1. YAZARLAR

  2. Mehmet ASLAN

  3. Yatağanlı Karlos elektrik sektörüne nasıl yön verdi?
Mehmet ASLAN

Mehmet ASLAN

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Yatağanlı Karlos elektrik sektörüne nasıl yön verdi?

Enerji sektöründe tanıdığım en renkli simalardan birisi şüphesiz Turgut Avcı’ydı.

Onu ilk kez Vedat Bey’in Teknik Bina’daki odasında gördüm sanıyorum.

Kirli gri kasketini tuttuğu ellerini saygılı bir şekilde göbeğinin üzerinde kavuşturmuş, sessizce ayakta bekliyordu. Masada oturan Vedat Bey önündeki evrakları inceleyip imzalaması sırasında “Otur!” demedikçe oturamazdı. Berikinin işi de uzadıkça uzuyordu. Belki de kasıtlı olarak.

Ama bir süre sonra, Vedat Bey’in Ankara’ya tayininden sonra, Turgut Avcı’yı artık Müdüriyet odasında çok daha rahat, neredeyse laubalilik derecesinde otururken görmeye başlamıştık. Hatta bazen, Müdür’ün koltuğuna oturur, o zamanlar her yerde bulunmayan direkt bağlantılı telefondan oraya buraya telefon ederdi. 

turgut-avci-1.jpg

Yatağan 10. Nolu Damperli Taşıyıcılar Kooperatifi’nin başkanıydı. Toplam 13 kilometre uzunluğundaki Tınaz-Bağyaka kömür nakil bandının yapımının uzun sürmesi ve sonunda müteahhitle ihtilâfa düşülmesi neticesinde verimli olarak devreye alınamaması nedeniyle TKİ’nin Tınaz ve Bağyaka ocaklarından santrala kömür taşınması işi ihale edilmiş ve ihaleyi bu kooperatif kazanmıştı. Günde 5-10 bin ton arasında kömürün taşınması damperli kamyonlarla yapılacaktı. Büyük işti.

Hakkını vermek gerekirse, Turgut Avcı bu büyük işi gerçekten lâyıkıyla, hiç aksatmadan yürütebiliyordu. Tes-İş Sendikası’nın Muğla Şube Başkanı Erol Soğancı bile onun bu yeteneğini teslim etmiş, bir gün sohbet ederken şöyle demişti: “Biz de kendimizi örgütçü zannederiz... Yahu bu adam bizi on kere satın alır! Kolay mı bin tane kamyoncuyu sıraya dizip işe koşmak?”

Turgut Bey’in iki özelliğini hiç unutamam:

Birincisi, tartışmasız olarak Yatağan’ın en iyi giyinen şahsiyetiydi. Bir giydiğini bir daha giymezdi. Ve hepsi de göz alıcı renklerde, pahalı elbiselerdi. Hiç sormadım ama bir ara Yatağan’da da görünüp kaybolan İzmirli modacı (bir zamanların Titan Saadet Zinciri örgütünün başkanı Kenan Şeranoğlu için o çok meşhur asimetrik ceketi tasarlayan) Hikmet Alcan mı düzenliyordu gardrobunu acaba diye düşünmüşümdür.

turgut-avci-2.jpg

İkincisi, o çoğumuza ters gelen, “gelip duruuu, gidip duruuu…”lu geleneksel Muğla şivesini onun kadar tatlı ve sempatik bir şekilde kullanan başka birine rastlamadım. Sohbetine doyum olmazdı. Yemeklerde bizimle birlikte içerdi, ama hiç sarhoş olduğunu, dağıttığını hatırlamıyorum. Her zaman ölçülü ve dengeliydi.

Matematik ile okuma-yazma ile arası pek iyi değildi. Konuşurken öylesine “Ben size Bağyaka’dan günde beş ton kömür taşırım...” derdi. Aslında demek istediği beş bin ton’du. Biz anlardık. Bazen kargacık-burgacık bir el yazısı ve konuştuğu şive ile Müdüriyet’e yazdığı dilekçeler tam şenlikti. Keşke birkaçının kopyasını saklasaydım diyorum şimdi.

Anavatan Partisi’nin Yatağan ilçe teşkilâtının başında görünürde kim olursa olsun, perde arkasındaki yöneticisi oydu. Bunu herkes bilirdi. Ama kendisi bunu hiç açıkça belli etmezdi. Her partiden, her inançtan insanla iyi geçinmek onun öncelikli prensibiydi.

Hem aşağı’yı hem yukarı’yı idare etmesini çok iyi bilirdi.

