1. YAZARLAR

  2. Hasan YİĞİT

  3. Yarının pilleri tarlada mı yetişecek? 
Hasan YİĞİT

Hasan YİĞİT

Yazarın Tüm Yazıları >

Yarının pilleri tarlada mı yetişecek? 

Bazen dünyanın öbür ucundan gelen bir haberi okuyup şaşırıyorsun, sonra gururlanıyorsun, biraz daha okuyunca için burkuluyor ve en sonunda da “yahu biz neyi bekliyoruz” diye kendi kendine kızmaya başlıyorsun. 

Çünkü Kanada’da adamlar pilin nasıl elektrik depolayacağını araştırırken, iş bitince o pilin dünyaya ne bırakacağını da düşünüyor. Biz ise hâlâ enerjiyi üretelim, depolayalım, parasını kazanalım, çöpü de sonra bir şekilde hallederiz diye bakıyoruz. 

Kanada Ulusal Araştırma Konseyi’nin yani NRC’nin yaptığı çalışmalarda yüzde 90’dan fazla kompostlanabilir içeriğe sahip baskılı pil prototipleri geliştirilmiş. 2026 yılında yayımlanan akademik çalışmada çinko ve manganez esaslı bu pilin, uygun endüstriyel kompost şartlarında yaklaşık iki ay içerisinde tamamen parçalanabildiği ortaya konmuş. Yani adamlar daha pilin ilk katmanını yaparken bunun sonunu da düşünüyorlar.

Şimdi söyleyin bana, biz neden sadece başlangıcı düşünüyoruz, neden bir şeyi üretirken “bunun sonu ne olacak” sorusunu en sona bırakıyoruz? Neden bugün temiz enerji diye sevindiğimiz şeyin yarın çocuğumuzun toprağında kalacak atığını hesaplamıyoruz? 

Çünkü bana göre temiz enerji sadece bacadan duman çıkmaması değildir, temiz enerji aynı zamanda iş yaparken arkasında pis bir dünya bırakmamak demektir.

AĞACIN İÇİNDE BİLE GELECEK ARIYORLAR

Kanada’da ve British Columbia Üniversitesi’nde yapılan araştırmalara bakıyorsun, ağacın içinde bulunan lignin ve selüloz gibi doğal malzemeler enerji depolama teknolojilerinde kullanılabilir mi diye uğraşıyorlar. Ligninden karbon esaslı malzemeler üretmeye çalışıyorlar, selülozu bataryalarda kullanmanın yollarını arıyorlar. Ve bizim yıllarca “yan ürün” deyip geçtiğimiz şeylerin içinde geleceğin teknolojisini arıyorlar. 

Adamlar ağaca bakınca “odun” deyip geçmiyor, “bunun içinde ne var” diye bakıyor. Biz ise bazen elimizdeki değeri anlamak için yabancının gelip bize göstermesini bekliyoruz. Sonra da aynı şey pahalı teknoloji olarak bize geri satılınca oturup “ne büyük buluş” diyoruz.

İşte işin insanı öfkelendiren tarafı da tam burası. Çünkü bu topraklarda güneş var, rüzgâr var, orman var, tarım var, biyolojik kaynak var, üniversite var, genç insan var, akıl var, emek var ama nedense bütün bunları bir araya getirip geleceğin teknolojisini üretmek yerine çoğu zaman başkasının ne yaptığını seyretmekle yetiniyoruz. 

TOPRAĞIN HESABINI KİM VERECEK?

Benim derdim sadece pil değil aslında, yarın bu ülkenin çocuklarına ne bırakacağımız... Çünkü bugün aldığımız kararların hesabını kendimiz hayattayken ödemeyeceğiz belki ama bizden sonra gelenler bir şekilde ödeyecek. Biz bugün milyonlarca pil üretip kullandık diye yarın onlar toprağın altında ne kadar atık var diye uğraşacaksa, buna kalkıp sürdürülebilirlik demenin hiç bir anlamı yok. 

Bizim eskiden bir alışkanlığımız vardı. Hiçbir şey kolay kolay çöpe atılmazdı. Ağacın dalı sobaya giderdi, tarlanın artığı başka işe yarardı, hayvanın gübresi toprağa dönerdi. Çünkü insan toprağın kendisine ait olmadığını, toprağın aslında kendisinden sonra gelecek olanların bir emaneti olduğunu bilirdi. Şimdi dünya o eski anlayışı alıp laboratuvara sokuyor, bilimle birleştiriyor, teknolojiyle büyütüyor ve milyarlarca dolarlık yeni bir gelecek kurmaya hazırlanıyor. 

Biz ise hâlâ seyrediyoruz.

İşte buna kızıyorum. Başkasının bizim yerimize düşünmesine kızıyorum. Kendi elimizdeki değeri başkasının keşfetmesini beklememize kızıyorum. Bilim insanımızla sanayicimizi yeterince buluşturamamamıza ve doğanın bize verdiği şeyi teknolojiye çeviremeden dışardan teknoloji satın almamıza kızıyorum. 

Çünkü yarın dünyanın başka bir yerinde biri çıkıp ağacın içindeki bir malzemeyi, enerji depolama teknolojisinin vazgeçilmez parçası yaparsa ve biz de yıllar sonra “bizde de vardı” dersek, bunun adı kader değil, bunun adı kendi elimizdeki geleceği başkasına kaptırmaktır.

Belki de yarının pili gerçekten tarlada yetişmeyecek ama yarının pilinin malzemesi doğadan, tarımdan, ormandan ve toprağın bize verdiği biyolojik kaynaklardan gelecek. Ve ben o gün geldiğinde bizim çocuklarımızın elinde sadece temiz enerji değil, kendi ülkesinin ürettiği bir teknoloji de olsun istiyorum. 

Çünkü “gavanoz dipli bu goca dünya” dönmeye devam ederken teknoloji deli gibi koşuyor, enerji baştan aşağı değişiyor. Şimdi pil bile doğaya geri dönmenin yolunu arıyor, biz hâlâ “bunu kim yapacak” diye soruyoruz. 

Kim yapacak biliyor musunuz? Yapmaya cesareti olan yapacak!

Ve eğer biz yine beklersek, yine seyredersek, yine “daha zamanı var” dersek, yarının pili tarlada yetişmese bile onun parasını, teknolojisini ve geleceğini yine başkasından satın alacağız. 

Sonra da dönüp kendi toprağımıza bakıp “bizde de vardı” diyeceğiz.

Bence artık bu cümleyi söylemenin zamanı çoktan geçti. 

Önceki ve Sonraki Yazılar