İran’a yönelik olarak, 28 Şubat’ta başlayan İsrail-ABD saldırısı üçüncü haftasında, hız kesmiş olmakla birlikte devam ediyor.
Üçüncü haftasına giren İran saldırısı, görünen o ki hız kesmiş olmasına rağmen bir süre daha devam edecek. İstenen, beklenen amaca ulaşıldı mı peki?
Yanıt kısa ve net. Tabii ki HAYIR….
Neydi amaç? İran’ın nükleer kapasitesine zarar vermek/darbe vurmak.
Neydi amaç? İran’ın askeri gücünün boyutunu tam olarak görmek ve bunu İsrail’e zarar veremeyecek hale getirmek.
Neydi amaç? İran rejimini değiştirmek, İsrail/ABD ekseninde bir yönetimi başa getirmek.
Neydi amaç? Dünya liderliğinde ABD’nin önündeki engel olan Çin’in enerji kaynaklarına zarar vermek.
İran’ın nükleer kapasitesine zarar verildi mi? Evet, gerçekleşen ağır bombardımanlar ile bazı nükleer tesisler vuruldu, zarar gördü ancak ABD’nin kendi açıklamalarında da yer verildiği üzere, İran’ın elinde olduğu söylenen zenginleştirilmiş uranyuma ulaşma hedefi gerçekleşmedi.
Askeri anlamda, İran ordusuna çok ciddi zarar verildiği kesin. Çünkü daha önce gerçekleşen İsrail saldırılarında, İran’ın hava savunma sistemleri zaten neredeyse ortadan kaldırılmıştı.
Bu savaş esnasında da ABD ve İsrail bombardımanları ile İran’ın hava ve deniz kuvvetleri çok büyük ölçüde imha edilmiş olabilir ama görünen o ki, İran’ın uzun menzilli füze rampaları ve cephanelikleri, hatta üretim tesisleri yok edilebilmiş değil, hala potansiyel tehlike.
Rejim…Evet, rejim de darbe aldı, liderlerini, üst düzey yöneticileri kaybettiler ama yenileri görevinin başında…Halk isyan edip, rejimi değiştirmeye yeltendi mi? Hayır…İsrail işin içinde olduğu sürece bu mümkün olmayacaktı zaten. Bu konuda, rejimin eline, muhalifleri susturma anlamında koz bile verilmiş olabilir.
Yani, nükleer kapasite, askeri güç, rejim…Evet, hepsi zarar gördü, darbe aldı ama hiçbiri yıkılmadı…
Koosskkooocccaaaa ABD….yanında İsrail….Yıllardır ambargo altındaki İran’ı susturamadılar. Süper güç, süper teknoloji… Vurdular ama düşüremediler…
Oysa İran…İsrail’e ilk günden itibaren, “rahat uyku yok” size mesajı verdi ve vermeye devam ediyor.
Körfez ülkelerine, iki şamar çaktı…Benim dibimde düşmanımla iş birliği yapıp, rahat edemezsiniz. Sizin sırça köşklerinizi yerle bir ederim mesajı verdi, hepsi sustu oturdu. Bu savaştan da en çok S.Arabistan ve Körfez ülkeleri zararlı çıkacak gibi.
Yıllarca uğraştıkları, güvenli, karlı, modern ticaret merkezleri imajı bir anda yerle bir oldu…Gayrimenkul yatırımcılığı, “bize zarar gelmez, kriz dönemleri yatırım için uygundur diyen” Türk yatırımcılara kaldı.
Petrol Ticaretinde ne değişti?
Bekleyin büyük haber geliyor. Trump’ın saçma sapan, tutarsız açıklamalarına karşın son günlerde açıklanan rakamlar gösteriyor ki, savaşın başladığı 28 Şubat tarihinden beri İran’ın petrol ihracında azalma yok…Günlük 1.6 milyon ile 2.1 milyon arasında rakamlardan bahsediliyor. Hatta bazı yayınlar artış olduğunu bile söylüyor.
Bir konuya açıklık getirmek gerekiyor.
ABD, petrol ve doğal kaynaklarına yönelik neredeyse tek bir saldırı düzenlemiş değil. Bu anlamda ciddi saldırı, İsrail’in Tahran yakınlarında yer alan petrol depolarını bombalaması ki bundan dolayı da Trump’ın Netenyahu’yu fırçaladığı haberleri basına yansıyor.
Yani, ABD enerji kaynaklarına karşı hassas ama planı yine de tutmuyor. O sadece Çin’e gideni kesmek istemişti ama orada bir değişiklik yok şimdilik…
İran kendi petrolünü yüklemeye devam ediyor, alıcısı zaten büyük oranda Çin. Bu yüklemenin bir kısmını Jask limanına kaydırmış olmakla birlikte, sevkiyatını aynen devam ettiriyor.
Zaten, İran’ın gelecek saldırıyı öngörerek, kendi stratejisine uygun şekilde önemli miktarda petrolü Ocak ve Şubat aylarında yükleme yaparak denizlere saldığına, yaklaşık 170 milyon varil petrolün denizde olduğuna yönelik haberler uluslararası medyada yer alıyor.
İran petrolünü satıyor, Çin alıyor, finansman sağlanıyor…
Bu işten zarar görenler S.Arabistan ve Körfez ülkeleri…
İmajları ciddi anlamda zarar gördüğü gibi petrol ve doğal gaz ihracatları önemli ölçüde durdu. Kızıldeniz yüklemelerini neredeyse iki katına (günlük yaklaşık 6 milyon varil) çıkmış olmasına rağmen Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) açıklamalarına göre, sevk kaybı petrolde günlük 8 milyon varil civarında.
Bu kayıp tamamen körfez ülkelerinden, İran’dan değil.
ABD’nin bunu beklemediği, kendisinin enerji kaynaklarına yönelmediği gibi İran’ın da buna yönelmeyeceğini düşündüğü kesin.
IEA’nın önerisi kapsamında acil durum rezervlerini kullanıma sokmayı kabul etmesi dışında, denizde bekleyen bir kısım Rus petrolü için 1 aylık geçici lisans olanağı tanınması da Trump’ın petrol fiyatlarındaki yükselişten, enflasyon üzerindeki baskısından rahatsız olduğunu gösteriyor.
Avrupa ülkeleri de Trump’a soğuk, savaşa taraf olmayacakları açıklamaları arka arkaya geliyor.
Kendi ülkesinde de sesler yükseliyor. Planımız yok, stratejimiz yok sesleri yükselmeye devam ediyor.
İran, ABD’nin Ukraynası olabilir demiştim, gidişat buraya evrilmeye doğru gidiyor ama Trump’ın, Putin’den bir farkı var. Çok daha pragmatist bir adam olması sebebiyle, hiç utanmadan, sabah kalkıp, “İran’ı yendik, mahvettik, ben kazandım” deyip savaşı kendi adına bitirebilir…
Zaman ABD lehine işlemiyor…