Aşağıda, kooperatif bünyesindeki yüzlerce kamyoncuyu, hiç zırıltısız-dırıltısız nasıl idare ederdi bilemiyorum. Kooperatif’te ara sıra muhalefet çıkar gibi olurdu ama her zaman o Başkan seçilirdi.

Yukarı’yı derken ise bizim TEK Genel Müdürlüğü’nü kastediyorum. Kömür taşıma işi “büyük” iş olduğu için, Genel Müdürlük bu ihaleyi hep kendisi yapardı, bize bırakmazdı. Bu nedenle, Turgut Avcı sık sık Ankara’ya gider ve kritik aşamalarda durumu Kooperatif lehine çevirmeyi gayet iyi başarırdı. Sorunları “tatlılık”la, “usulet ve suhulet”le çözerdi.

80’li yılların sonlarında, çevreci hareket henüz bugünkü kadar güç kazanmamış olsa dahi, Tınaz’dan kömür taşırken kamyonları bir ara Muğla-Yatağan asfaltına çıkarabilmesini, Vilayet’ten bunun için izin alabilmesini hâlâ inanılmaz buluyorum. Gerçi o zamanlar trafik bugünkü kadar yoğun değildi ama yine de bir sürü kamyonun (çoğu zaman da döke-saça) asfalta yığılması epeyce tepkiye yol açmıştı. Sonunda bu yasaklanınca arka yollardan devam etti kamyonla taşıma işi.

Ama 90’lı yılların ortalarında, Tınaz-Bağyaka kömür nakil bandı onarılıp devreye alınınca Yatağan’da kamyonla taşımaya ihtiyaç kalmadı. Bu kez, aynı tarihlerde devreye giren Kemerköy Termik Santralı’na aslında Yeniköy Termik Santralı’nın kömür ihtiyacını karşılayan Sekköy Ocağı’ndan kömür taşıma işi gündeme geldi. Kemerköy Termik Santralı’nın hemen dibindeki Hüsamlar Ocağı’na –nedense!- henüz kazma vurulmamıştı.

Bu Yatağan’a göre daha da “ballı” bir işti kamyoncular için. Dile kolay! Günde en az 15-20 bin ton kömür yaklaşık 15 kilometre mesafeye taşınacaktı.

İhaleyi yine Yatağan 10 No.lu Damperli Taşıyıcılar Kooperatifi kazandı. Ve bu iş yıllarca böyle devam etti.

Ara sıra TKİ, Hüsamlar Ocağı’nın açılması için ihale hazırlıklarına başlardı. Ama Turgut Avcı’nın birkaç Ankara seyahati sonucunda ihale iptal edilirdi. Bu böyle birkaç kez tekrarlandı. 

turgut-avci-5.jpg

Bir defasında Ankara’ya gitmeden önce bize uğramıştı. Hiç endişeli değildi, kendinden emindi. “Ben bu işi bilirim!” diyordu. Elindeki bir dosyayı bize gösterdi. Hüsamlar kömür ocağının açılması ile ilgili ihale üzerine çevrecilerin tepkilerini ihtiva eden bir sürü yazı-çizi, bildiri ve gazete haberlerini özenle dosyalamış, bunları “Muğla halkının tepkisi” olarak Ankara’dakilere takdim etmek üzere hazırlamıştı. Gülerek “Vay canına! Sen de mi çevreci oldun, Turgut Bey?” diye takılmıştım. Bu dosyanın ne derece etkili olduğunu bilemem ama bildiğim kadarıyla ihale yine iptal edilmişti.

Sonunda Hüsamlar Ocağı’nın ihalesi, ancak muazzam hafriyat işlerinin Yatağan 10 No.lu Damperli Taşıyıcılar Kooperatifi’ne verilmesi ile yapılabildi.

***

Başının üzerinde genç yaşta eksilen saçlarını takviye etmek için bizim “kadayıf” dediğimiz yöntemi kullanırdı. Sol tarafında uzattığı saçlarını başının üzerine yerleştirerek sağ tarafa doğru tarardı. Ancak bu, anladığım kadarıyla epeyce meşakkatli bir işti.turgut-avci-3.jpg

