1. YAZARLAR

  2. H. Zafer ARIKAN

  3. Enerji yatırımlarında en sık yapılan hatalar - Zafer ARIKAN
H. Zafer ARIKAN

H. Zafer ARIKAN

Yazarın Tüm Yazıları >

Enerji yatırımlarında en sık yapılan hatalar - Zafer ARIKAN

H. ZAFER ARIKAN 

Değerli Okuyucular,

Son yıllarda yenilenebilir enerji alanında önemli yatırımlar yapıldı, önemli mesafeler alındı. Bununla birlikte, özellikle yatırımcıların bu işlere fizibilite etüdü ve risk analizleri yaparak değil, hemen hemen her zaman olduğu gibi, dünyadaki eğilimlere paralel biçimde ve bilimsel olmayan, taklitçi davranış/iş modelleriyle girdiğini görüyoruz. Bunun olumsuz sonuçlarını da kısmen gözlüyoruz; daha kötülerini ise ileride göreceğiz…

Nedir bu eleştirdiğimiz yaklaşımın ayrıntıları?

Birinci ayağını “Bu işte iyi para varmış, ben de gireyim; nasıl olsa devletin enerji alım garantisi var ve üstelik bayağı da iyi bir rakam” anlayışı oluşturuyor. Kısaca devlet eliyle ben de köşeyi döneyim anlayışı piyasada oldukça egemen. Tabii bunun sosyal ve kültürel daha çok da ekonomik, başka nedenleri de var. 

İkincisi, yatırımcı ya da girişimci kadar olmasa da ona yakın davranış sergileyen finansman kuruluşlarının/bankaların dünyadaki gelişmelere paralel olarak “Kredi verilecek alanların başında yenilenebilir enerji geliyor” kolaycı yaklaşımı. Biliyoruz ki pek çok bankanın bu konuda uzman personeli yok ve ne yazık ki bir kısım kaynaklar, özellikle büyük projelerde, mühendislik ve fizibilite çalışmaları yoluyla yurt dışı danışmanlık firmalarına transfer ediliyor. 

Üçüncüsü,kağıt üzerinde ilk yatırımcı/girişimci olarak gözükenlerin, kısa süre sonra aldıkları izinleri (lisansları) belirli bir kar marjıyla başkalarına devretmeleri ve bunun adına da proje geliştirme demeleri. Örneğin, lisanssız güneş enerjisi yatırımlarında yapılacak küçük bir araştırma, izinleri ilk alan GES yatırımcılarının/girişimcilerinin önemli bir kısmının bu izinleri, daha sonra üçüncü şahıslara hangi fiyattan devrettiklerini ve bu yolla elde ettikleri kazançlarını (belki de haksız ve vergisiz) kolayca ortaya çıkaracaktır. 

Dördüncüsü,devletin denetleme görevini yapacak kurum ve kuruluşlarındaki insan kaynağının, gerek nicelik olarak gerekse eğitim, bilgi, beceri ve deneyim açısından yeterli seviyede olmamaları. Oysa diğer ülkelerde denetim görevi yapan personel en seçkin, en yetkin çok sayıda personel arasından seçilip görevlendiriliyor. 

Son olarak, her zaman olduğu gibi Üniversitelerin araştırma-geliştirme konularında yavaş hareket etmesi ama hepsinden daha önemlisi ihtiyacımız olan insan kaynağını yetiştirmede çok gerilerde kalması ve bilgi/teknoloji üretiminin sınırlı olması. Bunu son iki yılda çıkan “…  Üniversitesi enerji doçenti arıyor” ya da “… Üniversitesi enerji profesörü arıyor” ilanlarından rahatlıkla gözleyebilirsiniz.

Ülkenin başarısız yatırımlara/girişimlere harcanacak kaynaklarının ve zamanının olmaması gerekir, diye düşünüyorum. Bu nedenle yapılacak yatırımların dikkatli incelenip fizibilite etütlerinin doğru yapılması, teknolojilerin doğru seçilmesi, risklerin iyi analiz edilmesi ve gerçekleştirilme aşamasında da iyi bir planlama, düzgün bir tedarik operasyonu ve sağlıklı inşaat/kurulum faaliyetleri yürütülmesi gerekiyor. Bütün bu işlerin belirli bir kalitede ve standartta olması da şart... 

Değerli okuyucular, bizlerin görevi girişimcilere/yatırımcılara hangi işi yapmaları gerektiğini söylemek değil. Bizim görevimiz, muhtemel olumsuzluklar konusunda kamuoyunu uyarmak, teknolojinin nereye gitmekte olduğuna dikkati çekerek ülkemizin teknoloji çöplüğü haline gelmesini önlemek, ilgilileri dünyayı yeniden keşfetmek yerine bir an önce yola koyulmaları için cesaretlendirmek... 

Şu soruları kendimize sormalıyız: 

Yapılan bu yatırımlarla hangi teknolojiyi kazandık? Bununla hangi geliştirmeleri yaptık? Bize ait neyimiz var ve bunlar bize daha başka hangi teknolojileri kazandıracak?

Bu yatırımlarda gerçekten doğru mühendislik çalışmaları yapıp doğru çözümler üretebildik mi?

Süreçlerde, malzemelerde ve iş yapma kültüründe hangi inovasyonları gerçekleştirdik, bunların bize ve sektöre getirisi/katkısı ne oldu? 

Bazı projelere/yatırımlara destek veren Üniversiteler/Araştırma Merkezleri ve bu projelerde görev alanlar bugüne kadar kaç adet patent başvurusu yaptı ve ne kadar patent alındı?

Bu projeler/yatırımlar süresince kaç bilimsel makale yayınladık, dünya bilim literatürüne hangi katkımız oldu? 

Geliştirdiğimiz bir standart var mı? Varsa kaç standart geliştirdik, bunlar nelerdir?

Değerli okuyucular, lütfen samimi olarak bu soruları “tüm paydaşlar olarak” kendimize soralım ve cevabını açık yüreklilikle ortaya koyalım. Hep sürdürülebilirlikten söz ediyoruz. Peki ben sorayım, yukarıdaki beş maddede özetlemeye çalıştığım yaklaşım sürdürülebilir mi?

H. Zafer ARIKAN - İSTANBUL 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar