1. YAZARLAR

  2. Hüseyin ORTAK

  3. Dünya LaDonnalar ile Fadimeler’e emanet
Hüseyin ORTAK

Hüseyin ORTAK

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Dünya LaDonnalar ile Fadimeler’e emanet

ABD’nin Kuzey Dakota yerlileri topraklarına, sularına ve yaşam alanlarına büyük zararlar verecek petrol boru hattı inşasına karşı mücadele ediyor. Bu mücadele geçtiğimiz Nisan ayında 6’ncı yılına girdi.

Standing Rock Sioux Kabilesi, Dakota Access Petrol Boru Hattı adı verilen bu projenin koruma altındaki yaşam alanlarına zarar verdiğini haykırıyor. Ve boru hattının kabileye ait bölgeden geçecek kısmında çalışmalara izin vermemek için başlattıkları eylem, bu amaçla kurdukları kampın boşaltılacağına yönelik ABD Ordusu’ndan gelen tehditlere rağmen, geçmiş yıllarda birbirleriyle anlaşamadıkları bilinen pek çok kabileyi bir araya getirdi. 

2017 yılı başlarına kadar varlığını sürdüren kamp, çok sayıda çatışma ve gözaltılara sahne olduktan sonra, boru hattının devreye girmesiyle beraber kapandı. Buna rağmen bitmeyen mücadele, hukuksal ve siyasal zeminde hâlâ devam ediyor. Tüm bu müdahalelere ve ABD medyasının büyük kısmının ısrarla görmezden gelmesine rağmen yerli halkın petrol boru hattı direnişi bu günlere kadar geldi.

Eylemciler, 3.8 milyar dolar bütçeli, günde 470 bin varil ham petrol taşıyacak bu petrol boru hattının 18 milyon insanın su ihtiyacını karşılayan Missouri Nehrinden geçtiğini, bunun da ulusal bir sorun olduğunu söylüyorlar. 

Yapımına Barack Obama döneminde başlanan boru hattı projesine Trump döneminde de kararlılıkla devam edildi. Yerli halkın su ve toprak için giriştiği boru hattına karşı mücadele zaman zaman güvenlik güçlerinin sert müdahalelerine uğradı. Bu barışçıl eylemlere karşı güvenlik güçlerinin, saldırgan tutumları ve orantısız güç kullanmaları zaman zaman ABD Senatosu’nun gündemine de taşındı. Hali hazırda çalışır durumdaki projeye karşı muhalefet ve protestolar sürerken, çevresel etki değerlendirilmesi ve yerel mahkeme süreçleri de sona yaklaşırken Biden yönetiminin konuya ilişkin tutumu merak ediliyor. 

Günümüzde artık, sadece Dakota Access Boru Hattına değil, su kaynaklarının korunması, çevre adaletinin sağlanmasını hedefleyen ve fosil yakıtlara karşı dünya çapında bir direniş ve farkındalık hareketine dönüşen bu direnişinin temelinde Sacred Stone kampı ve o kampı kuran Amerikan yerlisi Sioux kabilesinden (onlar kendilerine Lakota halkı diyorlar) La Donna adında bir kadın var. 

La Donna, genç yaşta kaybettiği oğlunun mezarının bulunduğu bölgeden geçecek bu boru hattına karşı direnenlerin, kendi arazisine kamp kurmalarına gönüllü rıza gösteren kişi. Kurulan kamp, protesto boyutunun çok ötesinde kültürel bir harekete dönüştü. Kamptaki direnişi yaptığı konuşmalarla tüm dünyaya tanıtan da bu alçak gönüllü kadından başkası değildi. La Donna Brave Bull Allard, geçtiğimiz Nisan ayında 64 yaşında beyin tümörü sebebiyle hayata veda etti. 

Kampın internet sitesinde de La Donna’nın 2017 yılında yazdığı şu cümle var: 

“Bu hareket, sadece bir boru hattına karşı mücadeleden ibaret değil, beyaz adamın mahkemelerinde yeni bir rota veya daha iyi bir süreç için savaşmıyoruz.” 

Toprak ananın kurtuluşu için, petrol ve gaz borularının doğanın vücudundan sökülüp atılaması için. temiz su ve şifa için mücadele ettiklerini söyleyen bu alçak gönüllü yerli kadın, kendi cinsi içinde ekstrem bir örnek değil aslında. 

Dünyanın bir çok bölgesinde doğanın tahribatına karşı kadınlar ön plana çıkmaya başladı. Bu durum, Türkiye de geçerli. 

Örneğin, Milas ve çevresindeki jeotermal enerji santrallerine karşı 70 yaşından sonra tiyatrocu olup, direnişlerini sanatla birleştirerek kamuoyu oluşturmaya çalışan Kızılcaköylü kadınlar… 

Ve yine örneğin, Anzer Balı’nın üretildiği bölgelere taş ocağı yapılmasına karşı çıkan ve bu proje için kesilecek ağaçların tepelerinden inmeyen İkizdereli kadınlar...    

Kendi çevrelerine, ağaca, suya, dereye tepeye, kurda kuşa, özetle yaşam alanlarına sahip çıkan bu kadınlar da Lakota yerlisi La Donna’nın yalnız olmadığının en yakınımızdaki örnekleri… 

Yaşam alanlarına, doğaya yönelik tehdidin de her yerde olduğunu ve buna karşı uyanık ve dikkatli olmak gerektiğini haykıran bu kadınlar, doğaya, insana karşı merhamet duymanın ve sahiplenmenin hor görülmemesi için direniyor.  

Ve bu kadınlar, ABD’deki duygudaşlarının karşılaştığı muamele ve görmezden gelmelerin aynısını burada da yaşayarak mücadelelerini sürdürüyorlar.Sadece mücadeleci yanlarını gördüğümüz bu insanlardan hiç birini kişisel olarak tanımamakla birlikte, onların dindar ve dinin sunduğu ebedi yaşama güçlü bağlarla bağlı insanlar olduğunu da düşünüyorum. Onları göksel cennete ve cennetin sıkıntıdan kederden uzak vaatlerine rağmen yeryüzüne böylesi bir mücadeleyle bağlayan şeyin kendi yaylalarını, köylerini, çevrelerini bir cennet olarak görmelerinden ve kendi cennetlerini koruma çabalarından başka ne olabilir? 

Lakota halkının kadınlarından İkizdereli ve Kızılcaköylü ablalarımıza kadar, tüm bu mücadeleci kadınlara selam olsun! 

Önceki ve Sonraki Yazılar