2 Kasım 1997 tarihinde Baca Gazı Arıtma Tesisleri’nin temel atma töreni için Başbakan Mesut Yılmaz’ın Yatağan’a geldiği günü hiç unutamam. Doğaldır ki, Anavatan Partisi’nin yöneticilerinden biri olarak Turgut Avcı da Başbakan’ı karşılamak için santrala gelmişti. Birlikte sohbet ederek bekliyorduk. Ancak son anda Başbakan’ın helikopterle geleceği anlaşıldı. Santral sahasındaki helikopter pistini acele hazırlayarak beklemeye başladık ve geliş anına yakın bir zamanda pist tarafına doğru yürüdük. Fakat santrala her zaman helikopter gelmediği için demek ki bu konuda pek tedbirli değildik. Helikopter yere yaklaşınca öyle şiddetli bir rüzgâr çıkardı ki, Turgut Avcı ile ikimiz kendimizi o yakınlardaki bir top akasyanın altına zor atabildik. Ama olan olmuştu! Turgut Avcı’nın tepesindeki “kadayıf” allak bullak olmuş, saçlar uzunlu-kısalı birbirine karışmıştı. Bir taraftan başını tutuyor, bir taraftan da ağız dolusu küfrediyordu: “Anassını sattığımın helikopteri! Ben bu saçları yatırabilmek için sabahleyin tam iki saat uğraşmıştım...”

Son fotoğraflarından anlaşıldığına göre, artık kadayıftan vaz geçmiş, peruk kullanmaya başlamış sanırım. Bana kalırsa, bizim Turgut Bey’de alışık olduğumuz “kadayıf” kadar sevimli değil… 

turgut-avci-4-001.jpg

***

19 Mart 2005 tarihinde, ben artık Yatağan’dan ayrıldıktan çok sonra, gazeteler bir Yatağan haberiyle çalkalandı: “Karlos Çetesi çökertildi!

“Jandarma, Muğla ve ilçelerinde liderliğini Turgut Avcı’nın yaptığı ‘Karlos Çetesi’ne operasyon düzenle” mişti. “Yatağan 10 No’lu Damperli Taşıyıcılar Kooperatifi’nin başkanlığını yapan ve ‘Karlos Turgut’ ya da ‘Karlos Dayı’ lakabıyla bilinen evli ve üç çocuk babası Turgut Avcı ve adamlarına yönelik operasyon” yapılmıştı. “Yatağan’da 10 yıl önce yumurta satarak ve ayakkabı tamirciliği yaparak geçinen Turgut Avcı’nın daha sonra kamyoncular kooperatifi kurduğu, başkanlığı da yıllarca baskı ve şiddetle kimseye kaptırmadığı belirtiliyor”du. “Daha sonra kurduğu şirketler aracılığıyla Yatağan ve komşu ilçelerdeki tüm servis, hafriyat, nakliye ve taşıma işlerinde tekel oluşturduğu bildirilen Avcı’ya ait 135 tapulu arsa, villa, ev ve işyerinin kayıtlarına rastlan”mıştı.

Tam bir klasik “polis muhabiri” üslûbuyla hazırlanmış bu imzasız haberde (bir tek “örgütsel dökümanlar” ibaresi eksik kalmış gibi sanki!), bazı yanlışlıklar var gibi geldi bana.

Evet, Turgut Avcı, Yatağan’a bağlı Bozüyük ve Bahçeyaka köylerinin arasındaki Gökpınar (eski adıyla Gireniz) köyünde dünyaya gelmiş ve hayata kundura tamircisi çırağı olarak başlamıştı. Bölgesel İzmir gazetesi Yeni Asır’da 29 Mart 2003 tarihinde yayınlanan Hüseyin Kocabıyık imzalı bir habere göre bunu kendisi de kabul ediyordu: “Dile kolay tam 30 yıl. Turgut Avcı, Yatağan 10 nolu Damperli Kamyoncular Kooperatifi Başkanlığını yürütüyor. Bu kadar süre görevde kalmanın sırrını soruyoruz, "İşin sırrı halk çocuğu olmamda, herkesin derdine, yardımına koşmakta yatıyor. Kunduracı çırağı olarak hayata atıldım, tırnaklarımla kazarak buraya kadar geldim. Emeğin kıymetini bilirim, hak edene de hakkını veririm" diyor.”

Ama kunduracı’lık “2005’ten 10 yıl önce” değil, çok önceleri, 60’lı, 70’li yıllardaydı. Söylentilere göre, daha sonra, özellikle 70’li yıllarda yürüttüğü ilginç ticari faaliyetler sonucu Turgut Avcı Yatağan’ın önde gelen zenginleri arasına katılmıştı. Hele 10 No.lu Damperli Taşıyıcılar Kooperatifi’nin başına geçince ve santrala kömür taşıma ihaleleri birbiri arkasına gelince Turgut Avcı, yine Hüseyin Kocabıyık’ın ifadesi ile “gençliğinde maddi yönden bir hayli sıkıntılar geçirmiş,bir azimle kendi kendine bir iş adamı olup Yatağan’ın en zengini olmaya heveslenmiş ve olmuş da”.

