Küresel enerji piyasaları 2026’nın ilk çeyreğini yüksek tansiyonla kapatıyor. 28 Şubat 2026 itibarıyla Brent petrolün 72,50 dolar, ABD ham petrolü olarak bilinen West Texas Intermediate (WTI) türünün ise 67 dolar seviyelerinde işlem görmesi, piyasalarda belirgin bir “jeopolitik risk primi” oluştuğunu gösteriyor.
Normal koşullarda küresel arz fazlası fiyatları aşağı çekmesi gerekirken, İran merkezli gelişmeler fiyatların 60 doların altına inmesini engelliyor. Piyasa adeta temeller ile siyasi riskler arasında sıkışmış durumda.
DİPLOMASİ İLE ÇATIŞMA ARASINDA KIRILGAN DENGE
İran ile ABD arasında yürütülen diplomatik temasların sonuçsuz kalması ve Hürmüz Boğazı çevresindeki askeri hareketlilik, piyasada “savaş primi” olarak adlandırılan ilave maliyet unsurunu devreye soktu.
Bugün küresel petrol arzı, talebin yaklaşık 3 milyon varil/gün üzerinde seyrediyor. Bu tablo teknik olarak fiyatların gerilemesini gerektirirken, jeopolitik riskler varil başına 8–10 dolarlık bir ek fiyatlama yaratıyor. Enerji piyasalarında psikoloji, bazen fiziki dengelerden daha güçlü çalışıyor.
ÜÇ SENARYO, ÜÇ FİYAT ROTASI
Analistler önümüzdeki döneme ilişkin üç temel senaryo üzerinde duruyor:
DÜŞÜK YOĞUNLUKLU GERİLİM (STATÜKO)
Müzakereler sürüncemede kalır, ancak doğrudan askeri çatışma yaşanmazsa Brent petrolün 68–74 dolar bandında dalgalanması bekleniyor. Bu senaryoda piyasa, kontrollü risk algısıyla yatay seyreder.
STRATEJİK ALTYAPI SALDIRILARI
İran’ın petrol tesisleri ya da bölgedeki rafineriler hedef alınırsa fiyatlar 85–90 dolar aralığına sıçrayabilir. Bu artış, spekülatif fon girişleriyle daha da hızlanabilir.
HÜRMÜZ BOĞAZI’NIN KAPANMASI (KRİTİK EŞİK)
Dünya petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği bu su yolunun kapanması küresel enerji krizini tetikleyebilir. Bu durumda fiyatların 100 doları aşması ve panik alımlarıyla 130–150 dolar bandına yükselmesi olasıdır. Böyle bir gelişme yalnızca petrolü değil, LNG ve küresel navlun maliyetlerini de yukarı çeker.
OPEC+ FAKTÖRÜ: DENGELEME MEKANİZMASI
Jeopolitik risklerin karşısında en önemli denge unsuru OPEC+ grubunun üretim politikasıdır. Nisan 2026’da üretim artışı kararı alınması halinde, fiyat artışları sınırlanabilir. Ancak üretim artışı bile Hürmüz kaynaklı fiziksel arz kesintisini telafi etmekte yetersiz kalabilir.
TÜRKİYE AÇISINDAN EKONOMİK ETKİLER
Enerji ithalatçısı bir ülke olan Türkiye için bu fiyat artışları üç temel kanaldan etkili olur:
AKARYAKIT FİYATLARI
Brent’te her 10 dolarlık artış, rafineri çıkış maliyetleri üzerinden pompa fiyatlarına yansır. Kur etkisiyle birlikte bu artış daha da belirginleşebilir.
ENFLASYON
Enerji maliyetleri ulaştırma ve üretim girdilerine doğrudan yansıdığı için tüketici enflasyonunu yukarı iter.
CARİ AÇIK
Petrol fiyatındaki her kalıcı 10 dolarlık artış, Türkiye’nin yıllık enerji ithalat faturasını milyarlarca dolar artırabilir.
PİYASANIN RUH HALİ: AYI MI, BOĞA MI?
Bugünkü tablo özetle şöyledir:
• Temel göstergeler (arz fazlası) düşüş yönlü baskı yaratıyor.
• Jeopolitik riskler ise yükseliş beklentisini canlı tutuyor.
Kısa vadede yönü belirleyecek olan, Tahran ve Washington’dan gelecek mesajlardır. Enerji piyasalarında fiyatlar sadece varil sayısıyla değil, diplomasi masasında atılan adımlarla şekillenmektedir.
Petrol piyasası şu an kırılgan bir dengede ilerliyor. Türkiye açısından en rasyonel yaklaşım; stratejik stokların güçlendirilmesi, tedarik kaynaklarının çeşitlendirilmesi ve enerji verimliliğinin artırılmasıdır. Küresel belirsizliklerin arttığı bir dönemde enerji güvenliği, yalnızca ekonomik değil aynı zamanda stratejik bir konu olarak öne çıkmaktadır.



