hidrokarbon çağından elektrikleşme ve yüksek teknoloji çağına geçerken yeni bir jeopolitik darboğazla karşı karşıya. 16. Türkiye Enerji Zirvesi’nde kritik minerallerin jeopolitiğini değerlendiren Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Başdanışmanı Caner Can, nadir toprak elementleri (NTE) ve kritik ham maddeler üzerinde enerji, savunma ve yapay zeka sektörleri arasında başlayan amansız rekabete dikkat çekti.
STRATEJİK İKİLEM: BİRİNİ SEÇEN DİĞERİNDE GERİ KALABİLİR
Dünya genelinde ticaret hacmi petrolün 950 milyar dolarlık devasa pazarına kıyasla yalnızca 0,5 milyar dolar seviyesinde kalan nadir toprak elementleri, hacminin çok ötesinde stratejik bir kaldıraç etkisine sahip. İkili anlaşmalar ve kapalı kapılar ardındaki ticaretle dönen bu dar ve şeffaf olmayan piyasa; Togg gibi elektrikli araçlardan F-35 savaş uçaklarına, Tomahawk füzelerinden yapay zeka çiplerine ve akıllı telefonlara kadar modern dünyanın tüm temel direklerini besliyor.

Ancak temel sorun, hızla büyüyen bu üç stratejik sektörün de aynı dar ham madde havuzuna hücum etmesi. Ülkelerin bu kaynakları hangi sektöre tahsis edeceği konusundaki belirsizlik, küresel çapta bir stratejik ikilem yaratıyor. Caner Can, devletlerin karşı karşıya olduğu bu paylaşım krizini şu sözlerle özetledi: "Üç ana sektör çok stratejik bir yere gidiyor ve aynı ham madde havuzuna giriyorlar. Enerji dönüşümünü önceleyen ülkeler savunmada geri kalabilir; savunmayı önceleyenler yapay zekada geri kalabilir; yapay zekayı önceleyenler ise enerjide veya diğer alanlarda geri kalabilir."
FARKLILAŞAN STRATEJİLER VE İHRACAT SİLAHI
Kritik ham maddelerin "güvenlikleştirilmesi", ekonomik rasyonaliteyi tamamen devre dışı bırakarak devletleri maliyetten bağımsız bir tedarik yarışına sokmuş durumda. Ancak her küresel gücün bu havuzu kullanma ve koruma stratejisi farklılık gösteriyor:
- Çin’in Değer Zinciri Hakimiyeti: Sadece maden çıkarmada değil, cevherin işlenmesi ve nihai ürüne dönüştürülmesi teknolojisinde de pazarı domine eden Çin, bu gücünü jeopolitik bir koz olarak tutuyor.
M4A
- Avrupa Birliği’nin "Yeşil" Çıkmazı: Temiz enerji dönüşümünü ve karbonsuzlaşmayı ("homegrown" yerli temiz enerji) birinci öncelik haline getiren AB, gerekli madenlere ve işleme teknolojisine sahip olmadığı için fosil yakıt bağımlılığından kaçarken Çin merkezli bir kritik mineral tuzağının göbeğine düşme riskiyle karşı karşıya.
M4A
- ABD’nin Güvenlik ve Teknolojik Üstünlük Arayışı: Savunma sanayii ve yapay zeka rekabetinde liderliği kaybetmek istemeyen ABD, bir yandan Ukrayna gibi ülkelerle kaynak anlaşmaları imzalarken diğer yandan Pasifik'te derin deniz madenciliği ihaleleriyle yeni tedarik hatları açmaya çalışıyor.
M4A
Bu stratejik ayrışma, ülkeleri "ihracat kısıtlamaları" silahına başvurmaya itiyor. 2009 ile 2024 yılları arasında kritik minerallerdeki ihracat kısıtlamalarının 5 kat arttığını belirten Can, bu yönteme sadece Çin'in değil, kendi stratejik sektörlerini korumak isteyen ABD ve AB'nin de başvurduğunu vurguladı.
GÖZLER 1 OCAK 2027’DE: ATEŞKES BİTECEK Mİ?
Enerji, savunma ve yapay zeka üçgenindeki kaynak paylaşım belirsizliğini derinleştiren en önemli faktör ise ABD ve Çin arasındaki bilek güreşi.
2025 yılında Güney Kore’de gerçekleşen Trump-Şi zirvesinde, kritik ham maddelerde karşılıklı yaptırım uygulamama konusunda 10 Kasım 2026’ya kadar bir "ateşkes" ilan edilmişti. Sürenin dolmasına yakın yapılan Washington ziyaretiyle bu kritik eşik 1 Ocak 2027 tarihine ertelendi.
Yeni yılın ilk günü itibarıyla iki süper gücün kritik mineraller ateşkesini sürdürüp sürdürmeyeceği, küresel tedarik zincirlerinin kaderini belirleyecek. Uzmanlara göre yeşil dönüşüm dünyadaki enerji bağımlılıklarını ortadan kaldırmıyor; aksine bağımlılığın yönünü ve şiddetini değiştirerek ülkeleri enerji güvenliği, ulusal savunma ve teknolojik üstünlük arasında zorlu bir tercihe zorluyor.
Mehmet DAYIOĞLU - ENERJİ GÜNLÜĞÜ