Ama bu “nevzuhur” zengin, sık sık duyduğumuz söylentilere göre Yatağan’ın eşrafı, eski köklü sülâleler ve yerleşik zenginlerin pek hoşuna gitmiyordu. Daha dün “kundura tamirciliği” yapan bir Girenizli’nin şimdi gelip kendilerine ağalık taslaması belli ki ağırlarına gidiyordu.

Buna karşılık Turgut Avcı da onları pek umursamıyordu anladığım kadarıyla. Kendisi Yatağan’ın yerlisi olan Santral İdari Müdür Yardımcısı Ömer Zeybek’e sık sık takılır, “Hadi len ordan! Deveciler…” derdi. Gerçekten de eskiden Yatağan küçücük bir köy iken, şimdi Yatağan’a bağlı olan Bozüyük ve Turgut (eski Leyne kasabası) çok daha önemli merkezler imiş. Pazarlar oralarda kurulurmuş.

Yatağan o zamanlar esas olarak tarımsal nakliye işlerini yürüten “deveciler”in yoğunlaştığı bir yermiş. Belki de o yüzden (her ne kadar Yatağan’lılar tarihlerini biraz kibarlaştırıp “Ahiköy” deseler de) halk arasında Yatağan’ın eski adının Ahırköy olduğuna dair epeyce söylenti vardı. Cumhuriyet’ten sonra, 1944 yılında kaza yapılmasına karar verilince de böyle bir kaza ismi pek hoşa gitmeyeceği için, Muğla Valisi’nin arkadaşı olan Halikarnas Balıkçısı’ndan bir isim önerisi istediği ve onun da kayığının ismini önerdiği anlatılırdı.

Yatağan’ın en büyük avantajı yol üstünde, kavşakta olması ve en sonunda da dibine santral kurulması idi. Bunlar Yatağan’ı birden bire büyüttü ve Muğla’nın önde gelen bir ilçesi haline getirdi.

Yani diyeceğim, bu tarihî ve zamane ilişki ve çelişkileri Turgut Avcı ile Yatağan eşrafı arasında her zaman bir gerginlik vesilesi oldu gitti. Tabii ben “polis muhabiri” olmadığım için, gerçek bağlantıları tümüyle bilemeyeceğim. Ama 2005 yılında patlatılan bombanın en azından piminin Yatağan eşrafı tarafından zevkle ve şevkle çekildiğine dair kuvvetli şüphelerim var.

Belki de bardağı taşıran damla, Turgut Avcı’nın Yatağan’ın tam göbeğine, Devlet Hastanesi’nin önündeki geniş arsanın ortasına gösterişli bir köşk-apartman dikmesi oldu. 2004 yılında bir Yatağan seyahatimiz esnasında yeni eşi Necmiye Hanım’la birlikte oturduğu bu apartmana, eşimle birlikte kendilerini ziyarete gittik. (Yatağan’a ilk geldiğimiz yıllarda bir süre Eskihisar’da öğretmenlik yapan eşim, okulun hemen yanındaki evin kızı olan Necmiye Hanım’ı oradan tanıyordu.)

Rahatlık olsun diye iki katlı binaya içeriden asansör koymuşlardı. Turgut Avcı evdeki birçok özelliği övünerek anlatırken gardrobunu da göstermeyi ihmal etmedi. Bir dolabı açınca yüzlerce gömlek, bir çekmeceyi çekince yine rengârenk yüzlerce kravat ve mendil... Başka bir çekmecede hiç kullanılmamış çoraplar, başka birinde çeşit çeşit kol saatleri, güneş gözlükleri v.s.

***

5 Mart 2013 tarihli bir gazete haberine göre:

“Hakkında yapılan suçlamalar dolayısıyla bir süredir cezaevinde bulunan işadamı Turgut Avcı, geçtiğimiz günlerde denetimli serbestlik yasası gereği tahliye oldu.”

Yatağanlı gazeteci Hüseyin Kocabıyık’ın 15 Ekim 2019 tarihli bir başka haberine göre de:

“İş Adamı Turgut Avcı başından bir çok problem geçtiği için her konuda sessiz kalmayı yeğliyor. İlçeye o kadar katkısı olmasına rağmen her nedense eskisi gibi pek ortalıklarda görünmüyor. Nedeni de bazı kişilere kırgınlığı olduğu söyleniyor.” 

turgut-avci-5-001.jpg

Marmaris Ticaret Odası tarafından, vergi ödül töreni için 17 Ocak 2009 tarihinde verilen yemekte Necmiye ve Turgut Avcı arkadaşları ile birlikte.

***

Turgut Bey, ara sıra bize de takılırdı.

Bir gün, Enerji Bakanı’na hitaben yazılmış şöyle bir dilekçe gösterdi bize: 

“Sayın Bakanım,

“Yatağan Termik Santralı İşletme Müdürü Mehmet Hoşoğlu, İşletme Müdür muavini Mehmet Aslan, İdari Müdür Ömer Zeybek’in Partimiz ilke ve prensiplerine ters düşerek kendi ideolojileri doğrultusunda görev yaptıkları, DYP yönetim kurulu üyesi Mehmet Kırıkçıoğluna kurumun hertürlü ihalelerini usulsuz olarak verdikleri, bu kişi ile ortakçılık yaptıkları duyumları vardır. Bahsedilen kişilerin hayat standartlarının aniden yükseldiği gözlenmektedir. Bizler ANAP partisi yönetim kurulu, İlgenel meclisi ve Belediye Meclisi üyeleri olarak bahsedilen kişilerin görevlerinden alınması gerektiğini inanıyoruz. Yerlerine İşletme Müdürlüğüne aynı kurumdan Aziz TIĞ’ın, İşletme Müdür Muavinliğine (Teknik Müd. M.) Yüksel ÇAKIR’ın, atanmasına, İdari Müdür Muavinliğine zatıalinizin tensip buyurduğu birinin atanmasını saygılarımızla arz ve talep ediyoruz. 4./12/1997

Dilekçenin altında Anavatan Partisi Yatağan İlçe Başkanlığı’nın mührü ve 26 tane imza bulunmakta idi. (Sevimli bir Muğla şivesi ile kaleme alınan dilekçeyi hiç değiştirmeden olduğu gibi yazıya geçirdik.) İlginç bir şey de, dilekçenin altındaki imzalar arasında iki tane Turgut Avcı ismi vardı, ancak biri imzalı diğeri imzasız olarak. Turgut Avcı bize, böyle bir dilekçe hazırlandığını, ancak kendisi bizi çok sevdiği için bu girişimi önlediğini söylüyordu. 

turgut-avci-dilekce.jpg

Tabii ki bu dilekçeyi biz hiç ciddiye almadık. Bazen düşünürüm, “Yoksa ciddiye almalı mıydık?” diye... Çünkü o sıralar birçok santralda işler gerçekten de böyle yürüyordu. Yatağan hariç!

***

SONSÖZ:

Eminim ki, yazımın başlığını gören pek çok kişi, gülümseyerek “Elektrik Sektörüne Yön Verenler” ibaresini bir abartı, bir şaka olarak algılamışlardır.

Oysa ben çok ciddiyim.

Turgut Avcı, bu ülkenin belirli bir döneminde pek çok Müdür’den, hatta Genel Müdür’den daha etkili olabilmiştir. O bir prototip’tir. Benzerleri bütün ülke sathına yayılmış durumdadır:

1 - 2004 yılında kaleme aldığım bir yazıdan alıntı:

“Benim çocukluğumun geçtiği Aliağa, İstiklal Savaşı'ndan önce tamamen Rumların oturduğu ve sonra mübadele ile göçmenlerin yerleştirildiği küçük, şirin bir kasabaydı. Sonra, 1969 yılında Rafineri inşaatı başladı. 1976'da da sadece 20 gün çalışabildiğim Petkim inşaatı başladı. (Daha sonra 2001'de İntergen-Enka'da da sadece iki gün çalışabildim, demek memleketimde çalışmak bana bir türlü nasip olmayacaktı!) Neyse, Aliağa kısa sürede binlerce işçinin çalıştığı bir sanayi şehri oldu, daha önce Menemen'e bağlıyken sanırım 1980'lerin başında İlçe oldu. Bu arada, İzmir - Aliağa arası büyük sanayi tesisleri ile dolu, Türkiye'nin İstanbul-Adapazarı hattına benzer, muazzam bir nüfusun her gün gelip gittiği ikinci bir sanayi bölgesi olup çıktı. Buralarda çalışan işçiler ise çoğu Menemen veya İzmir'de oturduğu için her gün yüzlerce otobüs-minibüs'ten oluşan konvoylar halindeki servis araçları ile Aliağa'ya gelip giderler/di.

Şimdi, sayfayı çevirelim.

İzmir'den çıkan demiryolu Menemen'e kadar geldikten sonra kuzeye dönüp Manisa'ya yönelir. Menemen ile Aliağa arasında ise sadece 35 km.lik, üstelik önünde dağ-tepe de olmayan düz bir ovalık vardır. 1969'dan beri demek ki tam 35 yıl geçmiş. Tam 35 yıldır, İzmir - Aliağa arasında özel sürücüler seyahatlerini vardiya çıkışlarına denk getirmemeye çalışırlar. Çünkü o yüzlerce araçlık konvoylar nedeniyle karayolu can pazarına döner. Her yıl bir sürü trafik kazası olur.

Ve bu 35 yıldır, bu büyük devlet işçi servislerini yapan iki buçuk otobüs firması ile baş edemediği için Menemen - Aliağa arasındaki sadece 25 km.lik demiryolu bir türlü bitmez. Şimdi demiryolunun bittiğini söylüyorlar ama tren günde sadece iki sefer yaptığı için fabrika işçileri hâlâ servis araçları ile taşınıyor. Tren çok yavaş gittiği için de kimse binmiyor.”

2 - 90’lı yıllarda, Çayırhan’da devlet işletmesi TKİ, dibindeki santrala kömür yetiştiremediği için ta 500 km. ötedeki Çanakkale-Çan’dan Çayırhan’a kamyonlarla kömür taşınmıştır. Bir mühendis üşenmemiş, oturup hesaplamış, bu taşıma esnasında kamyonların harcadığı mazotun kalorifik değeri taşıdığı kömürün kalorifik değerinden kat kat fazla çıkmıştı. Anlaşılan, iktidardaki siyasi partinin ilçe teşkilatı ile iç içe olan bir Kamyoncular Kooperatifi’nden başka kimse kâr etmemişti o işten...) Kimdi acaba o zamanlar Beypazarı Kamyoncular Kooperatifi’nin başkanı? Ne bileyim ben... Onu da bilen arkadaşlar yazsın, söylesin. (Hani, ne demişti artık yaşlanan, elden ayaktan düşen Aydın efesi: “Yetti galan be! Başka efe mi yok la memlekette?”)

3 - Hadi canım! Neden o kadar uzağa gidelim? Daha bu yılın başında, çevre gerekçesiyle kömür santralları patır patır kapatılırken Soma santralının iki ünitesinin hangi gerekçeyle ayakta kaldığını sanıyorsunuz? Gazeteler “şehir ısıtması” diye bir şeyden bahsediyorlar. Peki o hengâmede işsizlik korkusuyla santralın ve madenin önüne yığılan kamyonculara ne demeli?

turgut-avci-kamyon.jpg

Soma’da kamyonlar… …ve kamyoncular!

Daha sonra, 6 ay içinde bu çevre işleri nasıl yoluna konuluverdi de Afşin, Kangal, Seyitömer, Soma ve Çatalağzı santralları birbiri ardından tekrar devreye alınıverdi? Bu mucizede, kamyoncu esnafının hiç mi katkısı yok sanırsınız? Onların Kooperatif Başkanları kimlerdi acaba?

Peki, bunların hepsini görür ve inanırsınız da, Yatağan 10 No.lu Damperli Taşıyıcılar Kooperatifi Başkanı Turgut Bey’i “Elektrik Sektörüne Yön Verenler” sınıfına soktuğum zaman neden şaşırırsınız? Ülkemizin yönetiminde (özellikle taşranın idaresinde) çok etkili olabilen bu sosyal gerçekliğimizi neden görmezlikten gelirsiniz?

***

Önemli bir not:

Bu son yazımda, Termik Santrallar için büyük önem taşıyan kömür taşıma ve damperli taşıyıcıların önemi konularını Yatağan ölçeğinde ve Sayın Turgut Avcı’nın şahsında örnekleyerek ele almaya çalıştım. Elbette her anlatım gibi benim anlatışımda da eksiklikler, yanlışlıklar ve yorumlama hataları olabilir. Şu anda çoğu hayatta olan söz konusu kişilerin varsa hatalarımı ve eksikliklerimi göstermeleri en halisane dileğimdir. Bu şekilde, enerji tarihimizi daha doğru ve gelecek kuşaklara daha yol gösterici bir hale sokmamız mümkün olabilecektir.

Önceki ve Sonraki Yazılar